Anasayfa / Baş Yazar / SON DAKİKA ROMAN MI ÇİNGENE Mİ, EZİLMİŞ HALKIN ÖYKÜSÜ (2)

SON DAKİKA ROMAN MI ÇİNGENE Mİ, EZİLMİŞ HALKIN ÖYKÜSÜ (2)

  1. Alman faşizmi ve çingene soykırımı

Dünyanın her yerinde çingene ismi, hırsızlığı, cahilliği, bilgisizliği ve kültürsüzlüğü ifade etmek için kullanılmış ve kullanılmaktadır. Bu nedenle Romanlar, kendi tarihi isimlerinden utanmaya ve inatla çingeneliği reddetmeye başlamışlardır. Ve tabi tarihte hiçbir halk böylesine bir aşağılama ve horlanma yaşamamıştır. Böylesine ağır bir biçimde horlanmalarına rağmen hak arayıp itiraz etmemiş, tersine hep sinmiş, uysal olmuşlardır. Bu bile Romanların acılı, acıklı yaşamları açısından aydınlatıcı ipucudur.

Avrupa’nın her devleti ve toplumunda en kötü meslekleri yapmaya zorlandıkları yetmiyormuş gibi, Hitler döneminde aynen Yahudiler gibi soykırıma tabi tutulmuşlardır. Ancak, dilleri, kültürleri, siyasetçileri, sanatçı ve yazarları olmadığı için, kendilerini anlatacak lobileri oluşturamamış ve soykırıma uğradıklarını bile kimseye anlatamamışlar, anlatmamışlardır. Bu nedenle, tüm dünya Yahudi soykırımını konuştu, uluslararası kuruluşlar protestolar yağdırdı; Almanya, resmen, tüm Yahudilerden özür diledi, ama hiç kimse çingenelerden bahsetmedi. Ve hemen hiçbir tarih kitabında, çingenelere yönelik soykırım dile getirilmedi. Buna ırkçı, aşağılayıcı tarih yazımı ve yorumu denilmeyecekse, neye denilecek?

6 Aralık 1942’de SS şefi Heinrich Himmer tarafından çıkartılan kararda “çingenelerin top yekün imhası” emredildi. Çingeneler Auschwitz gibi imha ve çalışma kamplarında, laboratuvarlarda öldürüldüler.

Faşist teorisyenler “Bu çingeneler Avrupa’ya yabancı kanı taşıyorlar” diyorlardı. O dönemde çingenelerin sayısı bilinmediği için, Nazi kamplarında kaç kişinin imha edildiği soru işareti… Ancak en iyimser tahminle 500 bin kişinin öldürüldüğü bilinmektedir. Ve üstelik Nazi subayları söz konusu çingeneler olunca, zevkle gaz odalarına atılmalarını emretmişlerdir. Naziler, Almanya dışında Fransa’da 15 bin, Polonya’da 35 bin, Macaristan’da 28 bin, Rusya’da 40 bin çingeneyi yok ettiler.

Her halkın, her ulusun tarihten beslenen bellek, bilinç ve bilinçaltı vardır. Buna bir nevi ulus bilinci ve tarihi-genetik oluşum da denilebilir.

Romanlar, hiçbir zaman, bir toprak parçası üzerinde yaşayarak, gelenekten beslenen kültürleri ile gelecek hayali kurmadılar, kuramadılar. Çünkü geleceğe ilişkin hayal kurmanın yolu, tarihten beslenen gelenektir. Belleği, geleneği olmayan çingeneler bu nedenle gelecek hayali, tasarımı oluşturmadı, oluşturamadı…

Avrupa’nın tüm ülkelerinin devlet ve toplumları tarafından küçümsendikleri için, Nazi soykırımına uğramalarına da hiç kimse ses çıkarmadı. Herhalde bir halk için böylesi bir durum acının da acısı bir gelişmedir. Üstelik bu tarihi aşama Avrupa açısından neredeyse 600 yıl sürdü.

Şimdilerde Avrupa Birliği sürecinin demokratik-insancıl özü nedeniyle azınlıklar ve dolayısıyla çingeneler öne çıkmaya başladı.

AB üyesi ve aday üyesi ülkelerde, çingeneler insan ve vatandaş görülmeye başladılar. Bu durum çingene tarihi açısından devrim niteliğinde bir gelişmedir.

AB süreci Türkiye’yi tepeden tırnağa değiştirirken Romanları da değiştirmeye ve Roman bilincinin öne çıkmasına olanak sağladı. İki yıl içinde 12 tane Roman derneği kuruldu. Daha sonra federasyon kurdular. Yani ilk defa Türkiye romanları kendilerinin vatandaş olarak farkına vardılar ve bir araya gelerek örgütleniyorlar.

Daha önce Romanların diğer toplum kesimlerinin yapmadığı işleri yaptıklarına değinmiştim. Örneğin lağımcılık, çöp toplama, ayı oynatma, fal bakma, sepetçilik vb.

İstanbul’da çöp toplayıcılığı ile geçinen bir roman kadınının sözlerine kulak verelim: “Bize pis diyorlar, nasıl temiz olalım, her gün sizin çöplerinizi temizliyoruz. Bodrum’da süslü kokanalar yılda bir kez yatlarla çöp toplamaya çıkıyorlar, yaza yaza bitiremiyorsunuz. Oysa biz bütün yıl hep çöp toplarız. Hiç görmezsiniz bizi. Kel kuşları (kelaynak) bilem korursunuz. Çingeneleri de korumaya alsanız ne olur ki?”

Ve Edirneli bilinçli bir Roman’ın sözleri:

“Ezilmişiz, çünkü örgütlü topluluk değiliz biz. Sanki dünyanın bütün

namussuzluklarını biz yapıyormuşuz gibi muamele görmüşüz. Bizim halkımızı yıldırmış bu aşağılanma. Bizim de bir dil yapımız var. Yaşama biçimimiz var. Ama her şeyden önce insanız. İnsan olduğumuzu kabul ettirmek için, çingeneliğimizi inkâra kalkışmışız. Maddi gücümüz yok, eğitimimiz yok, kültürümüzü değerlendiremiyoruz. Bir can derdine, bir boğaz derdine düşmüşüz, öyle de gidiyoruz.”

DEVAM EDECEK

 

Çok Okunan Haber

“Sosyal Demokrasinin Mezitli Modeli”

Mezitli Deresi kenarında yeşillikler içerisinde bulunan Mezitli Belediyesi Emekli Evi, emeklilerin uğrak mekânı olmaya devam …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir