Tek devlet,tek millet,tek bayrak” gibi farklılıkları yok sayan ve tahrik eden homojen bir toplum politikasına ağırlık vererek,devleti toplumun hizmetkarı değil de, toplumu devletin hizmetkarı gören gelenekçi devleti savunan bir parti ve Başbakan görüyoruz artık karşımızda.
Devlete yaslandıkça Ak Parti demokrasiye de yabancılaşıyor,yabancılaştığını şuradan görüyoruz her meşru zeminlerde hak arayan bireyi ve değişik farklı kesimleri rejim karşıtı gören bir zihniyetle karşılıyor ve illegal örgüt üyesi gösteriyor..Polisin her operasyonda gözaltına aldığı insanları kamuoyuna suçlu ilan ediyor Başbakan Erdoğan..Bunların başında hak arayan üniversite öğrencilerine yaptığında görmekteyiz,parasız eğitim için pankart açan öğrenci yirmi ay gibi tutuklu olarak ceza evinde kalıyor..
Bir de Başbakan Erdoğan ve kurmayları polisin her gözaltına alınanları tv ekranlarında kameraların karşısında yargısız infaz yapıyor, bunlar hak arayan değil terör örgütünün yandaşları gibi..Ak Partinin ve Başbakanın muhalefete karşı tahammülsüzlüğünü sıralamakla bitmez…Bunların en barizi KCK operasyonlarındaki tutumu ve izlediği politikalar,polis tarafından gözaltına alınan içlerinde Abdullah Öcalan’ın avukatlarının da yer aldığı avukatlar için söylediği yenilir yutulur bir açıklama değil;bu avukatlar hukuk adamı değil terör adamları demesi..
İktidara geldiği yılda bir gün içerisinde,üç AB ülkesini dolaşması ve Türkiye’nin AB’ye alınması için turlamasından bugün gelinen yeri, kıyasladığımızda siyah beyaz kadar farklı bir yerde durduğunu görüyoruz..
Peki Ak Parti AB’liğinden niye uzaklaştı?
AB politikaları Ak Partiyi geleneğinden kopartır, yandaş bir medyanın oluşmasına,kendi zenginini türetmesine…12 Eylül hukukuyla,yüzde on baraj ve kurumlarıyla,YÖK ve Çift yargı sistemiyle ülkeyi yönetmesine müsaade etmez,on yıllık iktidarında 18 defa Kamu İhale Kanununu değiştirmesine izin vermezdi.Ak Parti askerle ilişkisinde ne zaman gerginlik olduysa,askerler siyasete müdahale ettiğinde AB ipine sarıldı, asker ile ilişkisinde sorun olmayınca AB ile arasına mesafe koymaya başladı,bu süreçte askeri vesayete son verince AB yi garnitür olarak ele aldı ve onun ana menüsünü tanımaz oldu.
AB’nin ana menüsü “temel hak ve özgürlüklerdir.Ak Parti AB sürecini sürdürseydi Kürt sorununu ıskalayamazdı..Bunları bildiği için Ak Parti AB politikalarını soğutmaya ve ardından da uzaklaşmaya başladı..Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) Türkiye den baş vurulan davaların yüzde 95’nde TC’nin aleyhinde karar aldı..AİHM kararları ne Başbakan Erdoğan’ı etkiledi ne de yargı mensuplarını..Çünkü siyasi iktidarda yargı mensupları ve yargı kurumunun başında olanlar da iyi biliyor ki;Türkiye de yargı bağımsız değil..Yargının bağımsız olmadığını deniz feneri davası bunun kanıtı..Demokratik bir anayasa sözünü de buzdolabına kaldırdı..AB den uzaklaşınca Ak Parti çok keyfi bir içe dönük milliyetçi bir siyasetin yolunu seçti,eğer AB yolunda ilerlemiş olsaydı böylesi bir ırkçılık kokan bir milliyetçilik kulvarına giremezdi,Avusturya da seçilen Başbakan Heyder’in akıbeti Erdoğan’ın da başına gelirdi.. Birde Ak Partiyi AB kulvarından uzaklaşmaması için ciddi bir muhalefet ve sivil toplum hareketlerinin olmaması,hatta siyasi muhaliflerinin ve sivil toplum örgütlerinin milliyetçilik üzerinden politikaları, Ak Partinin AB’den uzaklaşmasına da katkı sağladı..Tabi bu arada medyada birkaç yazar ve çizerin AB konusunda uyarılarını ve kendi iktidarını eleştirmelerine tahammül bile edemedi,aykırı ses olan,kendine biat etmeyen,yazar ve gazetecileri kovdurarak işlerinden etti Mehmet Altan,Nuray Mert,Ece Temelkuran gibi..
Can alıcı soruyu soralım;Ak Parti demokrasiye böyle yabancılaşırken,nasıl oluyor da üç dönem üst üste ve oylarını yüzde 34 ten başlayıp, yüzde 46 ya, üçüncü döneminde de yüzde 50 ye nasıl yükseltiyor?AB ülkesi hiçbir ülkede böyle bir parti yok.. Ak Partinin oy fabrikası mı var? Bu soruyu enine boyuna ve amiyane tabirle hiç kıvırmadan,mazeret üretmeden gerçekle yüzleşerek yazmalı ve tartışmalıyız,demokrasiden yana olan güçler olarak..
Ben Ak partinin oylarının en önemli birinci ayağının özürlülerden aldığına inananlardanım,çünkü bu ülkenin 9 milyon özürlüsü var(bu sayı 50 milyon seçmenin kaba hesapla yüzde 15’ne tekabül etmekte) ve ilk defa insanlar özürlülerini kamuoyunun önüne çıkarttı,ve özürlüsüne bağlanan maaşla evini ve yaşamını idama eden binlerce aile var..Birde sayısı belli olmamakla düşkünler ve kimsesizlere yönelik sosyal politikaları var..
İkincisi,Ak Parti iktidarında sürekli sağlık politikasına önemli yatırımlar yapması ve hiçbir vatandaşı sosyal güvencesine bakılmaksızın tedavi olma imkanı getirmesi,hastane ayrımını ortadan kaldırması, sosyal güvenlik kurumunu tek çatı altında toplaması,9,5 milyon emeklinin desteğini alması,seçim meydanlarında Erdoğan benim iktidarımda alım gücü azalan bana oy vermesin diyecek kadar ileri gitmiş muhaliflerini etkisiz hale getirmiştir..MHP Haziran 2011 genel seçimlerinde iktidar olursam emekliye, ikramiye vereceğim vaadinde bulunmasına rağmen emeklilerin oyunu alamamış..
Neden emekli diyoruz emekli sayısı 50 milyon seçmenin yüzde 19’nu oluşturuyor.Ak Partinin,yerel yönetimlerde harika denilecek düzeyde cenaze hizmetlerini yerine getirmesi,eğitime ayrılan payın Cumhuriyet tarihinde ilk defa savunma bütçesinin önüne geçmesi..Gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermese de makası açtırmaması,en önemli faktörün Kemal Derviş yasaları olarak bilinen ekonomik tedbirlerden sapmaması ve ekonomide önemli de demek az,mucize denilecek bir büyüme sağlaması yadsınamaz gerçeklerdir.Ak Partiye muhalif olanlar bu olumlu ekonomik gelişmeleri kabullenmiyorlar ama halkında iradesi yani seçim sonuçları da tartışmalara son veriyor..
Ak Parti ekonomiye verdiği önemi “temel hak ve özgürlüklere” vermediği gibi demokrasi ve hukuktan yana politikalar geliştirmiyor,yoksul toplumların demokrasi talebi olmayacağını da biliyor Erdoğan..Çünkü demokrasi,eğitim düzeyi yüksek(Türkiye de toplumun ortalama eğitim düzeyi 6,5) zengin ,hukukla yoğrulmuş örgütlü toplum sistemidir..Tartışmaya açık ama bizim görüşümüze göre bir nevi Güney Kore modelini uyguluyor Ak parti..
Ak Parti devletçi bir parti olduğunu tescilledi,bunu Uludere de 34 vatandaşını savaş uçağıyla on dokuzu çocuk olan insanların her bir organını kuşbaşı yaptı,üzerinden iki ay geçmesine rağmen,hâla olay aydınlatılmış değil,ölenlerin yakınlarından devlet adına özür bile dilenmedi..Hırant’ın katillerine göz yuman yöneticileri terfi ettirdi,adeta ödüllendirdi,savunma harcamalarını yargının denetiminden kaçırdı,Kürt sorununu inkar etti,Alevileri ve gayrimüslimleri yok sayıyor.Uludere katliamı Ak Partinin devletçi yüzünü de ortaya çıkarttı..
Ne yapmalı?
Ne olursa olsun,Ak Parti demokratik davranmasa da, Ak Parti iktidarı demokratik yoldan yıpratılmalı,demokrasi dışı yöntemlere baş vurulmamalı.Ak Partiye muhalif olan siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri AB ‘den yana daha fazla özgürlükçü, yeryüzüyle her alanda rekabet edecek, toplumun her kesimsini kucaklayan bir demokratik anayasayı savunmalı,çoğunluk yanında çoğulculuk kavramını öne çıkartmalı..Kayıt dışı ekonomiyi gündeme taşımalı…Türkiye de 50 milyon seçmen vara ama gerçek vergi mükellefi 2 milyon kişi..Dünyanın en pahalı akaryakıtını ve en pahalı iletişimini yani telefonunu görüşüyoruz bu da yüksek vergiden kaynaklanıyor,iletişim vergisi yüzde 25..Ekonomik politikası olmayanı kimse ciddiye almaz…İşsizlik ve gelir dağılımı toplumsal bir sorun olarak önümüzde duruyor, her yıl 700 bin kişiye istihdam yaratmalısınız,bunun için de yılda 35 milyar dolar yatırım gerekiyor..Hepimizi zehirleyen sağlığımız etkileyen ve denetimsiz bir “gıda terörü” var bu toplumun hiçbir kesiminde ciddiye alınmıyor.
Siyaset,muhalifinizin yapamadığına cesaret ettiğiniz de halktan destek alırsınız,yoksa muhalifinizin yaptıklarının eksik yanlarını konuşmak size iktidar yolunu açmaz..Siyaset yapıyorsanız her konuda projeniz ve planınız olacak ve en önemlisi inandırıcı olacaksınız.. İş yapanın yanlışı olur,iş yapmayanın yanlışı olmaz.
Her platformda Marksizm’den bahsedenler nedense ekonomiden hiç bahsetmiyorlar..Vergi, sigorta primi,işsizlik,ihracat,ithalat ve cari açık gibi ekonominin can damarları hiç konuşulmuyor,onun içinde tarım ve hayvancılık Marksistlerin aklına gelmiyor.Marks bütün gelişmeleri ve sorunları iktisat üzerinden yorumlamadı mı? kendisi de iktisatçıydı, bu yanı hiç konuşulmuyor.Sanayi toplumundan,bilgi toplumuna geçiş istisnalar dışında hiç değinilmiyor..
Ekonomiyi bilmeyen küresel dönüşümü okuyamaz,küresel dönüşümü ateşleyen üretim biçimindeki değişikliktir..Eğitim ve sağlık politikalar konusunda ise, soldan yana sözü olanın kamuoyunu inandırıcı bir söylemi yok.İnovasyon(fark yaratma) kavramı bizi değil şirketleri ilgilendirir,demek insanın kendisini ciddiye alınmaması olmaz mı?Reçetesi olmayan,sosyal ve ekonomik politikalar konusunda kısa,orta ve uzun vadeli bir yol haritası çıkartmayanı kimse ciddiye almaz!..Güzel söz doğru değildir,doğru söz de tatlı değildir..Biraz gerçekle yüzleşelim ve devletçi olmaktan uzaklaşalım “sol olarak..”
Mehmet Tıraş
mehmetiras@superposta.com