Tehdit!

Bu tehdit aslında öyle önemliki, aşılamadığında hepimizi huzursuz edecek ve hatta toplumsal hiçliğimize zemin hazırlayıp, büyük bir yıkım aracı olacak türden…
Ne kadar farkındayız bilemiyorum ama farkındalığımız konusunda çok emin olamadığım bir tehditten bahsetmek istedim. Bu tehdit aslında öylesine önemliki, aşılamadığında hepimizi huzursuz edecek olan ve hatta toplumsal hiçliğimize zemin hazırlayan, büyük bir yıkım aracı aslında. “O tehdit de neymiş?” diyorsunuz herhalde.
Evet, o tehdit bu gün birçok çevre tarafından savunulan ve elbirliğiyle yetiştirilmeye çalışılan “Sınırsız Birey”lerdir. Bu tipte yetiştirilmek istenen bireyleri post-modern sosyologlar; “sınırsız, yardımsız baştan çıkartılmış, güdülen ve bağımsız eylemden uzak kültürel zombi” olarak nitelendiriyor. Hayatlarını hiçbir şeyin sınırlamadığı (din, ahlak, töre, hukuk vs.) bu bireyler hem kendilerinin hem de diğerlerinin hayatını adeta bir “hapishane”ye çeviriyorlar. Başkalarına ait hayatları ve alanları insafsızca yağmalayıp tahrip edebiliyorlar. E. Durkheim’in “Anomi” olarak tarif ettiği o “norm”suzluk halini, özellikle büyük şehirlerde, belli ölçüde yaşadığımızı düşünüyorum.
Normatif değerlerin sınırlayamadığı bireyler, kentlerin cadde ve sokaklarını daha emniyetsiz hale getirdi. Hatta birçok insan evlerine sığınmış haldeyken bile bu sınırsız insanların hapsinden kurtulamıyor. Özgürlükle sınırsızlığın birbirine karıştırıldığını düşünüyorum.
Her türlü sınırı reddedenlerin arzuladığı hayatı gerçekten merak etmiyor değilim. Toplumda bireyleri bir arada tutan, harç görevi yapan değerler vardır. Bu değerlerin olmadığı yerleri ya da ülkeleri koruyacak başka bir mekanizma yoktur.
Giddens’in “Geç Modern” diye ifade ettiği ve sadece tüketime endeksli bu “Kapitalist Çağ” adeta her şeyi gerektiğinde en yüksek değerleri dahi “almak-satmak” üzerine inşa ettiği için bütün değerleri alabora etmiştir. Oysa yukarıda ifade ettiğim değerler, toplumlara göre değişiklik göstersede, her toplumda yaşatılması gereken mutlak değerleri ifade eder. Durulması gereken sınırları çizer. Çizilen sınırlarda insanların ve toplumların karakterini/şahsiyetini temsil eder. 
Sınırlandırılmadığında mutlu olacağını zannedenler, diğerlerinin de sınırsız olduğunu göz ardı ederler; hesaba katmadıkları diğer sınırsızların, kendilerini ezip geçebileceğini de hesaplayamamış olurlar. Bu, bana göre modern çağ insanının, ileri zannettiği başka bir “orman anlayışı”dır. Sınırsızlıkta da kimin tesir alanı güçlüyse o daha rahat “yaşayacak” ya da “ezecek” demektir. Benim bu meyanda dikkatimi çeken ve sanki oto kontrol istemeyen anlayışlar var.
Bu günlerde cereyan eden “internet filtreleme” tartışmaları gibi. Güzele hizmet eden yanlarının dışında hiçbir inanç, ahlak ve hukukla kendisini “sınır”lamayanların da at koşturduğu bu arenada, belirli müeyyidelerle yaşamasını istediğimiz çocuklarımızı, gençlerimizi “savunmasız” bırakmayı anlamak mümkün değildir. Kendilerini savunma ve kendileri için doğru olanı anlama olgunluğuna gelememiş bu yavrularımız için ondan sonra da “Ne olacak bu gençliğin hali?” diye, kimsenin sormaya hakkı olamaz.
Artık devletlerin bile sınırlara hapsedilemediği bu modern çağda, eğer yönetimler bireylerinin sınırlarını koruyacak anlayışlardan ve değerlerden uzaklaşırsa herhalde o zaman toplumlar kendi kültürel unsurlarından söz edemez hale gelecektir. Bu sınırsızlık durumu her ne kadar birilerinin arzuladığı bir şey olsa da, bizler için ciddi bir tehdit olduğu aşikârdır.
Bahsettiğim şeylerin ilerlemeyle ya da fikirlere tahammülle bir alakası da yoktur; zaten fikirlerini sınırsızlıktan yana kullananların yürüdüğü yolun “sinsi”liği de buradan geliyor. Sizi, özgürlük karşıtıymış gibi gösterme çabasını kastediyorum.
Bu “Sınırsızlık Yolcuları”nın ikinci argümanı da “Mahalle Baskısı” imiş gibi geliyor bana. Bu, olur olmadık her mantığı ifade eden yaklaşımlar, her kafaya örtülür cinsten şapkalar da çoğu zaman bu yanlış emellere hizmet ediyor. Bir yanlışın eleşt

Çok Okunan Haber

Estetik-sanat ve edebiyat yazıları(3)

Mirza Turgut yazdı   Burada nesneye ya da güzelliği taşıyan gerçeğe, her türlü faydalanmacı yaklaşımın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir