Anasayfa / Güncel Haberler / ŞİMDİ SOLCU VE İLERİCİ OLMAK NE ANLAMA GELİYOR?

ŞİMDİ SOLCU VE İLERİCİ OLMAK NE ANLAMA GELİYOR?

Solculuk, toplumsal yaşam koşullarını iyileştirmek ve zihni-fikri özgürlük ortamını güçlendirmektir.

Türk solculuğun temel damarı Jakobenizmdir. Gerek İttihat ve Terakki, gerekse de Mustafa Kemal ve arkadaşları, jakobenizmden etkilendiler ve Batı’nın modernist yaşam biçimini referans alarak Türk toplumunu baştan aşağıya değiştirme mücadelesine girdiler ve böylece Türk devrimleri ortaya çıktı.

Bu arada, Türk Marksistleri de Sovyet Rusya deneylerinden hareketle, düzenin değiştirilip yeni bir toplumsal yapının kurulması açısından, devrimci yol ve yöntemleri tercih ettiler. Bu bakımdan Atatürk ve arkadaşlarının “yeni toplum” için kullandıkları yöntemlerle, Türk Marksistlerinin sosyalist devrim için kullandıkları yol ve yöntemler aynı oldu. Sonradan sosyal demokrasiye evrimleşmeye başlayan CHP ile Türk Marksistleri, temel olarak toplumun yeniden kurgulanması meselesinde modernleştirici elit denilebilecek bir dönüştürücü rolü benimsediler.

İşte tam da bu açılardan hem Cumhuriyet devrimleri hem de Marksistlerin düzen değişikliği adı altında gündeme getirdikleri yeni toplumsal düzen, aslında bir yerde toplumun ilerletilmesi, yani ilerici bir misyon anlamına geliyordu.

Şimdilerde ise dünya çok değişti. İki dünya savaşını çıkaran Fransa ve Almanya, tek bir devlet olmaya hızla gidiyor. Bu arada, aynı Batı, toplumsal yaşam açısından birçok sorunu çözmüş durumda.

İnsan hakları, katılımcı demokrasi, çoğulculuk ve toplumsal zenginlik, Batılı kapitalist ülkelerin olmazsa olmaz kriterleri olmuştur. Halbuki aynı Batı, 19 ve 20. yüzyılda çeşitli savaşlar ve baskıcı rejimleri ortaya çıkaran ülkelerden oluşuyordu.

Batı toplumlarının bu aşamaya gelmesinin arka planında, sosyal demokrasinin 100 yıllık evrimci temelde yürüttüğü ekonomik-demokratik mücadele geleneği bulunmaktadır.

Batılı toplumlarda devlet giderek küçülürken, küçülen devletin yönetilmesi meselesinde, toplumdaki tüm sınıf ve katmanlar söz sahibi olmaktadır. Bu ise günümüzdeki ilericilik anlamına gelmektedir. Öte yandan, bilim ve teknolojinin gelişmesi, kapitalist toplumlardaki üretimin yapısını değiştirmiştir. Artık Marks döneminde teorisi yapılan işçi sınıfı, yerini bilgi sahibi, yetişmiş beyin işçilerine bırakmış, bırakmaktadır.

Üretimin parçalara ayrılarak yapılması, toplumsal ilişkilerde de derin bir değişim gündeme getirmiştir. Ayrıca son 20 yıl içinde daha önce kitaplarda olmayan yeni kavramlar, üretmenin yapısını açıklamak için kullanılmaktadır.

Örneğin yönetim danışmanlığı, insan kaynakları, toplam kalite gibi kavramlar, “yeni ekonominin” temel referans noktaları haline gelmiştir. Piyasa ekonomisi, Marks döneminden çok farklı değerleri içinde barındıran yeni bir üretim tarzına dönüşmüştür.

Piyasaya kalitesiz ürün sürülememektedir. Çünkü işçi haklarından çok farklı olarak, tüketici hakları, çevre, kadın hakları gibi kavram ve dinamikler ortaya çıkmıştır. Bütün bunlar serbest piyasa ekonomisini, belli kriterler etrafından ve sadece tüketiciyi memnun etmeye dayalı bir üretim formatına sokmuştur. Yani üretim alabildiğince çeşitlenmiş ve ürünler sürekli olarak kendilerini yenileyerek, pazarda satılabilmektedir.

Bu ise üretim çeşitliliğini zorunlu hale getirmiştir. Bütün bunların sonucu, toplumsal çeşitlilik ve alt kültürlerin, başta devlet olmak üzere, kendilerini tüm alanlarda ifade eder hale gelmesinin kapılarını aralamıştır.

İnsan hakları, hukuk devleti, toplumsal çoğulculuk ve çeşitlilik ile tüketicinin korunduğu piyasa ekonomisi, günümüzde toplumsal ilerlemenin temel itici gücü olmuştur.

Kimliğinde, insanlığın evrensel çıkarlarını savunan solculuk da, bu aşamada, kendini yeniden tarif ederek, eski, devletçi geleneğinden sıyrılmış ve piyasa ekonomisinin olumlu yanları ile sosyalizmin temel değerlerinin sentezini yapıp, sosyal demokraside üçüncü yol ya da “yeni sol” olarak yeni bir tarif geliştirmiştir.

Yeni sol, genlerinden gelen özgürlük, eşitlik, sosyal adalete dayanan temel değerlerini koruyarak, piyasa ekonomisi, insan hakları ve çoğulculuğu, kendini yeniden tanımlayan temel değerler olarak ele almıştır…

Türkiye’deki kimi solcular, hâlâ, 20 yıl önceki dünya konjonktürü günlerinde ezberlediklerini savunarak ne yazık ki olması gereken yerde değildir. Şu anda solculuk ve tabii ki ilericilik adı altında mevcut merkezi devlet aygıtı savunulmaktadır.

Bir başka deyişle, özgürlük ve adalet gibi evrensel insanlık değerleri solcu oldukları için savunmak zorunda olan solcular, tam da şimdi Türkiye’deki kurulu düzeni (statüko) savunur durumdadırlar. Bu bakımdan ilerlemeci değil, mevcut koruyan muhafazakârlar şeklinde bir resim çizmektedirler. Halbuki solcular ve ilericiler, her şartta yenileşme ve toplumsal ilerlemeyi savunmak durumundadır.

Tam bu noktada mecliste bulunan kamu yönetimi reform tasarısına, solcu oldukları bilinen sendika ve meslek odaları tarafından şiddetle karşı çıkılması anlaşılır bir şey değildir. Burada sormak lazım; ne zamandan beri ve neden, solcular, merkez-bürokratik, baskıcı otoriteye dayanan düzeni savunmak zorunda kalmışlardır? Halbuki aynı kesimler, yıllarca sağ iktidarlar tarafından hortumlamak için büyütülen devletin küçültülmesini savunup, eğitim, sağlık ve sosyal refah alanında güçlendirmesini savunmak durumundadırlar.

Marksistler, siyasal yol haritalarını üretim ilişkilerinin durumuna göre belirlerler. Marks’ın sosyalizmin teorisini oluşturduğu dünya, şimdi, başkalaşmış ve evrimci yoldan değişime uğramıştır; bir yerde Marks’ın ütopyası olan Avrupa Birleşik Devletleri projesi gerçekleşmiştir.

Şimdi üretim ilişkilerini, zincirinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan işçi sınıfı ile kapitalist belirlemiyor; tersine bilgisi ile üretimi belirleyen yeni türden işçi (beyin işçisi) ekonominin gidişatını belirliyor. Burada sahibi (patron) yeri geldiğinde işçisine bağımlı hale geliyor. Yönetim danışmanlığı, insan kaynakları, toplam kalite gibi sektörlerin ortaya çıkmasının nedeni de budur.

Durum böyle olunca, “yeni toplumsal ilişkiler” solculuğun ve ilericiliğin yeniden tanımlanmasını zorunlu hale getirmiştir. İnsan hakları, tüketici hakları, sosyal adalet, hukuk devleti, çeşitlilik ve çoğulculuk, ilerici olmanın ve solcu olmanın temel ölçütleridir. Solcular siyasal yol haritalarını bu kriterlere göre belirlemek durumundadır.

Kamu yönetimi reformu, hantal, bürokratik devleti % 50 küçülmeyi amaçlayan bir reform projesidir. Solcular buna karşı çıkmamalıdır; ancak devletin küçülmesi sonucunda işlerini kaybedecek insanlar için çözüm yollarının yasaya girmesini sağlamak gibi bir alternatifleri olmalıdır. Ayrıca devletin yükü % 50 azalacaksa, eğitim sağlık ve sosyal adalet yönünde yatırımların artırılmasını talep etmelidir. Çünkü ilericilik ve solculuk, devletin küçültülerek, halkın yaşam düzeyinin artırılması, kısacası zenginleşmesinin savunulmasıdır.

Solcu olup da devletin küçültülmesini istememek bir biçimde mevcut düzeni savunmaktır. Halbuki solculuk ve ilericilik, sürekli olarak düzenin, insanlık ve emekçiler lehine değişmesini ve ilerlemesini savunmaktır.

 

Çok Okunan Haber

Genel iktidarın yolu,belediyelerin başarı hikayelerinde

Sosyal demokrasi fikirsel/ideolojik duruşu, sınıfsal tercihleri, ahlaki ve vicdani üstünlüğü ile insanoğlunun bugüne kadar gördüğü …

Bir yorum

  1. haklısın devletin,keşmekeş yönetimden kurtumalıdır,iş bilen tecrübeli,konusunda uzman yurtsever,yurtsever ,diisiplinli bir yönetim,anlayışının,olmasıdır,devletin,küçülmsi deyil işi sınıfı Emekten yana,olan sınıfı rencide etmeden kıyım yapmadan,tüketime deyil.üretime,dayalı bir politikanın sürdürülmesidir.dünya teknolojiyi iyi kulanıyor,ülkemizde teknoloJinin olmasa olmazı,rüzgar enerJisinden,güneş enerJi den faydalanırken ülkemiz de çok az bir yatırım yapılmaktadır.hata,retimi terk etmiştir,kapitalismin oyunlarına ,yenilmiştir.İthalat,ta bağlı bir ekonomi yaratmışlardır. halbuki,sanayileşmeyi,doğal enerji zerine kurmak zorunluluğu var,bu da,BİR EKONMİK,DEVRİM,OLUR,KÖYDEN,BAŞLAMAK ÜZERE.SELAMLAR.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir