SPİNOZA

 

“Bir şey kendisiyle aynı doğadan başka bir şeyle sınırlandırılıyorsa; o şeye kendi cinsinde sonlu denir” Spinoza

 

Bir görüşü, ideolojiyi ve onu ortaya atan kişiyi tanımaya, anlamaya çalışmak, onun peşinden gitmek veya ona bütünüyle katılmak anlamı taşımaz, taşımamalı. Kimi zaman, önceleri hayranlık duyduğunuz, sempati beslediğiniz birini yakından tanıdığınızda bu size ondan uzaklaşma hissi de verebilir. İsimleri dünya çapına yayılmış ünlü kişiler diyelim biz buna ki; aralarında hemen her meslekten insan vardır, hayatlarını yakından incelediğinizde ‘normal ölümlülerden’ pek de farklı olmadıkları görülür. Böyle bir sonuca ulaşmak, onları gözümüzde büyütmeden daha nesnel değerlendirmemize yol açar. Unutmayalım ‘şeyh uçmaz mürit uçurur’ sözü boşuna denmemiştir. Benim ağırlıkla felsefecileri tanıtma çabam; kendimize olan güveni pekiştirmek ve nesnel bakış açıları geliştirmek içindir.

Baruch Spinoza da yukarıda anlatmaya çalıştığım çabanın sonucu olarak bugün burada konuk aldığım bir filozoftur. Spinoza; 1632 yılında Hollanda’nın Amsterdam şehrinde Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. O, aile büyükleri İspanya’da yaşamış bir Sefarad Yahudisiydi. 1492 senesinde İspanya krallığı yayımladığı bir fermanla, ülkedeki tüm Yahudileri kovdu.  Bir kısmı da Osmanlı’ya sığınan Sefarad Yahudileri tüm Avrupa kıtasına yayıldılar. Spinoza ailesi de Amsterdam’a yerleşmiştir.

İlk eğitimini küçük bir Yahudi cemaati içinde alan Spinoza; yirmi yaşından itibaren Latince öğrenmiştir. Latince ona, Avrupa düşünce geleneğine geçiş yapma imkanı sunmuştur ki; o dönemler Avrupa’da bilim ve felsefe dili Latince’dir. Ana dilleri başka başka olan Avrupalılar, bu dil sayesinde diğer ülkelerdeki bilim ve düşünce insanları ile kolay iletişim kuruyor, mektuplaşıyor ve eserlerini yine bu dilde yayımlıyorlardı.

Latince ile Avrupa düşünce sistematiğine adım atan Spinoza, kendini yerleşik Yahudi geleneğinden ve öğretilerinden soyutlamıştır. Bu yönelim onun Yahudi cemaatinden dışlanmasını getirmiştir. Bu ayrı düşme onu yalnızlaştırarak; tüm dayanağını kendinden almak zorunda bırakmıştır. Hocası cizvit rahibi Van den Enden’den çok etkilenen Spinoza; onun radikal fikirleri ile tanıştı. Mütevazi ve kıt kanaat geçinen Spinoza, Avrupa çapında entelektüel dostlar edindi, onlarla mektuplaştı. Yalnızlığı ona felsefi çalışmalara daha sıkı yönelmesini sağladı.

Spinoza hayattayken yalnızca iki eseri yayımlanmıştır. Bunlardan ilki, 1663’te Descartes felsefesine dair betimsel bir incelemedir. Diğeri de öldüğü yıl (1677) yayımlanan ve en ünlü eseri olan ‘Etika’dır. Bazı eserlerini tamamlayacak kadar uzun bir yaşam sürmemiştir. Descartes fikrinden çok etkilenen Spinoza, döneminin aydınlanmacı filozofu olarak kabul görür.

Spinoza, ünlü kitabı Etika’yı tıpkı Öklid’in ‘Ögeler’ kitabı gibi geometrik yöntemle yazmıştır. Yaşadığı dönem (17.yy) geometriye olan ilginin arttığı bir dönemdir. Yine etkilendiği Descartes da ‘Meditasyonlar’ kitabını geometrik yöntem ile yazmıştır. Etika beş bölümden oluşmuştur. İçinde tanımlar, önermeler, aksiyomlar ve kanıtlar vardır. Etika ilk bölümünün başlığı ‘Tanrı Üzerine’dir.

Etika kitabı onun felsefesinin tamamını yansıtmaz. Kitap; onun felsefesine bir giriştir sadece. Spinoza Tanrı’yı şöyle anlar: “Tanrı derken mutlak anlamda sonsuz bir varlığı anlıyorum. Başka bir deyişle her biri ezeli-ebedi ve sınırsız özünü ifade eden sonsuz sıfatlardan ibaret…” Doğa’yı da “Tanrı’nın doğasından ya da Tanrı’nın herhangi bir sıfatından zorunlu olarak çıkan şey; yani Tanrı’da olan ve Tanrı olmaksızın var olamayacak, tasavvur edilemeyecek şey” olarak açıklar

Akılcı filozoflar aklı çok önemserler. Öyle ki onlara göre; “Aklın onayını almayan hiçbir şey, vahiy de olsa tanrısal olamaz!” Spinoza panteisttir (doğatanrıcı). Bir sözünde şöyle der: “ Tanrı’yı seven kişi, karşılık olarak Tanrı’nın da onu sevmesi için çabalayamaz.”

Spinoza felsefesi yoğun metafizik içerir ve anlaşılması çok güçtür. Onu etüt etmek için biraz zaman ve çaba gerekir diye düşünüyorum.

Ona göre: “İyi; arzuların doyurulması durumudur. Diğer bir anlamda varlığı koruma çabasıdır. Bu arzunun kaynağı ise akıldır. Akla uygun davranmakta, tabiatın zorunluluklarından çıkan bir şeydir. Akıllı insanlar acı duymazlar, pişman olmazlar. Akıllı kişi erdemlidir. Çünkü erdem; şehvet arzularının azalmasını mümkün kılar. Özgür insan; kendi arzularının kaynağını bilen ve aklın ilkelerine göre hareket edendir…”

Çok Okunan Haber

Çamlıbel nasıl canlanır?

  Sorunun cevabı bir dosta yazdığım mektupta saklı, bu mektubu paylaşmak istiyorum… Sevgili dostum; Unutmuş …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir