GÜNGÖR MENGİ

Demokrasi, hapse atılma veya iftiraya uğrama korkusuna kapılmadan herkesin düşündüğünü söylemesidir.


Türkiye’de siyasetçiler bile bu özgürlüğü tam yaşayamıyor.


Mesela son olarak ana muhalefet lideri iktidarın dış politikasına ciddi eleştiriler yöneltti. Kılıçdaroğlu’nun sözleri, halkı kışkırtmayı, iktidarı karalamayı hedef gütmüyordu.


Deyim yerindeyse arıza ihbar ediyordu.


CHP’nin kaygıları, aslında halkın bir kesiminin duygularına tercüman oluyordu.


Çünkü Türkiye “komşularla sıfır sorun” diye yola çıktığı günün yılını bile henüz doldurmadan birçoğu ile kanlı bıçaklı hale gelmiştir.


Laik ve demokratik Türkiye’nin “eksen kayması” yaşadığına dair tartışmaların mürekkebi kurumadı.


Orta Doğu uzmanı Prof. Gilles Kepel geçen yıl Newsweek Türkiye’ye yaptığı bir değerlendirmede, Türkiye’nin ekonomik gücünü artırmasından da aldığı cesaretle bölgede iddialı bir role soyunduğunu öne sürerek şöyle demişti:


“Bugün Arap ülkelerinin yüklenemediği, Sünni, anti siyonist, Filistin taraftarı bir tür liderlik eksik. Türkiye bu boşluğu doldurabileceğini anladı.”


Bu tespitin üzerinden Arap baharı geçti. Şartlar bu fırsatı değerlendirmek için daha elverişli hale geldi.


Amerika İslâm dünyasında İran etkisini dengeleyecek bir gücün oluşmasını çok ister. Bunu dünya biliyor.


Ama Türkiye’nin özgür iradesi bunu ister mi? İstemeli mi?


CHP Genel Başkanı, iktidarın dış politikayı “karanlık dehlizlerde” oluşturduğundan şikâyet ediyor.


Sadeleştirirsek, demek istiyor ki “Ülkenin dış güvenliği ile beraber ülkenin kimliği ve rejimin niteliği, yürüttüğünüz dış politikadan etkileniyor. Bunu yüzde 70 oy alsanız bile tek başınıza belirleyemezsiniz. Bizimle konuşun..”


Endişeler haklı, şikâyetler yerindedir.


Cevabı tehdit içeren suçlamalar olamaz.


Başbakan ana muhalefet liderini İsrail’in avukatlığını yapmakla suçlayıp “Kendi dış politikasını açıklasın” diye paylıyor.


Bunu gerçekten merak eden ve dinlemek isteyen bir iktidar var mı?


Şikâyet eden muhalefet her zaman haklı değildir.


Ama bu konuda haklı.


İktidarın tartışmayı kabul etmek yerine suçlayarak susturma yöntemine başvurması demokrasinin canına okumaktır!
*****



Ateşkes rüşveti


BDP Genel Başkanı Selâhattin Demirtaş, Öcalan’ı görmek üzere İmralı’ya gitmelerine yardım etmesi için Adalet Bakanı Ergin’den ricacı olmuş…


“Özledik” diyemiyor, “direktiflerini alacağız” demek de olmaz; ne desin?


Kamu yararı üretecek bir bahane buluyor acele:


“İmralı’ya Öcalan’dan ateşkes çağrısı yapma talebinde bulunmak için gitmek istiyoruz…”


Bölücü katiller Silvan’da 13 askerimizi şehit ettiklerinden bu yana, yani bir buçuk aya yakın zamandan beri İmralı’ya tekne kalkmıyor.


Terör merkezli Kürt bölücülüğünün siyasetçi takımı Öcalan’ı yalnızlıktan kurtarmak için “ateşkes” rüşveti veriyorlar.


Ama “Merdi Kıpti” örneğinde olduğu gibi Öcalan’ın İmralı’dan örgütü idare ettiğini söylemiş oluyorlar.


Ateşkes Abdullah Öcalan’ın himmeti olacak, ama ateşkes rehavetinden de yararlanan kalleşçe katliamlar
örgütteki “yaramaz çocuklar”ın asiliği sayılacak.


Aptal mı sanıyorlar herkesi?


Bu gerekçe, terörü Öcalan’ın devlet koruması altında yürüttüğünün itirafıdır!


Demirtaş Bakan’a Öcalan’la görüşmelerin niçin bu kadar uzun kesintiye uğradığını sormuş.


O da ona “koster arızalı” demiş.


Keşke “Şehitlerin ruhu müsaade etmiyor” deseydi!


 

Çok Okunan Haber

BÜYÜKŞEHİR, YUMUKTEPE HÖYÜĞÜ’NÜN KAZI BAŞKANI ISABELLA CANEVA ONURUNA VEDA ETKİNLİĞİ DÜZENLEDİ

BAŞKAN SEÇER: “YUMUKTEPE’NİN MERSİN’E YARAŞIR BİR ARKEOPARK OLMASI İÇİN KARARLIYIZ” CANEVA: “ÇOK HEYECANLANDIM, ÇOK MUTLUYUM” …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir