Anasayfa / Baş Yazar / Sosyal Demokrasi nedir, ne değildir?

Sosyal Demokrasi nedir, ne değildir?

 

Sosyal Demokrasinin Tarihsel öyküsü adlı yazı dizisi devam ediyor.

Laik ve seküler düşüncenin temelleri, Almanya’da başlayan protestanlık tarafından atılmasına rağmen, Calvinizm formatına bürünerek önce Fransız laikliğinin gelişmesinin temel itici gücü oldu ve Fransız aydınlanması böyle başladı.

Bu nedenle Alman aydınlanması hem geç kaldı, hem de Fransa’dan farklı bir seyir izledi.

Geç kalma durumu, meşhur, ilerici Alman romantizmi ile Alman aydınlanmasını bir ve aynı süreç olarak tarihe not ettirdi.

Ünlü Alman şair Goethe’nin kimliğinde somutlaşan süreç, Fransız aydınlanmasının tüm birikimlerini de alarak “Alman felsefesi”nin gelişmesinin kaynağı oldu.

Ludwing Feurbach ve Friedrich Hegel bu dönemde felsefe alanında tartışmasız isimler haline geldi.

Geç aydınlanma ve ilerici romantizm, insanoğlunun o güne kadar geliştirdiği felsefi sistemlerin, düşünüş tarzlarının, bilimsel temele oturmasına temel oldu.

Bu iki ünlü Alman felsefeci, maddeci tarih anlayışı ile tarihsel-toplumsal gelişmeleri açıklamaya çalışıyorlardı. Bu arada diyalektik düşünce tarzını da keşfetmişlerdi.

Eksiklik, tarihsel materyalizm ile diyalektik düşünce sisteminin birbirine eklemlenmesinin yapılamamış olmasıydı.

Karl Marks, Almanya’da bir avukatın oğlu olarak dünyaya geldi ve henüz lise çağlarında Alman romantizminin etkisiyle felsefeye merak sardı.

Hegelci felsefe, toplumların tarihsel öyküsünü anlamaya çalışırken, Darvinizm, insanın türeyişini, canlıların kökenini açıklıyordu. Biri toplum, diğeri doğabilimci iki ünlü bilim adamı, Marks’ın dünyayı açıklama ve değiştirme arayışının temel referans kaynakları oldu.

Alman felsefesi dünyayı açıklıyordu, ama değiştirme konusunda yetkin değildi.

İlk buharlı makinenin İngiltere’de bulunmasıyla birlikte sanayi devrimi orada başladı. Bir yandan sömürgelerin yağmalanması ile oluşan rantlar, diğer yandan sanayileşmenin getirdiği yeni toplumsalilişkiler, İngiltere’yi tepeden tırnağa değiştirmişti.

David Ricardo ve Adam Smith gibi ünlü ekonomi bilimcilerinin İngiltere’de gelişmesinin nedeni budur.

Her iki ekonomist, kapitalist toplumsal modelin işleyiş tarzını, yasallığını keşfederek teorisini yaptılar. Artı değer, emek sömürüsü gibi Marksist retoriğin temel görüşlerini ilk defa bu bilim adamları dillendirdi.

Böylece ağır sömürü koşullarına dayalı barbar kapitalizm ekonomik işleyiş tarzına, bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler şeklinde yüksek dereceden meşruiyet kazandırılıyordu.

Örneğin, patronun şu kadar işçiyi ağır koşullarda  sömürmesi ahlaksızlık değil, tersine, düzenin, sistemin meşru kabul ettiği, erdem olarak olumlandığı, olumlaması gerektiği gibi bir kültür kodu yaratılmıştı.

Karl Marks, aynı zamanda bir sanayicinin oğlu olan Friedrich Engels’le birlikte, sanayi toplumunu, insan insanın kurdudur şeklinde somutlaşan, ahlaksız sömürü tarzını, insanı insanlığından utandıran değerler sistemini dışa vurmak için çalışırlarken, bu ünlü İngiliz ekonomistlerinin görüşlerinden yararlandılar.

1789 Fransız burjuva devriminden sonra Fransa hiç durulmadı. Nedeni, devrim içinde devrim esprisiydi. Çünkü, devrimin, gerçekten özgürlük, adalet ve eşitlik getireceğine inanan aydınlar ve halk hayalkırıklığına uğrayınca, yeniden, yeni bir devrim talep etmeye başlamıştır. O günden sonra Fransa, devrim-karşı devrim ikileminde en az 100 yıl geçirmiştir.

Ki bu süre içinde Calviniz olarak somutlaşan protestan ahlakının Fransız kapitalizminin gelişmesindeki rolü; bağnaz katolikliğin, toplumsal gelişmeyi engellemek için, laiklik karşıtı eylemleri ile dinsel çatışmalar ve tabii sınıf temelindeki mücadeleler iç savaşın nedenleri oldu.

Daha 1789 yılında ortaya çıkan devrimin halkçı – Jakoben kanadı, sonraki yıllarda geniş işçi eylemleri olarak dışavurmaya başlamıştır. Tam bu yıllarda çeşitli sosyalist hareketler, liderler adlarını duyurmaya başladılar.

Blankiciler, Prodoncular, Anarşistler, yani bilumum Marks öncesi ütopik sosyalistler bu dönemde ortaya çıkmıştır. Fransa’da başlayıp hemen tüm Avrupa’ya yayılan, 1848 işçi devrimi, o ünlü sosyalist liderlerin eseridir.

Son olarak 1871 yılında ayaklanan Paris işçileri,  kenti 2.5 ay yönetmişlerdir.

Ünlü “Paris komünü” olarak tarih tutanaklarına geçen, önemli devrimci olay, Marks’ın kurgusunu yaptığı sosyal demokrat sosyalizm anlayışı için önemli tarihsel bir materyal olmuştur.

Görüldüğü gibi, birbirlerinden bağımsız farklı farklı ülkelerde  ortaya çıkan  gelişmeler, Marks ve Engels için altın değerinde üç temel saç ayağı olmuştur.

Yani; Alman felsefesi, Fransız sosyalizmi ve İngiliz ekonomi-politiği üzerine oturan  iki devrimci, bu üç gelişmeyi yerli yerine oturtarak, bilimsel sosyalizm ya da sosyal demokrasi denilen düşünce sistemi ve alternatif toplumsal modeli üretmişlerdir.

Karşıt görüştekilerin sandığı gibi, Marks, işçilere kendi kafasından bir cennet vaat etmemiş; tersine toplumsal gelişmenin yasalarını keşfederek, geleceğin nasıl kurgulanacağını tarihe dayanarak ispat etmiştir. Üstelik bunu, insanlığın o güne kadar geliştirdiği tüm genel insansal değer ve düşünce sistemlerine sahip çıkarak, onları yeni düşünce sisteminin potasında eriterek yapmıştır.

Alman felsefecilerin ayrı ayrı olarak ele aldıkları tarihsel materyalizmle diyalektik düşünce sistemini birleştirmiş ve diyalektik ve tarihi materyalizm adında bütünlüklü bir sistem kurmuştur. Bu akıl yürütme ve düşünüş tarzı ile toplumların gelişme yasalarını anlamış ve çeşitli biçimlerde kavramlaştırmıştır.

Fransa’daki salt düzen karşıtlığına dayanan anarşist hareketleri eleştirmiştir. Örneğin Paris komünü sırasında devrim komitesi içinde sadece Marks’ın iki adamı vardı ve kararları anarşistler veriyordu.

Bu bilgileri vermemin nedeni, sosyalizm ve işçi hareketlerinin Marks’tan önce de var olduğunu anlatmak içindir.

Marks, Avrupa’nın tüm ülkelerinde yükselen düzen karşıtı işçi ve halk hareketlerine manevi düşünsel-moral-güç vermişti. Çünkü kapitalist toplumun işleyişi tarzını deşifre etmiş ve öte yandan felsefi-ideolojik-teorik olarak tüm burjuva teorisyenlerine üstünlük sağlamıştı. Önce Almanya’dan, sonra Fransa ve İngiltere’den sürülmesinin nedeni budur.

1870’li yıllar Avrupası’nda Marks ve Marksizm hemen tüm işçi ve sosyalist partilerin temel ideolojik argümanı haline gelmişti.

Ve bugünkü İngiliz işçi partisi, Fransız sosyalist partisi, Alman sosyal demokrat partisi en başta olmak üzere, hemen hepsi Marks’ın sosyalist toplum projesini parti programlarına yazmışlardı. Gotha ve Erfurt program tartışmaları bu dönemde oldu.

Ve bir şey daha: bugünkü sosyal demokrat partilerin hepsinin temel çıkış noktası Marks’ın sosyalizm düşüncesiyle birlikte maddeci felsefi anlayışıdır.

Dolayısıyla modern sosyal demokrasinin tarihsel arka planında Hegel felsefesi, İngiliz ekonomi politiği ve Fransız anarşist hareketlerinin derin izleri vardır.

Yine bir şey daha: Türk sosyal demokratlarının ancak parmakla gösterilebilecek kadarı bu derin tarih bilgisine sahiptir ve büyük bir çoğunluğu Marksizmle sosyal demokrasiyi ayrı tutar.

Bu konuda sonuç: Alman felsefesi, dünyayı açıklıyordu; ama değiştirme konusunda yetkin değildi.

Fransız sosyalist hareketi çok güçlüydü ancak hedefi ve gelecek konusunda sağlıklı düşünce sistemi yoktu. Ve İngiliz ekonomistleri, kapitalizmin işleyişini çok güzel açıklamışlardı.

Marksizm ya da sosyalizm, bu üç ana damarın üstüne oturdu ve önce anlama, açıklama, sonra düzeni devirme ve değiştirme. Ve tabii kurulacak olan yeni toplumsal modelin içeriği…

 

Çok Okunan Haber

SESLİ İLAÇ

Müzik, tek başına bir eğlence ve sanat formu olarak yaygınlığı yanında, işitsel olanağa sahip her …

Bir yorum

  1. Merhaba Mira Bey. ister sosyalizm diyelim, ister sosyal demokrasi. Temel varsayımı insanların erdemli olduklarını
    varsaymış ve hep bu yüzden kaybetmişlerdir. Kapitalizm ise bütün olumsuzluklarına rağmen insan psikolojine, davranış şekillerine, insanın vahşi yönüne uygun bir sitem öngördüğünden her daim başarılı olmuştur.

    Kapitalizm dışındaki her sistem kendine uygun insan yetiştirmek ister, toplum mühendisliği peşinde koşar. Örneğin Komünizm, sosyalizm, dinsel yönetimler… Hepsi kendi ideolojilerine sahip insan yaratmak ister.

    Kapitalizmin ise böyle bir derdi yoktur. Çünkü kapitalizm insan doğasına en uygun sistemdir. Bencillik, kişisel çıkar, sömürü, zalimlik vb. Hepsi hem insan doğasının hem de kapitalizmin temel yapı taşlarıdır. Bu yüzden de çoğu insan düşüncede ne olursa olsun pratikde tam bir kapitalist gibi davranır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir