GÜNGÖR MENGİ

O yasa adaleti bağımlı kıldı



Suçlananların çoğunu gazetecilerin oluşturduğu OdaTV iddianamesini okuyan şok geçiriyor.


Çünkü bu metinde, demokrasinin varlık sebebi olan ve modern bir toplumda marifet sayılacak eylemler ağır suç sayılıyor.


Toplumu ve gündemi etkileyip yönlendiren haber metinlerini ve kitapları suç sayan, terör faaliyeti diyerek ağır hapis cezaları talep eden bir düzen diktatörlüklerde bile kalmadı.


İşi adalet üretmek olan bir mesleğin mensupları böyle bir vebal altına ancak baş edemeyecekleri bir baskı altında girebilirler.


Siyasi iktidar bu baskıyı otomatiğe bağlayan düzeni, iki operasyonla kurmuştur.


12 Eylül referandumu HSYK’yı iktidar iradesine tabi bir yargı sisteminin sopası durumuna getirmiş, hoşa gitmeyen kararlar veren hâkimler ve savcılar saçılıp savrulmuştur.


Sonra haksız kararlarından ötürü kişisel sorumluluk davalarında tazminat ödemeye mahkûm olmaktan çekinen yargı mensuplarının gerekçesi ortadan kaldırılmıştır.


Haksızlığa uğrayanlar eskiden sorumlu tuttukları hâkim veya savcı hakkında tazminat davası açabiliyordu. Bu hak da adil yargılanma için bir sigorta oluşturuyordu.


Torba kanuna konulan bir madde ile hâkim ve savcılar bu riske karşı dokunulmaz kılındılar.


Özetleyecek olursak yargı mensuplarına söylenmek istenen şudur:


“Sana gönderdiğim kişileri suçlamaktan korkma. Tazminat gerektiren bir haksızlık yapsan bile ceremesini sen ödemeyeceksin, devlet ödeyecek. Buna rağmen istediğimi yapmazsan HSYK eliyle canına okurum!”


OdaTV iddianamesi işte bu nedenle bir hukuk metni dengesini değil muhalif bir siyasi zümreyi mahkûm etmeye dönük aşırılığı yansıtmıştır.


Okuyanlara acı veren ve onları hayrete düşüren sebep budur.


Dün bir yargı sempozyumunda Adalet Bakanı Ergin temel ilkenin delilden şüpheliye ulaşan bir sistemin kurulması olduğunu hatırlatarak “Kişileri şüpheli ve sanık statüsüne dâhil ederken çok titiz davranılmalı” diyordu.


Kürsüde söylediklerini icraatında yaşatacak bir Adalet Bakanı’na hasretimiz dayanılır gibi değil!


Türkiye’nin misyonu


Arap baharının değiştirdiği rejimlerin yerine ne konulacak?


İslâm’ı demokrasi ile bir arada yaşattığı için yıllar yılı onlara örnek gösterilen Türkiye işte sahne almıştır.


Başbakan Erdoğan’ın çıktığı Mısır, Tunus, Libya ziyaretleri keşke İsrail’le yaşanan krizin saptırıcı duygusallığından etkilenmeseydi.


Tayyip Erdoğan, laik demokratik rejimin dine ve dindarlığa zarar vermeyip tersine güvence sağladığını, dokuz yıllık iktidar tecrübesi ile yaşamış bir siyasetçidir.


Ama korkarız ki “İsrail’le çatışan bir Müslüman lider” elbisesi, istemese bile ona giydirilecek.


Başbakan Erdoğan, kıdemli bir siyasetçi olarak yanlış bir konumlandırmaya karşı kendisini ve ülkesini inanıyoruz ki koruyacaktır.


Oralarda Yahudi düşmanlığına çekilebilecek bir beyan veya eylemi olmamalı. Onları İsrail’e karşı demokrasi ile yönetilen modern bir toplumun daha iyi koruyacağını anlatmalı.


Örnek alınacak Türkiye’yi dün AKP’li Hüseyin Çelik çok iyi ifade etti:


“Ermenistan ne kadar yanlış yaparsa yapsın kimse bize Ermeni vatandaşlarımıza karşı yanlış yaptıramaz.


İsrail ne kadar yanlış yapsa, kimse bize Musevi vatandaşlara karşı yanlış yaptıramaz.”


Mesele budur. Çağdaş devlet muhatabını doğru seçer!


 

Çok Okunan Haber

Mersin Büyükşehir’den Fotoğraf ve Roman Yarışması

Mersin Büyükşehir Belediyesi, “Mersin Roman Yarışması” ve “Pandemide Mersin” konulu fotoğraf yarışması düzenliyor. İki yarışmanın da son başvuru tarihi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir