Anasayfa / Güncel Haberler / SİLİFKE FOLKLORÜ EMEK VE ÇALIŞMANIN ÜRÜNÜDÜR

SİLİFKE FOLKLORÜ EMEK VE ÇALIŞMANIN ÜRÜNÜDÜR

Kızılderililerin av dansı aslında, ava hazırlıktan, başka bir şey değildir.

Dansta  ağıtlar yakılırken, fiziksel gösteriler yapılır;  çocuk, genç, ihtiyar, erkek- kız herkes, yani kabilenin tamamı, dansın içinde yer alır.

Dans, ilkel insanın, vücudunu güçlü hissetmesi ve   zihinsel olarak ava hazırlanmasından başka bir şey değildi.

İnsansal kültür bir biçimde devam etti; av dansı daha sonraki yıllarda ,halk oyunları ya da folklor olarak  günümüze kadar geldi.

Bugün folklor da dediğimiz  halk dansları, böylesi bir tarihsel arka plandan beslendi.

Dolayısıyla folklor toplumun yaşayan hafızasıdır, aynı zamanda.

Folklor,  toplumumuzun yüzyıllardı topluca yarattığı emek ve çalışmanın, dayanışma ve toplumsallık değerlerinin,  günümüze taşınmasıdır.

Halk hikayeleri, fıkralar, destanlar,halk ozanları,türküler demokratik halk kültürünün taşıyan sanatsal yaratım dilleridir.

Folklor, Anadolu insanının, doğa ile mücadelesini, imgesel olarak, figürlere, hareketlere, imajlara dökülmesidir.

 İklim ve coğrafya halkın duyuşunu, düşünüşünü, yaşamı anlamlandırması ve algılamasını değiştirmiştir.

Örneğin Erzurum’un soğuk iklimi, halk oyunlarını daha sert ve mücadeleci bir biçime sokarken; Adıyaman ya da Silifke’nin şartları, hem figürleri hem de imajları değiştirmiştir.

Farklılıklarına rağmen halk oyunlarının temel özelliği, emek ve çalışmanın ürünü olmaları ve yaşamın, çalışmanın eğlenceye dönüştürülmesidir.

Halk oyunları, yaşamın çeşitliliği ve çok sesliliğini yansıtır.

Bireysel de oynansa da temel olarak topluca icra edilir.

Bu arada kadın ve erkeklerin yan yanalığı, birlikteliği vardır.

Osmanlı egemen ideolojisi ve estetiğinin, kadını dışlamasına karşın, halk oyunlarında, kadın- erkek birlikteliğine vurgu vardır.

Halk oyunları, Osmanlı’nın baskıcı sistemi karşısında emek ve çalışma ile yoğrulmuş, demokratik kültür adacığıdır ve bu nedenle genel  insansal karakterdedir.

 Bu bağlamda Silifke halk oyunlarını değerlendirebiliriz.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki Silifke oyunları Yörük-Türkmen kültürünün Silifke şartlarında yeniden üretilmesidir.

Silifke’nin  coğrafi, ekonomik şartları, Türkmenlerden önceki yaşantının bıraktığı kültür mirası ile Yörük-Türkmen kültürünün sentezi, Silifke folklor ve halk oyunlarının özgünlüğünü ortaya koyuyor.

Ve tabi ki bütün sürecin, doğa-insan beraberliği olarak çeşitli figürlerle dışa vurmasıdır da.

Karamanoğulları’dan gelen Yörük-Türkmen damarı, doğa karşısında emek ve çalışmanın ürünü olarak çeşitli biçimlerde günümüze taşınmıştır.

Silifke ve çevresinin, arı-duru Yörük -Türkmen kültür damarlarını  çeşitli biçimlerde günümüze kadar taşımış olmasını nasıl açıklayacağız?

Soru önemli ve tek bir cevabı yok.

Silifke, Osmanlı idaresini kolay girmedi ve Osmanlı ile Karamanoğulları yıllarca çatıştı.

Çatışmanın gizli şifresi, Osmanlı’nın Fars-Arap kültür sistemi karşısında, Türkmen –Yörük kültür geleneğinin bir biçimde direnişiydi aynı zamanda.

Silifke ve yöresi işte bu nedenle geleneksel Türk kültürünü, kendi özgün karakteri ile 20. yüzyıla taşıyabildi.

Ve halen dünyanın bir çok yöresinde tanınmasının bilinmesinin nedeni de buradadır.

İkincisi, Silifke Osmanlı’nın denetimine girdikten sonra 260 yıl Kıbrıs’a bağlı kaldı.

Bu süreç, Osmanlı kültürünün  kapsama alanına girmesini  daha da geciktirdi.

Ve tabi çok daha önemlisi,Karamanoğulları’nın temsil ettiği Türkmen kültürünün derinliklerinde , Anadolu aydınlanması dediğimiz, Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Nasrettin Hoca’nın oluşturduğu humanist  kültür damarlarının mevcut  olmasıdır.

Ve yine işte bu nedenle, Silifke ve civarının demokratik kültür genleri, hoşgörüye , farklı kültür ve inançlara saygıya dayalı olarak oluşmuştur.

Öte yandan Silifke, hem deniz, hem toros eteklerinin iklim ve coğrafyasından etkilendi.

Poyrazın etkili günlerinde ortaya çıkan halk dansları ile yaz günü üretilen halk ezgilerinin birbirinden farklılığı, müthiş bir kültür zenginliğini oluşturmuştur.

Yıllara dayanan Silifke halk oyunlarının kısaca şöyle değerlendirebiliriz:

Keklik: Keklik dansının anlamı ile ilgili olarak, üç değişik varyant bulunmaktadır.Kekliğin sekişi, kanat çırpışı, ötüşü, gerdan kırışı, zıplayışı anlatılır. Kekliğin taklididir.Keklik, insan olur, bir çalının dibinden çıkar. Kaşıklar kanat olur, ayaklar seker. Bir av doğa oyunudur.Avcıdan kaçan kekliğin taklididir.

Kıbrıs Zeybeği: Coğrafi, ekonomik ve iktisadi koşullarla bağlantılı olarak, Kıbrıs’ta bilinen bu dans Silifke’ye taşınmış ve sevilmiştir. Çok hareketli bir zeybektir.

Portakal Zeybeği: Silifke narenciye bölgesi olduğundan, portakal oyunlara ilham kaynağı olmuştur. Portakal toplanırken, karşılıklı türküler söylenir ve portakalın toplanması, yere düşüp yuvarlanması anlatılır.

Silifkenin Yoğurdu: Bu dans eski bir Türkmen-Yörük dansıdır. Kadın erkek, karşılıklı oynar. Silifke ekonomisinde hayvancılığın yeri önemlidir. Oyunun başından sonuna dek, yoğurdun üretimini gözlemek olasıdır.

Yayla Yolları: Kışın bitimi ilkbaharın gelişiyle sahilin sıcağından, rutubetinden kaçıp yaylaya-serinliğe kuru havaya çıkan Türkmenleri anlatır. Toroslarda yaşayan Türkmenlerin Ortaasya kökenli danslarından biridir.

Türkmen Kızı: Eski Türklerin kıtlıktan bolluğa kavuşma törenlerini canlandıran bir oyundur. Türkmen kızlarını günlük yaşamı burada gözlenir.

Sallama: Yaylaya çıkan gençlerin gül bahçelerinde birlikte eğlenmelirini anlatır. Daire şeklinde oynanır.”

Göksu Deltası

Göksu deltası, nadir ve nesli tehlikeye düşmüş kuş türleri ile bitkilerin yaşama, üreme, beslenme ve konaklamalarına imkan sağlayan uluslararası önemde olan bir sulak alandır ve dünyanın sayılı kuş göçü yollarından birisidir.

Göksu deltasında, 450 türden oluşan Türkiye kuşlarının 332 türü barınmaktadır. Su kuşu türlerinin çeşitliliği ve sayılarının fazla oluşu nedeniyle, özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkındaki Sözleşme (RAMSAR) kriterlerine göre de uluslararası öneme sahip alanlardan birisidir. Ülkemiz bu sözleşmeye 1993 yılında taraf olmuş, 1994 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce onaylanmıştır. 1996 yılında da Kültür Bakanlığı’nca Doğal Sit Alanı ilan edilmiştir. İçel Özel Çevre Koruma Müdürlüğü ve Doğal Hayatı Koruma Derneği tarafından bölgede çalışmalar yapılmaktadır.

Delta, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen kuş bilimcilerin (Ornitolog) büyük ilgisini çekmektedir.

Don olayının az görüldüğü iklimi ve tatlı sudan tuzluya değişen çok çeşitli su ortamının varlığı,deltayı Türkiye’nin diğer bölgelerinde seyrek görülen göçmen, kışlayan ve kuluçkaya yatan birçok kuş türü için çekici kılar. Bu kuşlardan saz horozu, yaz ördeği, yalı çapkını, kızılbacak, kızılşahin, balıkçıl, sakar meke, yeşilbaş ördek Göksu deltasında sürekli, Flamingo ise kışın barınmaktadır. Sazhorozu Göksu deltasının sembolü olmuş ve kuş gözlemcileri tarafından sürekli izlenmektedir.

Göksu deltası ve onu çevreleyen tepeler, yüksek çeşitlilik ve yoğunlukta sürüngen toplulukları barındırır. 1991’de 4 tür kara ve su kurbağası, 6 tür kara ve su kaplumbağası, 14 tür kertenkele ve 10 yılan türü belirlenmiştir. Delta, deniz kaplumbağalarının (Careta caretta, Chelonia mydas) Doğu Akdeniz’de yeralan 1. derece yumurtlama alanıdır. Nesli tükenmekte olan mavi yengecin (Callinectes sapidus)üreme alanı da Göksu deltasıdır. Kıyılarında fok balığı da yaşamaktadır.

Paredeniz dalyanı, delta ekonomisi içinde önemli bir yere sahiptir. Kefal, yılanbalığı, levrek, çipura gibi balık çeşitlerinin çıktığı dalyan, bir su ürünleri kooperatifi tarafından işletilmektedir.

Göksu, Seyhan ve Ceyhan’dan sonra Akdeniz’e dökülen akarsuların en önemlisidir. Uzunluğu 260km’dir. Sularını topladığı havzası 10.400 km’dir Deltayı ikiye bölerek denize ulaşır.

Deltadaki tüm sulak alanların toplamı 1.954 ha’dır. Akgöl, deltanın en büyük su kültesi olupi .200 ha’lık bir alanı kaplar ve tatlısu gölüdür. Bitki ve hayvanlar için oldukça zengin yaşam ortamı oluşturur.

Göksu deltası, Akdeniz iklimine özgü çok çeşitli doğal bitki öı~tüsüne sahiptir. Son yapılan araştırmalara göre, bölgede 352 bitki türü belirlenmiştir. Türkiye’de korunmaya ihtiyacı olan 8 adet dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan tür ile 32 adet nadir tür deltada yaşamaktadır.

Ova ve kıyıdan itibaren kuzeye doğru yer alan dalgalı arazi kuşağındaki makiliklerde, defne, zakkum, menengiç, murt, harnup gibi tipik Akdeniz bitkileri vardır. Makilerden sonra başlayan ormanlar2000 m’den sonra seyrekleşerek, yerini 2500 m’den sonra çalılıklar ve geniş otlaklara bırakmaktadır.

Silifke Belediyesi, Dünya Bankası ve Avrupa Komisyonu’nun desteği ve finansörlüğü ile 1991 yılında kurulmuş olan Akdeniz Şehirleri Belediyeler Birliği’nin (MEDCITIES NETWORK) Türkiye’den tek üyesidir. Birlik içinde aktif görev alan Silifke Belediyesi, “Sürdürülebilir Gelişme ve Yerel Gündem 21″çerçevesi içerisinde, ekoturizmle ilgili pilot proje yürütmekte, bu projeyi uluslararası platformlara taşıyarak, hem bölgeyi tanıtmak, hem de dış kaynaklı finansman sağlamayı amaçlamaktadır.

Çok Okunan Haber

MUSTAFA GÜLTAK, NEŞET TARHAN’A VE DALKILIÇ’A Kocaman bir teşekkür!

23 Mayıs Perşembe günü saat 17.30’dan sonra İçel Sanat Kulübünde 10.Sanat/Tarih ve Edebiyat konulu konferansımı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir