DESCARTES

 

“ Zor şeylerin daha güzel olduğuna inanmak, ölümlülerin ortak yanlışıdır” Descartes (1596-1650)

Ünlü düşünürleri tanıtım yazılarım sürüyor. Bu arada Yunanistan ve Fransa ile gerginlikler yaşıyoruz. Bazı okurlarımdan Yunan ve Fransız düşünürleri anlattığım için eleştiri aldım. ‘Bize düşmanlık besleyen ülkelerin düşünürlerini neden paylaşıyor muşum’. İşte tam da bu nedenle paylaşıyorum. İnsanlar birbirini anlasın, tanısın, aydınlansın ve düşmanlıklar son bulsun diye. Kaldı ki benim buradan tanıtımlarını yaptığım düşünürler, insanlar arasında kötülük yaşanmasını istemeyen barışçıl, hümanist kişilerdir.

‘Düşünüyorum öyleyse varım’ sözüyle belleklere kazınan Fransız Descartes, 17.yüzyıl felsefesine damgasını vurmuş, kendisinden sonra gelen hemen tüm düşünürleri etkilemiştir. Ona göre gerçek; insanda var olan sağduyu ve akıl aracılığıyla bulunabilir. 1596 yılında doğdu asıl adı Rene’dir. Lisede felsefe hocası ona, kumarbaz babasının ancak bir kere kullanıp attığı iskambil kağıtlarına notlar yazdığı için Descartes ismini takmıştır.

Zengin aile çocuğuydu. Annesini bir yaşında iken kaybetti.  1616’da hukuk eğitimini tamamladı. Askerlik mesleğini seçti. Askerken Almanya’yı, İsviçre’yi, İtalya’yı, Hollanda’yı, Macaristan’ı, Polonya’yı dolaştı. 1628’de Hollanda’ya çekildi ve kendisini felsefeye adadı.

Ünlü düşünür ve bilim insanlarının biyografilerini incelerken, onların iyi eğitim almış, ağırlıkla varsıl ailelerde doğmuş ve çok seyahat etmiş kişiler olduklarını gördüm. Hani bizde bir söz vardır; ‘Çok gezen mi bilir, çok yaşayan mı’ diye. Galiba çok memleket görmek, seyahat etmek insanın ufkunu açıyor, yaratıcılığını tetikliyor.

Decartes; felsefeyi ağaç metaforu ile açıklar: Kökleri metafizik, gövdesi fizik ve dalları diğer bilimlerdir felsefenin.

‘Ruhun özü düşüncedir’ diyen Decartes’a göre bayağı ruhlar ihtiraslarının esiridir. Ruh ve yaratılış konusunu derinden inceleyen düşünürlerdendir. ‘Ruhun İhtirasları’ında; “Ruh, bedenin tüm parçalarıyla ayrılmaz bir biçimde birleşmiştir” der. Ona göre, hiçbir şey ruhun üzerinde onunla ilişkili olan beden kadar etkide bulunamaz. İnsan var olanın bilgisiyle yaratılmıştır. İnsanın, eşyanın bilgisine erişmesi Tanrı tarafından teminat altına alınmıştır. İnsan o bakımdan diğer canlılardan üstündür. Düşüncemizden edindiğimiz bilgi, bedenden edindiğimiz bilgiden önce gelir. Dolayısıyla düşünme niteliği, insanın rüya görmeyip, var olduğunun en büyük delilidir.

Bilgi konusunda insanın kendisini çok zorlamamasını öneren Descartes; “ İnsan bilgide ne ölçüde gelişirse gelişsin, ne çok bilgi sahibi olursa olsun, sonlu bir varlıktır. Onun bilemeyeceği birçok şey kalacaktır. Her şeyin bilgisine hesapsızca varmak istemek boş çabadır.” Bilgi ve ahlak arasındaki ilişkiyi de şöyle açıklar: “ Bilgi insanı ahlaka götürür. İnsan ilk iş olarak ahlak sahibi olmalı ve iyi yaşamalıdır.”

Tanrı’nın varlığı meselesi, Descartes felsefesinin nirengi noktasını teşkil eder. Onun agnostik (bilinmezci) olduğu savunulsa da Hristiyanlığın görüşlerini tamamen benimsediği de söylenir O, Tanrı fikrinin yaratılıştan itibaren, insanla birlikte bulunduğunu savunur. Tanrı, işçinin eserine işlediği bir marka gibi, kendi varlık fikrini insanın zihnine koymuştur. İnsanın zihnine Tanrı mefhumunu koyan yine Tanrı’dır.

Çok üşüyen ve soğuğu sevmeyen Descartes; yıllarca mektuplaştığı kendisine hayran olan İsveç kraliçesi Christine’in ısrarlı davetlerine sonunda evet demek zorunda kalır ve Stockholm’e gider. Orada büyük itibar görür. Kraliçenin onunla ilgili büyük planları vardır. Bir akademi kurmak bunlardan biridir. Fakat hiç alışamadığı ve kısa bir süre kaldığı bu soğuk memlekette genç yaşta hastalanır ve beklenmedik biçimde 54 yaşında hayata veda eder. Oysa Descartes; insanın yaşam tarzında işlediği bazı yanlışlardan sakınmak şartıyla, bir yüzyıldan fazla yaşayabileceğine inanıyordu. Umduğu uzun ömrü bulamadı.

Descartes; beni metafizik konularda yaptığı analizlerle hayli etkilemiş biridir. Onun Tanrı, yaratılış, ruh, evren, hareket, madde üzerindeki fikirlerinden etkilendiğimi söylemeliyim. Şu sözleri ile bitiriyorum. “ Zaman zaman duyularımızın bizi yanılttığını gördüm. Yanıltıcı  duyulara asla güvenmemek lazım. Algılanan her şey, algılarımıza göründüğü gibidir.”

Çok Okunan Haber

CUMHURİYET OKULUM

celalucyildiz@gmail.com   İlkokula İmam uşağı köyünde başladım. Sabah altıda yollara düşerdik. Kırtıl köyünde okul yoktu. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir