Anasayfa / Baş Yazar /  “Barbar kapitalizme” Edebi isyan; Fransız ve Rus Edebiyatı

 “Barbar kapitalizme” Edebi isyan; Fransız ve Rus Edebiyatı

Mirza Turgut yazdı

Hammadde, emek ve makinanın birleşmesiyle birlikte , bildiğimiz sanayi toplumu oluşmaya başladı.

James Watt ilk buharlı makinayı bulduğunda sanayi toplumun nasıl gelişeceğini elbette ki bilmiyordu.Ancak, o insanlık tarihi için çok ama çok büyük bir devrime imza atmıştı.Buharla çalışan makine 5 bin yıllık insanlık tarihi için devrimci bir dönüşümü ifade ediyordu.Şehirler bir anda çekim merkezi oldular.

Kırlardaki topraksız köylüler, hızla kurulan sanayi tesislerinde karın tokluğuna çalışmaya başladılar.Fabrikaların civarı işçi kulübeleri ile dolmaya başladı..

Sanayicinin kol emeğine ihtiyacı vardı.

Ama kol emekçisi makine gibi görülmesi, algılanması da dönemin patronlara ait düşünüş biçimiydi.Açlık, sefalet kol geziyordu.

Hiçbir sosyal güvencesi olmayan işçiler 18-20 saat çalıştırılıyorlardı.Ve üstelik patronların en vahşi uygulamaları  gündemdeydi.Ünlü İngiliz edebiyatçısı  Charhes Dickens ünlü “Büyük umutları” yazarak, dönemine tanıklık etti.

Sanayi devrimi yepyeni üretim ilişkileri ve toplum modelini doğurmuştu.İşçi sınıfı diye yeni bir sınıf ortaya çıkarken, bankacılık, sigortacılık gibi yeni yeni sektörler etkili olmaya başladı.Barbar kapitalizm de denilen bu aşamada emekçiler , hak mücadelesini nasıl yapacakları konusunda netleşmediler..

Her şeyin sorumlusu olarak gördükleri patronları köşe başlarında döverek, sorunların çözümleneceğine inandılar.Bu süre en az 100 yıl sürdü..

Daha sonra örgütlenmeye başladılar ve sendika  kurma başta olmak üzere, oy hakkı ve ardından parti kurma hakkını elde ettiler.

Bugünkü İngiliz İşçi Partisi böyle doğdu..

Yaklaşım 100 yıl sonra hemen hemen aynı gelişmeler Fransa’da yaşanmaya başladı.

Paris gettolarını dolduran yoksul köylüler bir lokma ekmek için çırpınıyorlardı.

Maden ocaklarındaki iş kazalarında ölen binlerce emekçi..

Bulaşıcı hastalıklardan ölenler. Ve Tabi eğitim, çalışma gibi temel haklardan yoksun olma..

1840-50-60-70-80-90’lı yıllarda Fransa’da  tam bir barbar kapitalizm  hüküm sürüyordu.

Fransız tarihinin tam da o aşamasında yaşananları Emil Zola edebileştirerek, ölümsüzleştirdi.

Tohum Yeşerince ve Nana gibi eserler bu dönemde yazıldı.

Fransa İngiltere’den farklı olarak devrimci yol ve yöntemlerle yeni sistemi kurmuştu.

Devrimci-jakoben yeniden yapılanma süreci, kilise ve laiklik karşıtlarının yıllarca direnmelerini  gündeme getirdi.

Bir yandan laik-anti laik mücadelesi diğer yandan emek sermaye mücadelesi..

Fransa’nın 19 . yüzyıldaki yaşadıklarını belirleyen iki temel gelişmeydi.

Fransa ancak ikinci dünya savaşından sonra insan hakları temelinde yeni bir toplumsal yapı oluşturmaya başladı. Aynı yıllar İngiltere, Fransa’ya göre daha önceden reformlar yaptı ve sistemini demokratik hale getirmişti..

Fransa ve İngiltere’de barbar kapitalizmin demokratikleştirilmeye çalışıldığı günlerde Almanya, yeni yeni sanayileşmeye başlamıştı.

Üstelik, üst yapı kurumu olarak imparatorluğun militarist çizmeleri ile kapitalizmi geliştirmeye çalışıyordu.Alman emekçileri de tıpkı İngiliz ve Fransız kardeşleri gibi uzun yıllar acı çektiler..

Talihsizlikleri, yaşadıklarının, Emil Zola benzeri bir Alman edebiyat ustası tarafından ölümsüzleştirilecek bir esere konu olmamış olmasıdır.

Bu üç ülke 20 yüzyılda iki dünya savaşı çıkardı.Her iki savaşta toplam 70 milyon insan yaşamını yitirdi.

Alman Faşizminin gündeme getirdiği trajik olaylar başta olmak üzere, her iki savaş sanat dehaları tarafından edebiyatta kayıtlara geçirildi.

Her iki savaşın yol açtığı yıkımları çeşitli açılardan anlatan, aktaran binlerce roman yazıldı, film çevrildi.. Bir çok sanat –edebiyat dehası bu dönemde yetişti..

Savaşın insan soyu için yol açtığı yıkımlar ve evrensel barışa ulaşma temaları.

Tıpkı M.Ö Homeros’un yazdığını sandığımız İlyada da evrensel insanlık sorunlarının ela alındığı gibi..

Cumhuriyet sonrası Çukurova’daki toplumsal değişim sırasında, büyük toprak sahipleri ile köylüler arasında yaşananlar, İnce Memet romanlarında kalıcı hale geldi.

Yine insana ait temalar, yine insan-toplum ilişkileri , yine yeni topluma geçiş ile eski topluma ait aktörlerin direnişleri.. Tıpkı İngiltere de olduğu gibi..

Ve bütün bu kavgaların , çatışmaların insan halleri, Yaşar Kemal’in imgesel yaratım dünyasında, değişime uğrayarak İnce Memet figürü olarak karşımıza çıktı.

Edebiyat, insanın insanla, insanın toplumla ve insanın doğa ile çatışmasının sanatsal-imgesel dille aktarılması ve anlatılmasıdır aynı zamanda.

19 ve 20. yüzyıl Avrupa’sında yaşananlar edebiyat için çok önemli hammaddeler oluşturdu.

Aynı şeyi bizim tarihimiz içinde söyleyebiliriz.

Hammaddeyi işleyecek sanatsal dehalar olmadığı zaman, dönemin yaşantısının kalıcılaşması ölümsüzleşmesi gerçekleşmiyor.

Cevabı yazının içinde olan bir soru ile bitiriyorum: Avrupa’da bugün niçin ünlü edebiyat eserleri ve ustaları yetişmiyor.

Çok Okunan Haber

POPÜLER KÜLTÜR

Popüler bir şarkıcının müziğiyle güne başlamak, popüler bir kıyafet seçimi ile yola koyulmak, elimizde popüler …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir