YILMAZ ÖZDİL

Ak’deniz…


Savaş tamtamları filan çalmıyordu, harbi harbi savaş başlamıştı.
Kıbrıs’a çıkmıştık.
*
Hemen ertesi gün… Mersin’den demir alan Kocatepe, Adatepe ve Mareşal Çakmak isimli muhriplerimiz, Girne açıklarındaydı. Keşif uçağımız, 12 gemilik Yunan konvoyunun Rodos’tan Baf’a doğru yol aldığını
rapor edince… Genelkurmay’dan
emir geldi: Durdurun, vurun!
*
Muhriplerimiz derhal bölgeye gitti.
Ara tara, konvoy monvoy yok.
O sırada, jetler belirdi.
*
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk deniz savaşı, işte bu faciayla başladı… Çünkü, Yunan donanması hile yapıyor, Türk bayrağı çekiyor, telsizde Türkçe konuşuyordu. En azından istihbarat böyleydi… Ve pilotlarımız “sakın aldanmayın” diye tembihlenmişti.
*
O yüzden, muhriplerimizden gelen “Türküz” mesajlarına inanmayıp,
küfürle karşılık verdiler. Kendilerine
verilen bilgiye göre bölgede Türk gemisi yoktu! Gümbür gümbür vurdular.
*
Muhriplerimiz, Amerikan hibesiydi, hava savunma sistemleri yoktu, uçak gemilerini denizaltılara karşı korumak ve suüstü savaşı için üretilmişler, kabak gibi hedef olmuşlardı.
*
İlk darbeyi Kocatepe yedi. İlk jet ıskaladı, ikincisi kıçtaki topa tam isabet, üçüncüsünün bıraktığı bomba bitiriciydi, bacaya daldı, savaş harekât merkezini darmadağın etti. Yangın başladı. Elektrik sistemi çöktü.
Kıç topu sustuğu için jetler arkadan yaklaşıyor, eliyle koyar gibi peş peşe indiriyordu. Adatepe ve Mareşal
Çakmak da vurulmuştu, alev alevdiler.
*
Yangın kontrol altına alınamayıp, cephaneliğe sirayet etmeye başlayınca, Kocatepe’nin komutanı “terk edin” emri verdi. Hafif silahları alıp, can yeleklerini giyip, sallara bindiler. İnfilaka saniyeler kalmıştı, vakit dardı, bazıları denize atlıyor, yüze yüze sala çıkıyordu. Portatif telsizi naylona sarıp boynuna bağlayan Muhabere Subayı Necati Gürkaya’nın yeleği açılmadı, gömüldü gitti… Gemiyi en son seyir subayıyla kaptan terk etti. Ve, bummm!
*
Kocatepe battı. 30 sal vardı. Birbirlerine bağlı, topluca durmaları gerekiyordu.
Ancak panikle ipleri kestiler, dağıldılar. Mareşal Çakmak ve Adatepe, yaralı
halde yardıma gelmeye çalıştı ama jetler aralıksız saldırıyordu. Çare yok. Ya bırakıp kaçacak ya da batacaklardı. Bıraktılar.
*
Komutanın salında 20 personel vardı. Sığmıyorlardı. Akdeniz, köpekbalığı kaynıyor… Üstlerine sarımtırak, iğrenç kokulu koruma maddesini sürüp, sırayla denize indiler, iplere tutuna tutuna hayatta kalmaya çalıştılar. Gece oldu. Zifiri karanlık. Yıldızlara baka baka, memlekete doğru kürek çektiler. Sabah oldu. Öğle oldu.
24 saat geçti. Ufukta kara yok.
*
İkindiye doğru, balıkçı motoru ebatında
bi tekne göründü. Mermileri namluya sürdüler. Yunansa, vuruşarak şehit olacaklardı. Rütbeleri sökmüş, denize atmışlardı, komutanın kim olduğu belli olmasın diye… Rutin savaş protokolüydü. Tekne yanaştı, kaptanı yaşlıca bir adamdı, İngilizce “kimsiniz” diye sordu. “Siz kimsiniz?” cevabını verdiler. Kaptan gülümsedi, “Türk müsünüz?” dedi.
Üstelik, İngilizce değil, Türkçe!
*
İsrail Deniz Ticaret Okulu’nun
teknesiydi. İsmi, Mevuot Yam.
Anlamı, denizin başlangıcı. Kaptanlık ve balıkçılık kursu gören 13 öğrencisiyle Santorini açıklarındayken savaş
çıktığını öğrenmiş, İsrail’e dönüyorlardı. Muhriplerin vurulduğundan haberleri
yok, tesadüfen denk gelmişlerdi.
*
Kaptan, İstanbulluydu. Reuven Pinhasi. Aslen, Rus Musevisi. Henüz üç yaşındayken, Bolşevik Devrimi’nden kaçan ailesiyle İstanbul’a gelmiş, Beyoğlu’na yerleşmiş, Avusturya Lisesi’nde okumuş, babası vefat edince, 1943’te, İsrail’e
göç etmişti…
Türkçesi ordandı.
*
Saldakilerin üniforma renginden ve İngilizce aksanlarından Türk olduklarını anlamıştı. Omu

Çok Okunan Haber

MUT TAŞHAN’DAN KLASİK MÜZİK EZGİLERİ YÜKSELDİ

Mersin Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi öncülüğünde tarihi Taşhan’da vatandaşlara klasik müzik gecesi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir