ESER KARAKAŞ


Hrant Dink ve dipsiz kuyu
Arkadaşımız Hrant Dink’in kalleşçe katlinin beşinci senesine yaklaşıyoruz.
Bu menfur olayın üzerinden yaklaşık beş sene geçti, ortada, cinayet günü 18 yaşının altında bir tuhaf çocuk ve azmettirici olarak da bir Ramazan davulcusu var.
Erhan Tuncel’in ve arkasındakilerin bu olayda yeri nedir, bu bile hala tam belli değil.
Böyle bir yazıyı cinayetten beş sene sonra yazmaktan ben bile utanıyorum ama anlaşılan birileri yaptıklarından, eylemsizliklerinden hiç utanmıyorlar.
Davanın başından beri bir konu, aklı ve vicdanı olan herkesi rahatsız ediyor.
Dink ailesinin fertleri, ailenin avukatları ortaya çok ciddi iddialar atıyorlar.
Bu iddialar doğru da olabilir, yanlış da.
Ama, kamu otoritesinin yerine getirmekle mükellef olduğu konu, bu iddiaları araştırmak ve herkesi tatmin edecek bir biçimde sonuçlandırmak ve bu sonuçları kamuyla paylaşmaktır.
Oysa, olan biten pek böyle olmamaktadır.
İddialar ortaya atılmakta ama hemen sonra dipsiz bir kuyuda kaybolup gitmektedirler.Hukuk devletlerinde böyle dipsiz kuyular olamaz.
Son günlerde Dink ailesinin avukatları ortaya iki ciddi iddia daha atmaktadırlar.
Bu iddialardan birincisi bir jandarmanın açıklamalarına dayanmaktadır.
Menfur cinayet sonrası Samsun yönüne giden bir otobüse binen katilin yanında, onu izlemek için dört sivil polisin olduğu bir jandarmanın iddiasıdır.
Bu iddia doğru ise, devletin her şeyi başından beri izlediği gibi korkunç bir gerçek karşımıza dikilebilir.
Bu konuda İçişleri Bakanlığı ilgilileri sessizliklerini korumaktadırlar.
İkinci önemli iddia cinayet saatlerinde olay mahallindeki cep telefon kayıtlarına ilişkindir.
Bu kayıtların olmadığına ilişkin resmi açıklamalar inandırıcı olamazlar.
TİB (Türkiye İletişim Başkanlığı) bu konuya ilişkin ve herkesi tatmin edici bir açıklamayı hemen yapmak gibi mesleki bir zorunlulukla karşı karşıyadır ama anlaşılmaz nedenlerden, TİB, meseleye yönelik olarak, çocukları bile güldürecek açıklamalarla yetinmektedir. 
Hem sivil polisler meselesi, hem TİB’e yönelik sorular, hem de bürokrasinin kirli koridorları arasına atılmış ihbarlar dipsiz kuyunun içinde kaybolup gitmektedirler.
Bu konuya yönelik bizlerin güven endeksi yerlerde sürünmektedir.
AİHM’e verilen o korkunç, o rezil savunma metni herkesin aklındadır.
Dink ailesinin, her vicdanlı vatandaşı çıldırtan, çileden çıkartan bürokratik beceriksizlikler ve kasıtlı olduğu izlenimini veren savsaklamalar üzerine İçişlerine açtığı dava sürecinde de AİHM’e verilen o korkunç savunma metnini çirkinlik açısından kıskandıracak bir başka metin de bürokrasi tarafından Danıştay’a verilmiştir.
Bu çirkin (en hafif deyimiyle) savunmaları yazanlar kimlerdir?
Bürokrasinin, devletin bağrından bu savunma metinleri çıkabiliyorlar ise, Dink cinayetinin aynı bürokrasi, aynı devlet aparatının bir bölümü tarafından planlandığına, tezgahlandığına ve uygulandığına inanmak imkansız olmaktan da çıkabilmektedir.
Ve işin en korkunç, en inanılmaz, en ürkütücü boyutu da budur.
Dink cinayetinin geldiği noktada siyasi iktidara, TBMM’ye, yargıya, yani devlete çok önemli bir görev düşmektedir.
Ne olduğunu söylemeye gerek var mıdır?  
Yapılması ahlaken şart olan dipsiz kuyudan iddiaları çekip çıkartmak, gereklerini yerine getirmektir.


 

Yazar Ufuk Turu

Çok Okunan Haber

MERSİN TARİHİ – PETROS BODASAKİ – Mersinde Dekovil Hattı – Pera Palası satın alan işadamı

Mersin’in kuruluşunun ardından ekonomik gelişimi ve sanayileşmesinde önemli rol oynayan Rum sermayedar Petros Bodasaki kimdir. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.