Yazının başlığını yıllar önce okuduğum bir kitapta Amerikalı uyanık bir meyhanecinin sözünden uyarladım.. Amerikalı bir meyhaneci işleri iyi gitmeyince şeytanın aklına gelmeyen bir yöntem uygular ve meyhanesinin önüne şöyle bir pankart asar:”yarın bu meyhanede bira bedava” yazar.” Bu pankartı okuyan bira severler bir anda meyhaneyi doldururlar ve sınırsız içmeye başlarlar.. Yeterli alkolü aldıktan sonra meyhaneden ayrılmaya kalkınca müşteriler, kapıda badı gardlar çevirir ve hesabı ödediniz mi,diye sorar?Bir anda şaşırır içki severler ve bugün bira bedava değil mi,meyhanenin önündeki pankart ta öyle yazıyor..Meyhane görevlisi okumadınız mı,pankartta bugün değil yarın yazıyor,der.. Pankartı tekrar okuyun deyip müşterilerden kısa günün yüklü karını elde eder uyanık meyhaneci…
Ak Parti de her seçim öncesi yeni bir demokratik bir anayasa vaat ediyor,seçimden sonra da bir anayasa heyeti oluşturuyor,heyet çalışıyor, toplumun değişik katmanlarıyla toplantılar yapıyor gibi bir sürece yayarak toplumun gündeminden düşürüp,unutturarak bildiği yolda ilerliyor..2007 seçimlerinden sonra da böyle yaptı..12 Eylül referandumundan sonrada daha kapsamlı AB standartlarında bir anayasa yapacağını vaat etti ama orada kaldı…12 Haziran da yapılacak seçimlere giderken yine anayasa diyor ama seçimden sonra demeye başladı..Fakat nasıl bir anayasa ondan hiç bahsetmiyor ve Ak Parti Amerikalı uyanık meyhaneci rolünü oynamaya devam ediyor…Toplumsal sorunlarda günden güne daha ağırlaşarak kar topu gibi büyüyerek önünde duruyor..Başta Kürt sorunu olmak üzere…
Ak Parti,Kürt sorunun çözümü de,adil bir gelir dağılımı da,ekonomik kalkınma da,bölgesel eşitsizlikte,yolsuzlukta,haksız kazanç ve her türlü gayri meşru işler çözecek olan,toplumsal değişimin anahtarı;AB standartlarında demokratik bir anayasadan geçtiğini unutmamalı..
Sorunların muhatabı olan Ak Parti sorunlara çözüm getirmekten çok,içe dönük milliyetçiliğin bayraktarlığını yapmakla kalmıyor, kendine muhalif olan parti yöneticilerinin ortaya çıkan kaset skandalından siyasi rakiplerini yıprandırarak ve topluma da ahlak hocalığı dersi veriyor seçim meydanlarında..Hal bu ki, aynı Erdoğan Deniz Baykal’ı götüren kaset ortaya çıktığında biz bunu siyasi malzemeye yapmayacağız ve bunu kamuoyunun gündemine internet aracılığıyla servis edenleri yargı önüne çıkartacağız demişti..Dediğiyle kaldı ve bunların hepsini unuttu.. Başbakan, bu kasetler özeldir-geneldir gibi hararetli tartışmalar yapmaya başladı,hem de anlattıkça iştahı açılıyor..
Namus ve ahlak kavramını kadın üzerinden tanımlamak ne kadar ahlaki?Evli bir kadının veya erkeğin başka bir karşı cinsiyle aşk yaşaması,böyle bir hayatı seçmeyenler açısından, ahlaksız mı oluyor ve özel hayata girmiyor mu?Gönül birlikteliği ahlaksızlık mı oluyor?MHP’li üst yöneticileri ve Deniz Baykal’ı genel Başkanlıktan götüren bu kasetleri, özel değil genel diyenler aile ortamın da bu kasetleri seyredebilirler mi, bu kadar ahlaki ise? Bu kasetleri ortaya süren ve bunun üzerinden oy hesabı ve ahlak sömürüsü yapanlar siyaset yapmıyorlar, kusura bakmasınlar ama rotgencilik yapıyorlar..Yolsuzluk,hırsızlık,darbecilik,hak etmediğini talep etmek,taciz,tecavüz,kadınlara uygulanan şiddet ve infaz,ensest,şiddet,işkence ahlaksızlık olmuyor da,kadınların bedenleri üzerinden yaşanılanlar mı, belirliyor toplumun ahlakını?..Başbakana göre öyle görünüyor,bu kadar üstünde durduğuna göre…Gelişmemiş demokratik olmayan “eril iktidarların” hakim olduğu ataerkil toplumlarda ahlak,namus ve karakter,maalesef kadın üstünden yorumlanıyor..Kadınlara uygulanan töre cinayetleri ve yine Nijerya dan sonra bir de bizde kadınlara uygulanan recim olayını işleyenler, namussuz ve ahlaksız olmuyor..
Bu kasetleri servis edenleri kim ortaya çıkartacak?Yargı..Bütün olaylardan kim sorumlu? Siyasi iktidar? En çok kim ağlıyor ve mazeret üretiyor,Ak Parti hükümeti!..Gözleri var görmezler,kulağı var duymazlar… güzel de.. bunları kim görecek, kim duyacak?Ben çoğunluğun oyunu aldım milli iradeyi temsil ediyorum demek yetmiyor,sorunu ve sorunları çözmüyorsa sayın Başbakan..
Türkiye’nin can alıcı Kürt sorununa gelince;bu sorun nasıl çözülecek ülkenin bir bölgesinde kısmi bir iç savaş yaşanıyor ve ülkenin göç alan illerinde Kürt- Türk gerginliği bıçak sırtında duruyor..,Başbakan bu bir terör sorunu diyor,benim için Kürt sorunu yoktur,Kürt sorunu bitmiştir,diyor..Başbakan yardımcısı Bülent Arınç Diyarbakır’a gidiyor “Kürt meselesi vardır” demesi,1 Haziran’ı bekleyin Başbakan Diyarbakır ziyaretinde herkesi memnun edecek bir açıklamalarda bulunmasını nasıl algılamalıyız..Ayıkla pirincin taşını hangisine inanacağız?Birisi inkar ediyor, birisi doğruluyor Kürt meselesini..Tunceli de yedi,Kuzey Irak sınırları içinde öldürülen on iki PKK’lının cenazesinde on binlerce insanın sel gibi aktığı,askerler tarafından öldürülen çocuklarının cenazelerini almak için ülke sınırını aşması,hem de askerlerin havaya ateş etmelerine rağmen bin kişinin dağda ölen çocuklarının üç naşını alıp getirmesi,Başbakana ve askeri operasyonlarla Kürt sorunun çözülmeyeceğine bir mesaj değil mi?1984 yılından bu tarafa Kürt sorunu, benim bildiğim on bir hükümeti bertaraf etti, hem de her hükümetin önüne ağırlaşarak geldi.. Erdoğan hükümetlerini de en çok bu sorun hırpalıyor onu da iktidardan çözemezse Kürt sorunu götürecek..Bunu bilmek için kahin olmaya gerek yok..Bir iktidar Silahlı ve sivil bürokrasiye hakim değilse,gerisi teferruattır..
Başbakan Erdoğan biz Ak Parti olarak “mezhep, din ve ırk” üzerinden siyaset yapmıyoruz diyor ama,seçim meydanlarında Amasya da,Kastamonu da,Afyon da,Denizli de Muş ta,İstanbul da yapılan Tüm sanayici iş adamları derneğinin toplantısında yaptığı konuşmalar olmak üzere 29 Nisan 13 Mayıs tarihleri arasında tam yedi kez Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğine vurgu yapıyor..Alevilerin Hacı Bektaşi-i felsefesinden şiar edindikleri ”eline,beline,diline” sözünden yola çıkıp,bu sözü her platformda çarpıtması düşündürücü..Erdoğan Amasya konuşmasında bir adım daha ileri giderek,”eğer Alevilik Hazreti Ali Keremallahü Veche’yi sevmekse,ben Alevilerden daha çok Aleviyim. Ama bunların yaşamında Hazret Ali var mı? Hazret Ali gibi yaşamak var mı? Yok..Hazret Ali nerede,bunlar nerede” diye konuşuyor..Yani bu konuşmalar ve göndermeler Alevi-Sünni mezhepçiliği üzerinden siyaset yapmak değil de ne dir?Hele bunlar(demekle alevi kesimi kast ediyor) Hazret Ali gibi yaşıyorlar mı, sözü çok yaralayıcı bir göndermedir..Başbakan’ın sürekli CHP Genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun “aile soyağacına”vurgu yapması,seçim atmosferiyle değerlendirmek saflık olur..Bu bir bilinç altının dışa vurmasıdır.Başbakanın bu sözler Alevi vatandaşları rencide ediyor..Bunu bilinçli yapıyor Başbakan..Eğer Başbakan Alevilerin inancına saygı duysaydı dokuz yılda Cem evlerini ibadet yeri olarak yasal statüye kavuştururdu..Resmi ideolojinin tezini savunuyor özünde sayın Erdoğan..Diyanet İşleri Başkanlığının bir üst düzey görevlisi biz Caminin dışında başka bir ibadet yeri tanımayız diye basına açıklama da bulundu..Başbakanın Sünni kültüre vurgu yapması,her konuşmasının içinde dini bir söylemle açıklık getiriyor en çokta şu vurguyu yapıyor:”abdestimizden şüphemiz yok ki,namazımızdan şüphemiz olsun” diyor.. Bu konuşmalar mezhep ve din üzerinden siyaset yapmak olmuyor mu?BDP’lilere Erdoğan Kürtçülük yapıyorlar diyor,sizinki dincilik ve mezhepçilik değil mi,suçladığınızdan farkınız ney?
Başbakan’ın Tek millet kavramı ise, resmi ideolojinin asimilasyon politikalarının değişik bir versiyonu olarak uygulamaya çalışıyor..Ruhban okulunu açmaması politikasını teyit etmiyor mu?Vatandaşa farklı bir kültürden olduğunu söyle ama temel hak ve özgürlükler talebinde bulunma,diyor.Öyle bir talep olursa ben veririm senin istemene gerek yok..Ünlü Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın Komünist partisine ihtiyaç varsa onu da biz kurarız, demiş misali..Erdoğan, seçim meydanlarında Demirel’e saldırıyor,farkında mıdır bilemeyiz ama insan günden güne sevmediğine benzermiş.