Anasayfa / Baş Yazar / Mirza Turgut Burhan Özacun’la Mersin Tarihini söyleşti(2)

Mirza Turgut Burhan Özacun’la Mersin Tarihini söyleşti(2)

Burhan Özcunla Mersin tarihi konusunda söyleşiye kaldığımız yerden devam ediyoruz…

Not: Bu söyleşi BİRLİK dergisinden alınmıştır…

Mirza: Ve Mersin civarına bakıyor ki, burada pamuk üretimi olabilir. Köylüler getiriyor; Suriye’den, Samandağ’dan… Bu köylüler de bizim Fellah dediğimiz çiftçilerdir. Yani tarımı bilen, kanal açmayı bilen, sulama işlerini bilen..

Burhan: Toprağın mühendisi bunlar. Bu açık, neden bu. 3000- 4000 yıldan itibaren, Sümerler’den itibaren…

Şunun adını koyalım toprağı tanımak ayrı bir olaydır, toprağı işlemek ayrı bir olaydır, üretime geçiş ayrı bir olaydır. Ha diyeceksiniz ki, Burhan Hocam, peki bunlar daha önce de gelmedi mi? Ben size bir bilgi vereyim. Yavuz döneminde Adana’ya getirilmiştir bunlar.

Hadırlı Köyü vardır. O bölgeden gelmiş insanlar ovayı işlemiştir. Yani tarih boyunca bu bölgeye getirilmiş ucuz işçilerdir. Bunlar proleter dediğimiz kesimden daha aşağı bir kesimdir. Bunlar yani ucuz işçidir. Bu bölgede kimler yaşıyordu peki? Bu insanlar Tarsus’a geliyorlardı.

Burada ise, Toros Dağları’nda Lüpen Hanedanlığı vardı. Bakın 8. yy’dan itibaren, Ermeni Krallıkları vardı. Ve Ermeni Krallıklarının büyük bir bölümünün de toprakları vardı.

Bu ucuz işçiler bu topraklarda çalışıyorlardı. Yani önce Tarsus’a geliyordu bu işçiler. Tarsus çok büyük bir ticaret ve tarım merkezi idi. Tarsus Romalılardan bu yana sermayenin en fazlaca oluştuğu yerdir. Yani şimdi burada şunu vurgulamak gerekir, Mersin 19.yy’da hemen kurulmadı. Mersin’e daha önceden gelmeyen…

Mirza:  Gel-gitler var.

Burhan: Gel-gitler var ama Mersin’de yerleşim yok.

Mirza: Yerleşim yok anladım tamam Hocam.. Devam edelim.. Şimdi buraya çiftçi Fellahlar geldi..

Burhan: Evet.

Mirza: Gelip giden yine oldu ama dolayısıyla tarımsal üretim için kapılar açıldı. Pamuk üretiminden tutun da.. Narenciye de sanırım o dönemde geldi.

Burhan: Hayır hayır. Daha sonra, çok sonra…

Mirza: Onlar getirdi.

Burhan: O ayrı şimdi. Onların yanında önemli olan, bu üretimi pazarlayacak olan sermayedir..

Mirza: Bir sistem lazım, devamı lazım..

Burhan: O sistemi de kim kuruyor? O dönemde Beyrut’ta çok büyük vergi alınmasından rahatsız olan Beyrut tüccarının dikkatini Mersin pazarı çekiyor.

Mirza: Beyrutlu tüccar, “Ya niye beni Beyrut’ta sıkıştırdın?” diyor.

Burhan: Ben niye bu valiye bu kadar vergi vereyim. Ben bu malı zaten Mersin’de de satarım diyor. Ve o zaman da Mersin’e Beyrut tüccarları gelmeye başlıyor. Azınlıklar geliyor işte.

Mirza: Gayrimüslimler…

Burhan: Ha onlar geldiği zaman da bu malların iskelelerde taşınmasına yapacak olan kimler?

Mirza: Evet

Burhan: İşte bakın.. Şimdi Mersin’in en can alıcı noktası…

Mirza: Birinci ayağı; çiftçiler geldi. İkinci ayağı; tüccarlar geldi. Şimdi üçüncü ayağa geliyoruz..

Burhan: E tabii üretimi yapılan ürünleri taşıyacak olan insana ihtiyaç duyarlar. Kimdir bunlar?

Mirza: Gemiciler.

Burhan: Yelkenlerin dedeleri.

Mirza: Dedeleri.

Burhan: Mersin’deki balıkhanenin hepsi. Lazkiye Mahallesi canım fazla Latakya dedikleri.

Mirza: Lazkiye’den geçen..

Burhan: Orada da bir ev var, burada da bir evi var adamın. Adam taşımacılık yapıyor. İşte bakın, sistem kendiliğinden kuruluyor. İşte yani bu taşımacılık işlerinde Kıbrıs’a Beyrut’a, Mısır’a bu işlemleri kim yapacak?

Mirza: Gemiciler işte, yelkenciler..

B: Kısmen ufak tefek Samandağ’dan gelenler var ama esas Lazkiye’den gelen var. Ve gelenlerin hepsi de bugünkü gördüğün Dondurmacı Halil’in arkasında.

Mirza: Civarında.. Oraya yerleşiyor..

Burhan: Gazi Paşa İlkokulu arkasındaki.. Gidip oraya, şimdi 150 yıl önceki Mersin’i görürsünüz. Maalesef görürsünüz.

Mirza: Hem burada evleri var, hem orada var. Gidiş-geliş yapıyorlar.

Burhan: Bakın çok büyük bir gerçek; Mersin’i kuran özellikle bu dediğim kesim. Bu dokunun içinde yer alan mahalleler şu anda 120 yıl öncekini yaşıyorlar.

Mirza Bey, yani inanın bana bugün şu dönemden itibaren Mersinde.. Gerçekten açık söylüyorum.. Bu mahallelerin gerçek kimliğine ve gerçek özelliklerini çağdaş bir mimari ile süslemek Mersin’deki insanların görevi olması lazım. Bu görev kimlere veriliyor?

Belediye başkanlarına veriliyor, yerel yöneticilere veriliyor. Yani inanın bana, gelin sizle ben çıkalım alalım şeyimizi bir gidelim Kiremithane Mahallesine. Arka sokaklarına 150 sene önceki Mersin’i görürsünüz. Bahçe mahallesine. Arka Sokaklarına kamıştan yapılmış hu evleri görürsünüz. Halen mimari bir yapı oluşturulmamış. Bu da maalesef 40 yılın 50 yılın sorunu yani… Bunları da vuralım yani.

Mirza: Bunu biraz sonra vaktimiz kalırsa.. Şimdi öyküye devam edelim. Şimdi ayaklar oluştu, çiftçiler getirdik..

Burhan: Sermaye geldi.

Mirza: Sermaye geldi, sonra yelkenciler geldi ve yavaş yavaş biz de buralarda oturalım demeye başladılar.

Burhan: Ha burası ne oldu? O zaman nahiye oldu.

Mirza: Evet.

Burhan: Yavaş yavaş yerleşik hayat kurulmaya başlandı.

Mirza: İskeleler kuruldu.

Burhan: İskeleler kuruldu işte. Yerleşik hayata geçecek olan insanların bu topraklardan verimi alabilmesi için Mersin’in işte… Kıyısından 150-200 metre ilerisinden tarlaların o derik yataklarının içinde kurabileceği. Yapabileceği tarım alanları açılmaya başlandı.

Mirza: Bu tarihi verelim? 1830’lardan sonra sanıyorum.. 40’larda.

Burhan: 40-45 lerde.

Mirza: Sonrası?

Burhan: Ha şimdi bir olay daha çıktı ortaya. Bu sefer bu yelkenlileri yanından küçük çapta yelken gemilerinin, yelkencilerin yaptığı taşımacıları bir başkasına yaptırmak gereği duyuldu. Çok da ilginçtir.

1856 Osmanlı Devleti Kırım’a savaş açar. Fakat yeni hükümet kurulmuş, bir devlet kurulmuş. Bu devlete der ki, Osmanlı Devleti’ne yardım edeceğim der. Avrupalı Devletler bunu görevlendirir.

Bu devlet de kim Piyemonte Hükümeti. İtalya’daki Piyemonte Hükümeti derler ki; Osmanlı-Kırım sava-şında ben 15 bin kişilik ordu göndereceğim der ve gönderir. Ve bu savaşı biz…

Kırım Savaşını kazanırız. O Paris antlaşması da.. Meşhur 1856 Paris Antlaşması’nda biz bir ayrıcalık veririz. Kime veririz? Bu Sefer ayrıcalığı herkese veriyoruz. İtalyanlara veririz.

Mirza: Daha çok.

Burhan: Levantenlere veririz. Ha derler ki, o ayrıcalıkta… İmtiyaz diyoruz o eski dilde… Doğu Akdeniz bütün limanların işletmeciliği..

Liman işletmeciliği, iskele işletmeciliği, taşımacılık işletmeciliği…

Mirza: İtalyanlarındır.

Burhan: İtalyanlarındır.

Mirza: Levanten, bizim Levanten..

B: Mersin’den başla şimdi Mirza Bey, İskenderiye’ye kadar git. Mersin ‘de yabancı şirketlerin, deniz taşımacılığı yapanların hepsinin akrabaları İskenderun’da, Lazkiye’de..

Mirza: İtalyan..

Burhan: Beyrut’ta.. Beyrut da o kökenden geliyor. O aileler işte..

Mirza: Makzume filan…

Burhan: Hepsi işte.. Onlar…

Mirza: Evet yani şöyle Hocam…

Burhan: Levantenler, Butroslar birbirlerine yakın akrabalar..

Mirza: Mersin’in kurucu unsurları böyle şekilleniyor.

Burhan: Şekilleniyor işte.. Tam da o dönemde Mersin’e bir şans doğuyor.

Mirza: Evet

Burhan: Tam o dönemde Osmanlı-İngiliz sermayesi ile Akdeniz’i Kızıldeniz’de bağlamak, Hint Okyanusu’na bağlamak…

Mirza: Süveyş Kanalı.

Burhan: İngilizler kalıyor diyor ki; niye biz Afrika’nın güneyinden Süveyş Kanalını yapalım?

Mirza: Süveyş Kanalını yapalım?

Burhan: Diyorlar işte o dönemlerde de..

Mirza: 60 herhalde 65.

Burhan: 65’lerde kalkıyorlar diyorlar ki; biz diyorlar Süveyş Kanalını yapalım… Süveyş Kanalının yapılabilmesi için o bölgede kazık çakmak gerekiyor. O denizin dibine kazık çakılacak.

Mirza: Odun lazım, kereste lazım…

Burhan: Odunlar lazım, kereste de dayanıklı olacak.

Mirza: Nereden bulunacak?

Burhan: Her yerdeki kereste uymuyor…

Mirza: Nereden bulacağız?

Burhan: Toros Dağlarından, Mersin ‘in Toros Dağlarından..

Mirza: M: Biliyor ve o keşfediliyor.. Daha önce keşfedildi.

Burhan: Evet. O Toros dağlarından yelkenler Mısır’a çalışmaya başlıyor.

Mirza: O zaman Toros dağlarındaki bizim bu dağlarda kalan köylüleri çalıştırıyorlar herhalde..

Burhan: Evet orada bütün hepsi çalışıyor. Para kazanıyorlar. Tabii sermaye Mersin ‘e girmeye başlayınca o insanlar da artık hayvancılıktan kente doğru inmeye başlıyor.. Camiişerif Mahallesi böyle kuruluyor.

Mirza: Camili Köyü ve Camii Şerif Mahallesi.

Burhan: Camili Köyü kalkıyor. Cami yaptıkları için diyorlar ki; biz de şehre doğru yaklaşalım.

Mirza: O zaman yavaş yavaş o panayıra süt satılıyor, peynir satılıyor, yoğurt satılıyor.. Ufak tefek, köylerde üretilen mallar satılıyor.

Buğday pazarı yavaş yavaş kuruluyor. Develerle getirilmeye başlanıyor bu mallar. İşte o zaman kentin içindeki ufak tefek mahalleler yerleşiyor. Aileler yerleşiyor. Ben de diyor, ufak tefek bir ev kurayım. İşte Camii Şerif, Mesudiye, Mahmudiye Mahalleleri yavaş yavaş küçük küçük… Şekillenmeye başlıyor.

Burhan: Şekillenmeye başlıyor. Ama yani bahçeler içinde yani..

Mirza: Şimdi dağdan gelenler Camili Köyü, Camii şerifliler geliyorlar. İşte ovadan geliyorlar.

Burhan: Bekir’den işte… Arpaç yukarıdaki.. Burhan, Civan yaylaları…

Mirza: O böyle oluşuyor.

Burhan: Bu bölgede oluşuyor. Çavuşlu’nun bir bölümü, oralar çıkıyor ortaya.

Mirza: Lazkiye’den gelenler Kiremithane’ye falan…. Bahçe Mahallesi kuruldu…

Burhan: Kuruldu Bahçe Mahallesi.. Çoğunda dediğim gibi bu Suriye ve…

Mirza: Sonra gayrimüslimler, şeyler… İtalyanlar gelip yerleşiyor.

Burhan: Şimdi İtalyanlar diyor ki gelenler diyor; bizler ayrı bir yapıya sahibiz. O zamanlar hiç olmazsa bir şeye olduğu taktirde kıyıdan diyor.. Hemen ne yapalım?

Mirza: Kaytaralım.

Burhan: Ha Onlar da kıyıdaki bir yere… Neresi şimdi ki bir yere

Mirza: Onlar da kıyılara yerleşelim…

Burhan: Tabii Cumhuriyet Meydanın yanındaki o bölgeye yerleşiyorlar.

Mirza: O bölgeye yerleşiyorlar. Dolayısıyla işte Hristiyan’ın çeşitliliği…

Burhan: Unsurları..

Mirza: Reaksiyonları.. Müslümanlık ve Alevilik Anadolu Arap Alevilik, Sünnilik…

Burhan: Kendine özgü bir doku çıkıyor ortaya. Osmanlı dönemi işte bu!

Mirza: Evet şimdi geri dönelim.. Bizim sorumuz da vardı.. Süveyş Kanalı’nın yapımı… Kırım Savaşı ve Amerikan İç Savaşı Mersin’in kuruluşunu nasıl etkiledi?

Burhan: Şimdi pamuk biliyorsunuz… En büyük şey yani ham madde.

Mirza: Dünyada çok geçerli bir şey tekstilde…

Burhan: Barutun ham maddesi.. O zaman kalkıyor diyorlar ki; ya biz burada şey yapalım.. Ama bir yerde diyorlar..

Pamuğu ham madde olarak Amerika’ya ihraç etmek gibi bir durum da söz konusu. Antlaşmalar yapılıyor… Şu…Bu.. Ee Mersin’de işte o zaman diyorlar ki; bu tuz iskelesi bilmem ne iskelesi ile tutmak diyorlar… Yavaş yavaş iskelelerin yapımı daha modern, daha çağdaş olmaya başlıyor..

Mirza: Evet?

Burhan: İşte o zamanda bu gemiler çok uzakta şimdiki limanın taşları… biliyor musunuz?

Mirza: Daha ileride.

Burhan: Uzağında duruyordu. Bu iskelelerden yavaş yavaş şeyler gelmeye başlar.. Bu mallar gelir. Mavnalara yüklenir. Mavnalardan alınır gemiye götürülür ve orada da ikinci bir boşaltma işlemi başlar.. İşte böylece pamuk üretimin ön plana çıkması, pamuğa yönlendirir bu bölgeyi..

Mirza: Ve Mersin’i merkez olmaya doğru yönlendirir.

Burhan: Bu bölgede mümkün olduğu kadar pamuk üretimine geçiş olunca tekstil sanayisinin gelişmiş olması lazım…

Bak gelişmiyor Mersin ‘de.. Tarsus’ta gelişiyor…

Mirza: Gelişiyor..

Burhan: Tarsus çünkü çok geniş araziye sahip ve o bölgede yakın olduğu gibi.. Tarsus’tan üretilen malı bakın çok zeki…

İbrahim Paşa üretilen malın direk limana yaklaşması ve kıyıya ve Mersin’in şeyini ön plana çıkarıyor. İşte o zaman Tarsus’ta fabrikalar kuruluyor. Adana’da 1864’te Fransız sermayesi ile bir fabrika kuruluyor. Ve bu fabrika yavaş yavaş kurulması ile birlikte ihracata yönelik bir faaliyete başlıyor..

Mirza: Tabi aynı şekilde Adana’da pamuk üretimi mevcut.

Burhan: O anda orada da aynı dönemde..

Mirza: M: Balyalarla toplanan pamuklar.. Mersin’e, limana getirilmesi lazım.. Yol lazım..

Burhan: Yol lazım işte..

Mirza: Karayolu lazım, demiryolu lazım.. 1885-86.. Karayolu 86’da.. demiryolu 86’da..

Burhan: Burada önemli olan, peki demiryolunun kuruluşuyla birlikte yani o bölgelerde… Acaba Mersin’de bir değişim oluyor mu?… Tabii oluyor.

Mirza: Büyük değişim.. Hem de nasıl? Bunu özetleyelim…

Burhan: Mersin ‘de nasıl bir değişim oluyor? İşte 1870’lerden sonra bu Süveyş Kanalı’nın açılışı ve buraya gelen sermayenin hızla büyümesi sırasında Yahudi sermayesi de geliyor Mersin’e. Tabi Mersin’de mesela havra vardır. Yerini söyleyeyim; şimdiki Çarşı Karakolu’nu biliyorsunuz?

Mirza: Evet

Burhan: Çarşı Karakoluna gelmeden 20 metre önce Mersin Nobel Oteli’nden geçtiğimiz zaman Çarşı Karakolu’na giderken karakola gelmeden 30 metre geride bir garaj var şu anda.

Mirza: Çarşı Karakoluna yürürken, solda…

Burhan: Soldaki garaj… O garaj havradır.

Mirza: Orasıydı.

Burhan: Tesadüfen benim doğduğum yer de 100 metre geride Çarşı Karakolunun karşısındadır. Cumartesi günleri… Bir yakın aile dostumuz vardı.

Cumartesi günleri tatil günleri olduğu için ateş yakmazlardı. Ateş yakmaz hatta elektrik yakmazlar ve o dönemlerde biz oraya gideriz… Cumartesi günleri ateş yakmak bizim görevimizdi.

 

 

Çok Okunan Haber

“Sosyal Demokrasinin Yeni Nesil Belediyeciliği”

31 Mart seçim sonuçları CHP’nin genel iktidara yürüyüşü açısından son derece elverişli bir siyasal ortamın …

Bir yorum

  1. Fahri YILDIZ

    Sayın Tarih öğretmenimiz Burhan Özacun’u yıllar sonra görmek ve okumak bizleri mutlu etti.Gülnar Lisesinde yetiştirdiği ve Tarih Bilinci aşıladığı öğrencileri büyük başarılar kazanmıştır.Değerli öğretmenime sağlıklı ve mutlu bir yaşam diliyprum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir