ÇETİN ALTAN

“Bir iş var bu işin içinde” Orhan Veli
Adına “gece yasemini” de denen “melisa”nın, insanın başını döndüren harika bir kokusu var; ancak sadece geceleri salıyor kokusunu.
* * *
“Ses, görüntü ve hareketleri”, cep telefonlarıyla da saptayıp, saniyesinde Avustralya’nın güneyinde, Dünya’da en iyi yaşanan 10 kentin başında gelen Melbourne’a gönderebiliyorsun.
Ama “melisa”nın kokusunu gönderemiyorsun.
* * *
Kokuyu ve cızbız köftenin tadını da saptayıp, dilediğin yere saniyesinde gönderebileceğin bir araç da yapılabilecek mi acaba?
Kim bilir?..
* * *
Bayram boyunca, “yeni bir dönem”in tekrarlanıp duran” görüntüler çemberi” dışında, bir soru daha:
-Bayramın ilk günü öğle yemeğini; başındaki “keyfe”si, ayaklarına kadar inen entarimsi beyaz giysisiyle Katar Emiri nerede yedi?
* * *
Hiçbir foto muhabiri ve kameraman görüntüleyemedi nerede yediğini?
Kandilli’deki Adile Sultan Sarayı’nın, lokantaya da dönüşmüş olan muhteşem manzaralı teraslarında yedi.
* * *
52 devletten ve Dünya nüfusunun nerdeyse 4’te 1’inden oluşan 1 milyar 200 milyonluk İslam âlemi için Ramazan Bayramı; bir kardeşlik, bir barış ve dostluk bayramı…
* * *
Gelin görün ki, Ramazan Bayramı’nda binlerce insan öldü ve öldürüldü İslam ülkelerinde.
Neden acaba?
* * *
Kırmızı bayraklı resmi cenaze törenleriyle, şehitlik ziyaretleri; TV ekranlarında sıkça rastlanan görüntüler…
* * *
Şimdiye dek Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım ile kız kardeşi Makbule Hanım’ın mezarlarını kimlerin ziyaret edip, bir buket çiçek bıraktığı; hiç izlenemedi ekranlarda…
Katar Emiri’ni ağırlayan garson dostlar da, hiç merak etmemişler bunu.
* * *
Beslenme bozukluklarına da bağlanan bir üşengeçlik; “Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda çağdaş bir uygarlık düzeyi”ne de bir türlü ulaşamadı.
* * *
“Yumurta kapıya dayanmadıkça” bir türlü harekete geçemiyoruz; sonra da “iki ayağımız bir pabuca giriyor”…
* * *
Bürokratik kadronun “baştan savmacılığı” da, neredeyse bir halk deyimi oldu:
-Bugün git, yarın gel…
* * *
9 günlük tatil süresince acaba kimler en çok neye üşendi?
Sabahları yataktan kalkmaya mı, gazete okumaya mı, ajans haberlerini izlemeye mi, gittikleri yerlerde oturan yaşlı tanıdıkları ziyaret etmeye mi?
Herhalde bir şeylere üşendiler onlar da…
* * *
Üşengeçlik nerdeyse ulusal bir özelliğimiz olduğu halde; neden arabaları o kadar hızlı kullanıyoruz ki?
Eskilerin deyimiyle:
-Tabakhaneye bok mu yetiştiriyoruz?
* * *
Tatilcilerin birçoğu, yarından itibaren yine başlayacaklar dönmeye.
Her bayram tatilinde tekrarlanan bir söz, korkarız ki yine tekrarlanmasın:
-Yollar kan gölüne döndü.
* * *
Galiba üşengeçliğin de, hızlı araba kullanmanın da nedenlerinden biri; nüfusun yüzde 90’ının, adının altına mesleğinin de yazılı olduğu bir “kartvizit”ten yoksun oluşu…
* * *
“Kendi varlığını tatmin edici” bir meslekten yoksun oluş; “sorumsuzluk”la, “kendi var oluşunu tatmin etme” psikopatalojisi arasında salıncaklanıyor.
* * *
Üşene üşene gidilen ve üşene üşene yapılan zoraki bir iş…
Ve hızla sürülen arabalar…
* * *
“Sultanahmet’te dilenip, Beyazıt’ta sadaka verme” deyimiyle, “Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider sıçmaya” deyimi de; genel ve psikolojik bir tatminsizliği belirliyor biraz da, sanırım.
* * *
Bundan 2 bin 400 yıl önce Socrates’in de pek özümsediği bir söz vardı Delfi tapınağının giriş kapısı üstünde:
“Gnothi Seauton -Kendi kendini tanı.”
* * *
İnsanın kendisini tanıması o kadar kolay mıdır?
20 yaşındayken kaygılandığımız sorunlar başkadır, 85’indeyken başka.
* * *
Gerçi:
-Huy canın altındadır; insan 7’sinde neyse, 70’inde de odur, derler ama; 7’sinde okula gitmekten korkarken, 70’inde de doktora gitmekten korkar.
* * *
Ve kendisine de “en çok neden korktuğu” sorulduğunda, ya:
-Hiçbir şeyden, der.
Ya:
-Borçlanmaktan, der.
Ya:
-Ülkenin durumundan, der.
* * *
“Melisa”nın gece saldığı

Çok Okunan Haber

Mersin Büyükşehir’den Fotoğraf ve Roman Yarışması

Mersin Büyükşehir Belediyesi, “Mersin Roman Yarışması” ve “Pandemide Mersin” konulu fotoğraf yarışması düzenliyor. İki yarışmanın da son başvuru tarihi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir