Anasayfa / Baş Yazar / SANATSAL YARATICILIK, ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ İLİŞKİLERİ

SANATSAL YARATICILIK, ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ İLİŞKİLERİ

Sanat ile demokrasi arasında diyalektik bir ilişki vardır.

Yani hem birbirlerinden bağımsız, apayrı alanları oluşturur hem de birbirine sımsıkı bağlıdırlar.

Sanatsal kültür ve gelişme, demokratikleşmeye, demokrasi bilincinin gelişmesine katkıda bulunurken, sağlıklı bir demokrasi ortamı da sanatsal gelişmenin, sanatsal yaratıcılığın, sanatsal özgürlüğün garantisini oluşturur.

Sanatsal ilişki çok yönlü ve dinamiktir. Yani sadece sanat yapıtının ortaya çıkması ile sınırlı değildir. Aynı zamanda bu yapıtın sanat tüketicisine sunulup, onlar tarafından algılanmasıdır da.

Bu ise sanatsal özgürlük kavramını genişletir ve genel siyasal özgürlükler alanı ile buluşturur.

Sanat, gerçeğin toplumsal ilişkilerin basit bir yansıtıcısı, taklidi değildir hiçbir zaman. Tersine gerçeğin sanatçının hayal dünyasında değişime uğrayarak yeniden yaratılmasıdır.

Bu ise tam bir tam özgürlük ortamıyla mümkün olabilir.

Sanatçı öyle değil de böyle yapmak istiyorsa, bu konuda kendini bağlayan sınırlayan yazılı ya da yazılı olmayan engellerin olması gerekiyor.

Eğer bir toplumda sanatçının neyi nasıl yaratacağını, otorite belirliyorsa, orada  sanatsal yaratıcılık ve eş deyişle bireysel özgürlük  ortamı yoktur.

Çünkü sanatsal yaratım her şeyden önce bireysel yaratıcılığın kendisidir. Bireysel yaratıcılık süreci ise hayal gücünün devreye sokulması imgesel düşünme demektir..

Sanat tarihi açısından Örneğin Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları ile Antik Yunan’ı karşılaştırdığımızda daha net görürüz bu durumu.

Mısır’da  dünyanın hayran olduğu piramitler  ortada durmaktadır. Ancak, piramitlerin hangi sanatçı ya da sanatçılarca tasarımlandığı hala bilinmemektedir.

Çünkü buralarda bireysel özgürlük ve tabi ki yaratıcılık ortamları hiç olmadı. Her şey otoritenin çıkarına göre ayarlandı. Sanat yaratımları ile devlet’in gücü özdeşleşti  ve sanatçılar kendi bireysel kimlikleri ile anılmadılar; her şeyi, aynı zamanda tanrı olan, kral için yaptılar.

Dolayısıyla  Mısır sanatı sadece kralı hem bu Dünya’da hem de öteki dünya ‘da mutlu etmeye yönelik bir işleve sahip oldu; bu nedenle insansal özden yoksundu.

Halbuki antik Yunan’da  var olan demokrasi ortamı, ister istemez bireysel özgürlükler ve yaratıcılık ortamına güç verdi. Bu nedenle antik yunan, sadece sanat türlerinin çıkış merkezi olmadı, aynı zamanda felsefe, hukuk, siyaset gibi bilinç biçimlerini insanlık kültürüne kattı.

Sanatsal yaratıcılık bütünlüklü, sistematik bir süreçtir ve ancak kendi tüketicisi ile var olabilir.

Sanatçı yapıtını ürettikten sonra, sanat tüketicisine sunar ve o andan itibaren kendi ürünü olan yapıtla, kendi arasında bir mesafe ortaya çıkar, yapıtın estetik düzeyi, ustalığı vb.. sanat tüketicisinin tepkisi ile belirlenir.

Bu bağlamda sanatsal özgürlük ortamını aynı zamanda sanat tüketicisinin özgürlüğü olarak algılamalıyız. Aksi durumda değerli yapıtların üretilip, sanat tüketicisine ulaştırılmadığı bir ortamda, kesin olarak sanat özgür değildir.

Ne zaman ki bir ülkede demokrasi ortamı genişler, her türlü yasaklar tabular ortadan kalkar, işte o andan itibaren sanat ve sanatçının özgür olduğu ortam başlamış olur.

İşte bundan dolayıdır ki özgürlük ve demokrasi ilişkilerini Rönesans ve Aydınlanma üzerine oturduğu Batı’da güçlenmiş ve sanatın tüm cinsleri buradan insanlık aleminin kültür mirasına katılmıştır.

 

Çok Okunan Haber

AKP’nin SAF üyesi  “prezervatif”diyerek Seçer’e pas verdi

Dün yapılan Büyükşehir belediye meclis toplantısında AKP’li bir üye, üniversite öğrencilerine prezervatif dağılmasını eleştirdi. Seçer …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir