Anasayfa / Güncel Haberler / ESER KARAKAŞ

ESER KARAKAŞ


Pazar günleri eğitim yazılarımda işlediğim temel konulardan biri de, ülkemizde, yanlış eğitim anlayışlarına bağlı olarak, eleştirel düşüncenin yokluğu, hadi biraz temkinli iyimser olalım, eksikliği.


Eleştirel düşüncenin egemen olmadığı toplumlarda bazı kavramlar vardır, yanlıştırlar ya da artık zamanın ruhuna ters düşmüşlerdir ama söylene gelmiştir, kimse de durup, yahu bu ne demek diye sormaz, kuşaklar boyu aynı saçmalık devam eder durur.


Hele bir de işin içine çıkar dengeleri ve ilişkileri girmiş ise, yanlış katmerli hale gelir.


Bu kavramların belki de en başında “devlet politikası” kavramı gelir.


Hepimizin, yaşamında binlerce kez duyduğumuz ama iş sorgulamaya geldiğinde nedense hep çekindiğimiz bir kavramdır “devlet politikası”.


Bu kavramın bütün yanlışlığı ile yaşamımıza, politikalara egemen olmasının altında hiç kuşkusuz “devlet” kavramının, en kadim ve en yerleşik kavram olmasına rağmen üzerinde hiç düşünülmeyen bir kavram olmasıdır.


Demokrasilerde, hukuk devletlerinde devlet dediğimiz örgüt bize kamu hizmeti ve sadece kamu hizmeti üreten, kendi çıkarları ve politikaları olamayacak, bir tercih kümesi açıklamayacak bir hizmet teşkilatıdır.


Devletin hiçbir alanda politikası olmaz, anayasal ve meşru yöntemlerle bu erki kullananların isteyeceği yönde hareket eden bir arabadır devlet.


“Devletin politikası olur” demek bir arabanın sürücünün iradesinden bağımsız hareket etmesi demektir, sonu mutlaka kazadır, hüsrandır.


Ancak, devlet arabasını kullananlar, yani yasama, yürütme ve yargı, Anayasa’nın ikinci maddesinde ifadesini bulan demokrasi, laiklik, sosyal hukuk devleti ilkeleriyle mutlak olarak bağlıdırlar; ilaveten de usulünce yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşmelerle (en başta da temel hak ve özgürlükler).


İllaki birileri devlet politikası kavramında ısrar edecek ise, devlet politikası demek demokrasi, laiklik, sosyal hukuk devleti ve uluslararası sözleşmeler ve antlaşmalardır.


Oysa, ülkemiz Türkiye’de devlet politikası başka türlü anlaşılmaktadır.


Mesela, yaygın ve yanlış olarak, dış politikanın, eğitimin, milli savunmanın devlet politikaları olduğu ifade edile gelir; burada aslında kastedilen ülkemizde senelerce oynanan demokrasi oyununda halk iradesinin bu alanlara girmemesi isteğinden başka şey değildir.


Uluslararası sözleşmeler ve antlaşmalar dışında, çok gerekirse bunlar bile usulünce gözden geçirilebilir, dış politikanın, seçmen yani parlamento ve bu parlamentodan güvenoyu almış bir iktidarın yönlendirmesine tabi olmaması gerektiğini anlamak, kabul etmek mümkün değildir.


Aynı şey, milli(?) eğitim ve savunma için de geçerlidir.


Ancak, herkesin biraz bildiği ama dillendirmediği konu bu üç kamu hizmeti üreticisinin, geleneksel ama yanlış bir biçimde, siyasi otoriteden “nispeten özerk” davranma kurumsal alışkanlıklarının varlığıdır.


Savunma bürokrasisi, malum, hiçbir demokraside kabul edilemeyecek bir özerk alan tanımlama derdindedir.


Milli eğitimde de benzer bir yapılanma vardır; “Talim ve Terbiye Kurulu” Türkiye’de az konuşulan ama en güçlü vesayet kurumlarından bi

Yazar Ufuk Turu

Çok Okunan Haber

Sekoyalar

Sekoyalar…   Sekoyalar dünyanın yaşayan en büyük ağaçlarıdır. Boyu yüz metreyi, çapı oniki metreyi aşabilen …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.