Anasayfa / Güncel Haberler / Prof.Dr. Metin Ekici ile Dedem Korkut Sohbetinin 6. Bölüm

Prof.Dr. Metin Ekici ile Dedem Korkut Sohbetinin 6. Bölüm

Prof. Dr. Metin Ekici ile Dedem Korkut Sohbetleri

Prof. Dr. Metin Ekici ile Dedem Korkut Sohbetinin 6. Bölümü ile bugün buluşuyoruz. Dedem Korkut meraklıları ve araştırmacıları için ilgiyle devam eden yazı dizisinin bu bölümünde Prof. Dr. Metin Ekici ile ‘’Salur Kazan’’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi Soylamalar ve 13. Boy ‘’ Türkistan/ Türkmen Sahra Nüshası’’nın bilim dünyasına ilan edilmesi sonrasında; titizlikle hazırlanmış eseri ve Dede Korkut Kitabı’nın 3. Nüshası hakkında yapılan tüm yorumları konuştuk. Dedem Korkut Kitabı’nın 3. Nüshası Türkistan/ Türkmen Sahra adlandırması ile ilgili açıklamalara yer veren Prof. Dr. Metin Ekici Türkler İçin Türkistan coğrafyasının önemini bir kez daha ortaya koydu.  Konuyla ilgili yönelttiğim tüm soruları ilgiyle cevaplayan değerli bilim insanı Prof.Dr. Metin Ekici ile Dedem Korkut Sohbetlerinin 6. Bölümü ile siz değerli Dedem Korkut meraklılarını buluşturuyoruz.

İyi okumalar dileriz.

Ülkü Sonsuz – Prof. Dr. Metin Ekici

Prof.Dr. Metin Ekici ile Dedem Korkut Sohbetleri 6. Bölüm.

Sizin söz konusu ilanı yaptıktan sonra eser hakkında çeşitli iddialar ortaya atıldı. Eserin sizin tarafınızdan keşfedilmediği ile ilgili. Bu konuda nasıl bir açıklama yapacaksınız?

Olayı kısaca şöyle ifade edeyim. 2018 yılı muhtemelen Tebriz”de Veli Muhammed hoca nüshayı birisinden satın almış. Daha sonra pdf sini hazırlatıp belki bir kısmını belki büyük bir kısmını farklı kişilere İran”da göstermiş. Hiç kimse bunun Dede Korkut ile ilgili olduğu konusunda tam olarak bir fikir yürütmemiş ya da Veli hocaya tatmin edici bir cevap vermemiş. Sorun buradan kaynaklanıyor. Aslında bir bilim insanın tavrı. Ki onun verdiği insanlarda öyle sıradan insanlar değil. İran coğrafyasında veya bölgelerde araştırma yapan başka insanlar da var. Bu insanlardan hiç birisi ona bu Dede Korkut Kitabı”nın 3. nüshası olduğuna dair bir cevap vermemiş. Ben inceleme yapıyorum Dede Korkut metinleri olduğuna kanaat getiriyorum ve ilan ediyorum sonra Türkmen şahıs Atalay Gümbet beni arıyor.  Diyor ki işte;  biz bunun Dede Korkut”la ilgili olduğunu söyledik kimseye vermemesini söyledik filan.  Kasım ayında eğer siz bu metni aldıysanız Metin Ekici açıklama yaptığında 24 Nisandı. Kasımdan nisana kadar 6 aylık bir zaman geçmiş.  6 ay içerisinde bilim dünyasına en azından küçük bir makale ile elimizde böyle bir metin var böyle bir çalışmamız var bilim dünyasına bunu yakında daha ayrıntılı bir şekilde tanıtacağız şeklinde bir açıklama yapmak sizin hem hakkınızdır. Hem de görevinizdir. Yani siz bir virüse karşı bir aşı buldunuz bunu saklayacak mısınız? Bilim dünyasında böyle bir şey olmaz. Ben ne zaman açıklama yapıyorum Bayburt”ta ondan sonra ortalık ayağa kalkıyor.  Aradan belli bir zaman geçtikten sonra İran”dan birileri beni aradı. Ya işte hocam Veli Muhammed hoca bana da vermişti. Ben işte bunu üzerinde çalıştım İsterseniz bunu birlikte yayınlayalım. Siz yayınlayın dedim. Ben kendi çalışmamı kendim yayınlayacağım.  Siz kendi çalışmanızı da İran”da yayınlamanız beni bilakis mutlu eder hem Türkiye de hem İran”da yayınlansın. Benim için bir mahsuru yok ki.  Kaldı ki Türkiye de üç tane yayın yapıldı ben bundan memnun oldum. Herkes kitabı alıp okuyacak,  insanlar da hangi kitap onu mutlu ediyorsa o yayını tercih edecek. Yani burada bir yarış veya aşağı da kalma üste çıkma yok ki. Ama insanların şunu kabul ve takdir etmesi lazım. Bilim dünyasında Dede Korkut”un 3. Nüshası Salur Kazan”ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi adlı 13. Boylamanın ilk defa duyurusu Metin Ekici tarafından yapılmıştır.

 

Yani bu iki kere iki dört ise bu kadar net ve kesin. Ben daha önce biliyordum, yok efendim bulduydum filan çok önemli değil benim için. Ama böyle bir mutluluğu yaşamış olmak gerçekten kendi alanım ve kültürüm ile ilgili dünya görüşüme uygun olarak son derece mutlu eden bir sonuçtur.  Yani bu konuda çok sevimli bir atasözümüz var. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Bana gösterdiğiniz bir fotoğraf vardı. Muhammed Veli hoca size kendi fotoğrafını vermişti. Arkasında telefon numarası olan bunu neden verdiğini sonradan anladım demiştiniz bu konuyu açar mısınız?

Tabi şimdi oraya gelelim. Aradan bir süre geçti. Sonra İran Yolperest gazetesinde bir haber çıkmış. Dede Korkut nüshası İran Tebriz de filan diye.  Sosyal medyada sanki başka bir keşif yapmışlar gibi sunuyorlar.  Fotoğrafa baktım. İnternette Yolperest gazetesinde yayınlana fotoğraf; yok Muhammed Veli hoca değil bu adam. Elimde ki Veli Muhammet Hoca”nın bana verdiği fotoğrafa bakıyorum. Yok, yani bunlar aynı fotoğraflar değiller. Sonra başka birisi çıkıyor işte bu nüshayı ben buldum. Türkiye”de ki bazıları da bunu sanki mal bulmuş mağribi gibi kapıp Türk sosyal medyasında paylaşıyorlar. Bir anda böyle gürültü koparıyorlar ne yapmaya çalıştılar anlamadım. İran” da ki o Yolperest gazetesindeki yayınlanan fotoğraf Veli Muhammet Hoca”nın nüshayı verdiği başka bir kişinin fotoğrafı. Sanki o bulmuş gibi yayınlamışlar.

-Muhammet Hoca bunları tahmin etmiş ki size fotoğraf vermiş gibi olmuş.

Tabi ki demin cüzdanımda neden o fotoğrafı bulundurduğumu Veli Muhammed Hocanın –  hocam lazım olur-  demesinin anlamını daha sonra idrak edebiliyorum. Başta şunu söylemek istedim Ülkü,  tesadüf değil bazı şeyler gerçekten. Sizin niyetinizin ne kadar dürüst ve düzgün olmasıyla alakalı. Yaptığınız işe verdiğiniz önemle alakalı. Kendi milletinize ve kültürünüze verdiğiniz değerle alakalı. Yoksa sıradan işler değil bunlar. Bilim insanı ve bilim adamlığı ahlakı etik de çok önemli. Sonrasında Muhammet Veli Hoca Türkiye”ye davet edildi.  Türk yazarlar birliği tarafından kendisine ödül verildi. Ben çok takdir ettim böyle bir davranışı. Orada tabi Veli hoca bu eserin yayın hakkının sadece Şaruzat bayev”e verdiğini söyledi. Böyle bir eserin yayın hakkı diye bir şey olmaz. Çünkü bunlar manüskriptir,  metindir. Bu el yazmalarıyla ilgili. Sadece Türkiye”de değil bütün dünyada böyledir. Hâlbuki diğer tarafta İran”da yapılan bir başka konuşmada bana şöyle geldi. Veli Muhammet hoca İran”da Metin Ekici Bayburt”ta bir açıklama yapmamış olsaydı bugün bu kitap hakkında hiç kimse bilgi sahibi olmayacaktı diyor…

 

-Evet, hiç kimse ilgilenmeyecekti hocam belki siz ateşlediniz sanırım anlaşılan herkesin rafında bekliyordu…

-Aynen öyle oldu. Veli hocayı daha sonra aradığımda bir defasında bana müteşekkir olduğunu söyledi. İyi ki bu açıklamayı yaptınız dedi. Ama kitap yayımlama ile ilgili kendisinin mahcup olduğunu söyledi. Keşke paylaşmasaydım herkesle dedi.  Ben dedim iyi ki paylaştınız. Paylaştığınız için bugün bu sonuçlara ulaştık. Biz 2018 de Unesco ya bu nüshayı kaydettirdiğimizde Türkiye ve Türk Dünyası bu kadar ilgi göstermemişti ama bu tartışmalar bambaşka bir noktaya taşıdı. Yani belki de Türk gençleri üzerinde farklı bir noktadan da olsa olumlu bir etkisi de var.

Birazda sayenizde sanki daha çok üzerine düşülmeye başlandı.

Aynen öyle oldu.

Peki sayın hocam Esere neden Türkistan / Türkmen sahra adını verdiniz?

Bu tür eserler nerede bulunduysa hangi şehirdeyse onun adıyla adlandırılır.  Genelde böyle bir uygulama var. Ama şahısların elinde olduğu zaman bir kitap şahıstan başka bir şahısa geçebilir.  Bir kütüphanedeyse o kütüphanenin adıyla ve yahut kütüphanenin bulunduğu şehir adıyla anılır. Şahısların elinde olduğunda adlandırma farklıdır.  Şimdi Türkmen Sahra bölgesine bakacak olursan Türkmen Sahra; Sovyetler birliği kurulana kadar aslında burası Türkmenistan”ın bir parçası. Sovyetler birliği döneminde Türkmen sahra bölgesi İran”a bırakılmıştı. Aslında Kazakistan vs. diye ülkeler yoktu Ülkü Hanım. Yakın zamana kadar bunların tamamı Sovyetler birliği döneminde oluşturulmuş olan isimler evet;  Kazaklar Kırgızlar var Türkmenler var Özbekler var ama Kazakistan veya Özbekistan diye bir devlet yok. Kazan hanlıkları var Özbek Timur imparatorluğu var. Bunlar tarihsel olarak ama cumhuriyetler bağlamında bu coğrafyanın kadim adı Türkistan. Yani bütün orta Asya”nın adı. Bunlar hep batılılar tarafından verilen coğrafya adlandırmalarıdır.  Türkler tarafından ve Türklerin komşuları tarafından o coğrafyanın adı her zaman Türkistan”dır.

Yani hala bu coğrafya ya Türkistan mı demeliyiz?

Bana göre öyle. Biz hala Türkistan sınırları içerisinde kalan Uyguların yaşadığı bölgeye Doğu Türkistan dememizin sebebi de budur.  Yani biz hiçbir zaman Uyguristan demedik Özbekistan diyoruz bakın ama Uyguristan diye bir adlandırma duydunuz mu? Doğu Türkistan dedik. Türkistan”ın en doğu kısmını Türkistan adını bugün dünyada tek yer adı olarak kullandığımız coğrafi alan Çin sınırları içerisinde kalan Uygur bölgesi, Doğu Türkistan”dır. Oysaki bölgenin tamımı yani Sibirya”dan Afganistan”ın belli bir kısmını da içine alan ve bugün ki İran”ın da içine kadar da gelen kadim coğrafyamızın adı Türkistan”dır. İşte bu nedenle bana şu soruyu sorduklarında; Türkistan nüshası dedim, hiç çekinmeden hatta şöyle bir espri ile cevap veriyorum. Birincisi Dresden ikincisi Vatikan kafiyeli olsun diye de bunun adı da Türkistan olsun dedim. Bunu hatırlatmak istedim aslında bunu söylemekle. Çünkü gençlerimiz özellikle Türkistan adının neresi olduğunu bilmiyorlar. Yani bir coğrafya olarak bilmiyorlar.

Biz Orta Asya”dan göç edip geldik denildiğinde Türkistan”dan göç edip geldik deseniz ne olur? Türkistan şuan sadece Kazakistan”da bir eyaletin adı olarak kaldı.  Bir de doğu Türkistan da Uygurların yaşadığı bölgenin adı olarak kaldı. Ama bizim bütün coğrafyamızın tarih boyunca; bundan yaklaşık 150 yıl önce yazılmış olan kaynaklarda adı Türkistan diye yazar Orta Asya için.  Bütün doğulu kaynaklar Türkistan yazar batılı kaynaklar Türkistan diye bahseder o coğrafyadan.

Türkistan”a seyahattir. Türkistan”da ki hükümdarlıklarda Türkistan”da ki hanlıklardır. Bütün o eserlerin adı o şekilde.  Dolayısı ile Türkistan adını yaşatmak Türklüğü yaşatmak ile eş değerdir. Bu nedenle eserin adını Gümbet nüshası Gümbet-i Kavus Türkmen sahra nüshası gibi İran nüshası gibi adlandırmalar çok daraltıcı olacaktı.  Yani bir şehir, bölge adı daraltıcı olabilir.  Birilerde çıkıp hocam niye İran nüshası demediniz? Niye Almanya nüshası demediniz? Niye ona Vatikan nüshası diyorsunuz? Nüshayı adlanırken adı bir şeyi keşfeden koyar.  Bir adam bir ilaç keşfediyor adını o koyuyor.  Bir virüs keşfediyor bir ilki keşfediyor. Ve o şekilde koyuyor adını.

Yahu ben “Türkistan “ koyuyorum adını.  Tekrar ediyorum. Türkistan”ın adıyla sorunu varsa bu onun sorunu. Benim değil.  Dede Korkut”la sorunu var demektir. Türklükle,  Türk kültürü ile ilgili sorunu var demektir.  Bu konuda son derece sağlıklı düşündüğümü ve kesinlikle bu nüshaların Türkistan nüshası olması gerektiğini tekrarla ve ısrarla savunuyorum.

Peki bu adlandırma yüzünden eleştiri aldınız mı?

Evet, Bu konu da bazı bilim insanlarından işte neden Türkistan adını koyuyorlar falan gibi sosyal medyadan farklı eleştiriler gelmiş. Yani benim Türkistan adı ile ilgili hiçbir sorunum yok.  Bazılarının sorunu varsa bu benim sorunum değil.  Şeklinde cevabım oldu hala da aynı şeyi söylerim. Bizim atalarımız Orta Asya”dan gelmiş evet. Orta Asya ama Orta Asya”nın kadim adı ne? Türkistan. Türkistan neresi? Bütün Türk boylarının ortak olarak yaşadığı coğrafyanın adı.  Dede Korkut kim? Bütün Türklerin ortak atası ve bilinci ise böyle bir nüshanın adının da Türkistan olmasından daha doğal bir şey olamaz. Yani batılılar kendi buldukları keşfettikleri nüshalara kendi şehir adlarını kendi kütüphanelerinin adlarını veriyor ve biz bunu bilmek zorunda kalıyoruz. Herkes Dede Korkut çalışırken Vatikan adını öğrenmek zorunda Dresden”in nerde olduğunu bilmez insanlar yani. Almanya da eskiden Doğu Almanya”nın bir şehri olduğunu bilmezler. Âmâ Dresden adını Dede Korkut Kitabı”nı okuyan herkes nüshalardan birinin Dresden de bulunduğunu bilmek zorunda.  Peki, Türkistan”la ne sorunu var Türk gençliğinin? Ya hocam işte neden Gümbet adını koymuyorsunuz? Ya Gümbet İran”da küçücük bir şehir.  Bugün Bolu,   Bilecik Türkiye için önemli olabilir. Bilecikli veya Bolulular için önemli olabilir ama Türkiye cumhuriyetinin tamamını ifade eden bir isim varken Bolu”yu veya Bornova”yı kullanmak benim için çok önemli değil.  Mutlak surette böyle bir adlandırmayı yaparken; Türkmen Sahra belki daha geniş bir alanı ifade ettiği için sonradan ikisini birlikte kullanmayı tercih ettim ben.

Türkistan/Türkmen Sahra nüshasını bilim dünyasına ilan ettiniz ve Nihayet Salur Kazan”ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi eseriniz kıymetli okurlarına kavuştu. Eserin yayına girme aşaması hakkında biraz bahseder misiniz?

Gerçekten Ötüken neşriyata ve editör Göktürk Ömer Çakır beye bu konuda müteşekkirim. Ressam Mehmet Sağ beyefendi hakikaten çok özgün bir kapak hazırladı. Kapak hazırlama aşamasında Salur Kazan”ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” anlatmasının metinini istedi. Ve ona dayanarak böyle bir kapak resmi hazırladı. Bu çok özel olarak bu kitap için hazırlanmış özgün bir kapak. Böyle bir eser için gerekliydi. Yani bizim ve Ötüken Neşriyatın Türk kültürüne Türk milletine verdiği değerin bir ifadesi idi. O anlamda gerçekten çok nitelikli, baskı kalitesi olarak da çok nitelikli bir kitap baskısı ortaya çıktı. Biz de metin okumalarını minimum ya da hiç hata yapmayacak şekilde gerçekleştirmeye çalıştık. Mutlaka bu tür tarihi metinlerde aynı anlamlara gelen farklı yazımlardan dolayı bazı eksik okumalar olabilir. İnşallah ikinci baskıda onları tamamlayacağım. Giriş kısmında Dede Korkut”un tarihçesi, Türk kültüründe ejderha ve diğer nüshalar hakkında genel bir bilgi vermeyi tercih ettim. Ama ikinci baskıda daha geniş bir çerçeve olacak. Çünkü bu eserin bir an önce Ötüken ile yapmış olduğumuz anlaşma çerçevesinde belli bir zaman diliminde bitirilmesi gerekiyordu. Türkiye”de ilk defa yapılan bir çalışmayı ortaya koyduk. Bu da karşıt sayfalar şeklinde. Yani orijinal metnin transkripsiyon adını verdiğimiz Latin harflerine aktarılmış metnine karşılıklı sayfalar şeklinde dizilmesi. Çoğu yayıncının kabul etmediği, baskıda pek uygun bulunmayan bir yöntemdir.

 

Okuyucu ve orijinal metni okuyamayanlar için Latin harflerle okuyarak bire bir aynı satırlar şeklinde bir dizgi oluşturduk. Her kesimden okuyunca ulaştırmaya çalıştık. O bakımdan da çok özgün bir çalışma oldu. Akabinde Türkiye Türkçesinde aktarma kısım yer alıyor. Son olarak da orijinal metinde okuduğumuz anlamı bilinmeyen kelimelerin sözlük kısmında anlamlarını vermeyi tercih ettik. Yani çalışma kendi içerisinde her yönüyle özgün bir bütünlük arz ediyor. Böyle bir çalışmanın Türk dünyasına, Türk kültürüne, Türk bilimine, Türklük âlemine hayırlı uğurlu olmasını dilerim. Gerçekten Metin Ekici olarak Türk milliyetçisi olarak,  Türk kültürüne duyduğum sevginin bir ifadesi bir armağanı olarak kabul ettiğim bir çalışma oldu.

 

Belki sevdiğinizden size gelmiş bir armağan…

Olabilir. Yani gerçekten çok mutlu olduğum keyifle çalıştığım ve severek yazdığım bir çalışma oldu.  Gecemi gündüzüme katarak çalıştığım günde bazen 16-17 saat çalıştığım bir çalışma oldu benim için. Türk okuyucusuna,  Türk gençlerine,  Türk milletine böyle bir kitabı sunmuş olmakta bir bilim insanı için çok kıymetli. Akademinizde gidersiniz anlatırsınız ama bunlar farklı bir şey. Kamuoyunun tamamını da ilgilendirebilecek bir çalışmayı bu şekilde yayımlamış olmak ve bunu nitelikli bir yayıncının da okuyucusuyla buluşturmasını sağlamak çok büyük bir mutluluk. O bakımdan katkı sunan herkese gerçekten müteşekkirim.

 

Biz de birbirimizi tebrik ettik hocam haberi alınca. Bununla ilgili söyleyebileceğiniz başka bir şey yoksa ben diğer soruya geçeyim mi?

Sadece ikinci baskıda önsöz söylediğim gibi gördüğümüz ve bize iletilen bazı eksikliklerin giriş kısmı büyük ihtimal bir 50-60 sayfa genişlemiş olacak. Sanıyorum 2020”nin başında ikinci baskı çıkmış olacak. Daha eksiksiz ve daha genişletilmiş şekilde bir eserle okuyucularımızı buluşturmak gibi bir hedefimiz var. Birlikte tartışılması gereken pek çok şey var. Birlikte tartışılması gereken pek çok unsur var. Onunla ilgili ayrıntılı bir çalışma yapmaya vaktim olmadığı için onları yapamadık ama ikinci baskıda bunları yapacağım.

Prof.Dr. Metin Ekici İle Dedem Korkut Sohbetlerinin 7. Bölümünde Görüşmek ümidi ile

Sevgiyle Kalın.

 

 

Çok Okunan Haber

ENGİNARDAN SONRA SALEP ÜRETECEKLER

Geçtiğimiz ay enginar üretimine başlayarak ekonomiye katkı sunan Mezitlili kadınlar yepyeni bir tarımsal üretime daha …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir