Anasayfa / Güncel Haberler / Sanatçının siyasi ve edebi duruşundaki çelişkiler

Sanatçının siyasi ve edebi duruşundaki çelişkiler

Yazıya bir ön kabulle başlıyorum: Bir kişi, hem toplumda yaşayıp hem de toplumdan bağımsız,apayrı bir alan oluşturamaz; şu ya da bu biçimde, toplumsal olandan etkilenir.

Bu kişi sanatçı ve üstelik edebiyatçı ise, etkilenme süreci çok daha karmaşık bir yol haritası izler.

Çünkü, sanatçı kişi, yaşananları, yaşantının hallerini, anlarını, kendi hayal gücü ve akıl süzgecinde yeniden yaratır.

Yaratım sürecinde, sanatçı kişinin dünya görüşü , dünya duyuşu , dünyaya yüklediği anlam ile siyasal-ideolojik kanıları , görüşleri diyalektik bir etkileşim sürecine girer.

Girer; çünkü sanat, hiç bir zaman gerçeğin olduğu gibi yansıtılması, taklit edilmesi değildir.

Tersine, gerçeğin, sanatçının yaratım sürecinde, hayal gücünde değişime uğrayarak, yeniden tasarlanması, modellendirilmesidir aynı zamanda.

Bu nedenle sanatsal yaratıcılık, aynı zamanda imgesel modellendirme, tasarlama demektir.

Sanatçı kişinin yaratıcılık öyküsü,  içinde yaşadığı toplumun sorunlarına nasıl baktığı, algıladığı  ve nasıl bir gelecek öngördüğü ile yakından ilgilidir.

Edebiyat tarihinde, sanatçı kişinin toplumsal idealleri ve siyasal görüşleri ile sanatsal-imgesel yaratıcılık süreçleri genellikle örtüşmüştür ve belki de bu,  sanatçı kişinin iç dünyası açısından tutarlılıktır.

Yani, ideolojik-siyasal görüşleri ile halka yakın düşen sanatçılar, sanatsal yaratıcılık açısından da aynı çizgilerini sürdürmüşlerdir.

Örneğin, Gorki, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Nikoloy Çernişevski  , Bertolh  Brech  gibi.

Ancak , sanat tarihine baktığımızda, bir çok ünlü sanatçının yaşam öyküleri ile sanatsal yapıtlarının estetiksel-fikirsel–düşünsel mesajları açısından derinden çelişkiler vardır.

Burada sanatçının toplumu duyuşu, algılayışı  ile siyasal kanıları ve görüşleri arasında meydana gelen çelişkili bir durum söz konusudur.

Balzak buna çok iyi bir örnektir.

1789 devriminden sonra ,Fransa’da ortaya çıkan toplumsal karşıtlıklar ve yükselen burjuva yaşam biçiminin, insani duyguları yok edip, her şeyi paralaştırıp, metalaştırmasını hemen tüm romanlarında gizli olarak ortaya koyan Balzak’dan başkası değildir.

Ama aynı Balzak, hem yaşam biçimi hem de siyasal kanıları ve fikirleri açısından kralcı bir duruş sergilemiştir.

Kralcı görüşleri benimseyen Balzak ile toplumsal çürümüşlüğü ustaca betimleyen Balzak aynı kişi mi diye sormak son derece haklı bir sorudur.

Ama, sanat tarihinde böylesine çelişkili durumlara sık sık rastlanmıştır.

Örneğin Alman Aydınlanma ve Humanizminin en büyük şairi Gothe’nin durumu da Balzak’a çok benzer.

Geç kalmış Alman Romantizminin dehası olarak kabul edilen Gothe, Bismark Almanya’sında imparatorluğun övücülüğünü yapmıştır.

Bu nedenle bir ara, yöresel mecliste de görev almıştır.

Rusya’nın en büyük yazarlarından Tolstoy  ve  Gogol’ün yaşam öyküleri ile eserleri arasında da böylesine önemli  çelişkiler vardır.

Hatta Tolstoy’un yazarlığa başladığı ilk dönemlerdeki siyasal görüşleri  ile eserlerinin estetiksel-fikirler mesajları hemen hemen örtüşün ve bu bağlamda tutarlılık gösteren bir sanatsal kişiliktir.

Tolstoy zengin bir aristokrattır, ama  kendi arazilerini köylülere dağıtan son derece soylu davranış örneğin gösteren birisidir de aynı zamanda.

Bu yıllarda Rusya’da ütopik köylü sosyalizm dediğimiz siyasal akımlar etkiliydi ve Tolstoy, bu düşünsel-siyasal ortamdan etkilenmişti.

Diriliş romanını bu günlerde yazdı ve kendi yaşamında hayata geçirdiği toprak reformunu romanına yansıttı.

Ancak, aynı Tolstoy, ileriki dönemlerinde siyasal fikirlerini değiştirdi ve hrıstiyanlığa atıfta bulunmaya başladı.

Bu durum, romanlarına da yansıdı.

Bu bakımdan bir sanatçı olarak Tolstoy, yaşamı boyunca halka yakın düşmüş, halkı anlamaya çalışmış birisi olmakla birlikte, siyasal kanıları açısından, sürekli olarak değişim geçirmiştir.

Gogol örneği ise sanat tarihçilerinin özel olarak incelemesi gereken bir realitedir.

Gogol, yaşam biçimi ve siyasal düşünceleri  tipik bir aristokrattı.

Olgun döneminde, Rusya’nın her köşesinde köylü isyanları çıkıyordu.

Çarlık sisteminin açıklarını tespit edip, çara bildirmek için geziye çıkar. Amacı, sistemin kötü işleyen yanlarını gözlemleyip, Çara rapor etmektir.

Birkaç yıl süren gezisi sırasında, asıl Rus gerçeği ile yüzleşen Gogol, daha sonra Ölü canları yazmıştır.

Ölü canlar, Rus çarlığının kokuşmuşluğunu, insanın insanı nasıl ezdiğini anlatan ve bu nedenle ölümsüzleşen bir edebiyat başyapıtı olmuştur.

Geziye çıkarken, toplumu başka türlü algılayan, gören Gogol, geziden sonra gerçeği ve sadece gerçeği yazmıştır. Ama sonuçta aristokrasinin yaşam biçimini eleştiren ve halka yakın düşen bir eser ortaya çıkmıştır.

Yani, Gogol’ün siyasal kanılarının yönlendirdiği niyeti ile vardığı nokta birbirinin zıttı olmuştur.

Sanatsal yaratıcılık ve yaratım  süreçleri böylesine değişimci ve yenilikçidir işte

Natüralizmin kurucusu ve Fransız edebiyatının dehalarından Emil Zola’nın romanlarını okuduğumuzda, Zola’yı sosyalist  siyasetçi olarak algılayabilirsiniz; ancak Zola’nın sosyalist örgütlerde çalıştığını gösteren bir belge yoktur.

Zola’nın benimsediği sanatsal yaratıcılık yöntemi, onu, gerçekliğin bütün çıplaklığı ile yansıtılması noktasına getirmiştir.

Bu nedenle, maden işçilerinin yaşam biçimlerini, yaşamdan beklentilerini dramatik-trajik boyutları  ile  anlatmış , aktarmıştır.

Bütün bunları yazmamın nedeni, bir yazarın, siyasal –ideolojik duruşu ile yapıtlarının estetiksel-fikirsel mesajları her zaman örtüşmez ve kimi zaman tutarsızlık, hatta karşıtlıklar içerir.

Ama bu karşıtlık durumu, sanatçının edebi değerini eksiltmez.

Ne yazık ki sanat tarihinde böylesine çelişkili süreçler hep olmuştur. Sanatçılarının, yaşadıkları dönemde anlaşılması, bu çelişkili durum nedeniyle  kolay olmamıştır.

Emil Zola, yıllarca Fransa’da neredeyse hain olarak damgalanmıştır.

Dostoyevksi idamdan dönmüştür.

Ya Sarter?

Fransa’nın Cezayir’de yaptıklarına karşı çıktığı için aforoz edilmiştir..

Ama aynı Fransa’nın cumhurbaşkanı “Sartre’a dokunmayın çünkü o Fransa’dır” demesini bilmiştir.

Kıssadan hisse mi?

 

Çok Okunan Haber

Genel iktidarın yolu,belediyelerin başarı hikayelerinde

Sosyal demokrasi fikirsel/ideolojik duruşu, sınıfsal tercihleri, ahlaki ve vicdani üstünlüğü ile insanoğlunun bugüne kadar gördüğü …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir