HALK MİMARİSİ
Mersin Evleri: Mersin, bir 19. yüzyıl kenti olması nedeniyle daha önceki yüzyılların getirdiği geleneksel Osmanlı dokusuna sahip değildir.
Mersin evlerinde cephelere önem verilmiştir. Simetrik görünüşlü cephelerde ana giriş, bazen kemerlerin içinde yer alan, bazen üçgen alınlıkla taçlandırılmış, iki yanı sütunlu kapılarla vurgulanmıştır. Çift kanatlı pencerelerin yanı sıra, ikiz kemerli veya oval pencereler ve mutlaka bunlarda yer alan panjurlu kepenkler sokak cephelerinin değişmez özelliğidir. Kuşkusuz, bu cephelere hareket kazandıran en özgün öğe, giriş üstünde yer alan cumbalar ve balkonlardır. Bazen üçgen alınlıkla taçlanan cumbalar, konsolların taşıdığı ahşap, kapalı balkonlar, demir şebekeli açık balkonlarıyla Mersin evleri, 19. yüzyıl sonları konut mimarisinin tipik örnekleridir.
EL SANATLARI
DOKUMACILIK: Mersin yöresinin bir Yörük cenneti olduğunu belirtmiştik. Bunların büyük bir kısmının toprağa yerleşmesine karşılık özellikle yaz aylarında yaylalara göç, vazgeçemedikleri gelenekleridir. Onların vazgeçemedikleri yalnızca göç değildir elbette, eski hayatlarının pek çok parçası ile birlikte dokumalarıdır aynı zamanda.Yörede, Mekikli, Mekiksiz, Çarpana ve Kirkitli dokumaların en güzel örnekleri dokunur.
A - KİRKİTLİ DÜZ DOKUMALAR
KİLİM: Yöre dokumacılığının en güzel örneklerini veren kilimler, üzerindeki yanışlarla bir başka güzelleşirler. Bu yanışlar hiç bir yerde duramayan, göze en ufak ziyan vermeyen, gezgin, göçebe duygular, ürkek, çocuksu, saf renkler, bir uçtan öteki uca yanıp tüterek, kalın ısdar tarağının ağzından kurtularak, çılgınca akmışlar kilimin üstüne. Birbirinin içine girmiş, pişmiş renkler, düğüm ve ilmeklerle kardeşleşip kaynaşarak, sonsuzluğun içinde yok olup erimekte. Küçücük parçalardan oluşan nakışlar; yer yer sıçramalar yaparak, kusursuz bir bütünlük meydana getirmekteler.
ALAÇUVAL: Geç kızların çeyiz eşyası arasında baş sıralarda gelir. Çok zengin bir renk ve motif hazinesi halindeki ala çuvalların gerek motif gerekse renk uyumu yönünden, Türk kadınının iç dünyasına açılan penceredir diyebiliriz. Çadırların genellikle sağ köşesine konulur. Çadıra girişte rengarenk yanışlar bir tablo gibi insanı kendine cezbeder. Renkler ve motifler cıvıl cıvıl ötüşür, sıcak bir sevgi sarar ruhu; her yanış bir duyguyu fısıldar; sükunet, haz, aşk, dostluktur bu. Bir sıra yanış sizleri nazardan korumak için, bir sıra yanış sihirden korumak, biri güçlülüğünüze, biri sevdiğinize kavuşmaya hep dua edecektir.
KIL ÇUVAL: Ala çuvallar genellikle giyeceklerin korunma ve saklanmasında kullanılırken kıl çuvalları tahıl, yiyecek kapları gibi eşyanın taşınması ve konulmasında kullanılır. Atkılığı ve çözgülüğü kıldan oluşur. Üzerine esasen (yanış) konulmaz. Eğer yanış kullanılacaksa basit olduğu için bıtırak, sinek, meneğ, şakka yanışları tercih edilir.
UN ÇUVALI: Un çuvallarının atkılığı ve çözgülüğü yün veya pamuktur. İçine yiyecek maddeleri konulan bu çuvallar, deve veya eşeğe yüklenerek taşımada da kullanılacaktır. Bıtırak, sinek, şakka, meneğ, sığır sidiği yanışlarını çuval üzerine serpiştirilmiş halde her zaman görmek mümkündür.
ÇUL: Yörüklerde ev sergisi olarak çul yerine kilim kullanma geleneği zayıftır. Yer döşemesinde keçe kullanıldığını belirtmiştik. Buna rağmen sergi için veya eşya örtüsü için her aile birden fazla çula sahiptir.
SOMAT: Üzerine konan leğen içinde hamur yoğrulur. Saçta pişirilen ekmekler arasına konarak kuruması önlenir; kurumuş ekmekler elle sulanıp arasına konarak yumuşatılır.Yemekler, üzerinde yenilir.
SECCADE: İslamiyet’in kabulünden sonra Türk dokuma türleri arasına giren seccadeler, "farda" tekniği ile dokunur. Yani iki yüzü de aynı görüntülüdür. Genellikle "farda" ve "saksağan" yanışlarını kullanmak tercih edilmiştir.
HEYBELER: Çobanların içinde yiyecek taşıması, alış-veriş merkezlerinden karşılanan ihtiyaçların eve getirilmesi, yerleşim yerine uzak olan pınarlardan alınıp kaplara konulan suyun taşınması gibi pek çok fonksiyonu olan heybeler, bütün Yörükler’de vazgeçilmez bir dokuma türüdür.
MUZ LİFİYLE DOKUNMUŞ KİLİM: Bozyazı’da önemli bir ekonomik gelir kaynağı olan muz bitkisinin dış gövde kabukları sıyrılarak ince parçalara dönüştürülür. Bu parçalar suda uzun süre ezilerek yıkamaya tabi tutulur, lif haline getirilir. Biriken lifler güneşte kurumaya bırakılır. Kuruduktan sonra “eğirtmeç”le eğrilir ve ip haline getirilerek yumak biçimine dönüştürülür, “ıstar” adı verilen ağaç dokuma tezgahlarında değişik boy, ebat ve desende dokunur. Şimdiye kadar başka bir yerde örneğine rastlanmayan kilimden bugün için elimizde iki adet bulunmaktadır.
TÜLÜCE: Saçak yünler, ayrı ayrı renge boyanır. Düğümlemek için direziden geçecek yünler üçer kirtilir. Baklava dilimleri başta olmak üzere geometrik desenler verilir. Tülüce çobanları soğuktan koruyucu, soğuk havalarda ve yaz günlerinde dışarıda oturmak için yer yaygısı olarak kullanılır.
B – MEKİKLİ DÜZ DOKUMALAR:
ABA (Bİ-NAMAZ ABA): Düz dokuma tekniğine girmek istediğimiz bu bölümde, Türkmenlerin büyük çoğunluğunun şalvar veya ceket olarak kullandığı “Aba”lardan kısaca söz etmek isteriz.
“Çulfalık” denilen dokuma aleti ile dokunur. Yaklaşık 50 cm enindedir. Kaldırıp bakıldığında arka tarafı görülebilir. Elyafların birbirine kaynaşması sonucu elde edilir. Başlangıçta soğuk su dökmek suretiyle bir saat süreyle bisiklet pedalı çevrilir gibi karşılıklı ayak tabanları altında ezilir. Daha sonra, salıncak ipi gibi yüksek bir yere asılır. İki ucu birbirine dikilerek arasına 20-30 kg ağırlıkta bir cisim konulur. Bu ağırlık depme sırasında meydana gelen kırışıklıkları nispeten telafi ederken; depmenin her tarafının da aynı düzeyde pürüzsüz olmasını sağlar (bir nevi ütülemedir). Asılı halde suyu da çekilmektedir. Depme için soğuk su yerine ilk anda sıcak su kullanıldığı taktirde “siğilenir” yani pürüzlenir.
SAVAN: Culfalık denilen yer tezgahlarında dokunur. Bu örtü, 60-70 cm olan üç enin yan yana dikilmesi ile istenilen boyda yapılmaktadır. Milli kültür değerlerimizden olan culfanlığın tarihi Orta Asya Türklerine kadar dayanır. Savan genellikle halı ve kilim üzerine serilen örtüdür.
Savanın dokunduğu culfalık tezgahında çeşitli giyecekler için “kumaş”, “battaniye”, “havlu”, “çıpıt” denilen yolluk, “güdük” denilen erkek gömlekleri, “peşkir” denilen yüz havlusu, “savan” denilen ince kilim, “göynek” denilen iç giyim ve dokunmaktadır.
C – KEÇE
Dokunmamışlar grubunda yer alan bir el sanatı ürünüdür. Yün yayda atılır. Çıkan belli miktardaki yün, yayın çubuğuyla (çirti) yerden yuvarlanarak bir kenara götürülür. Çirtiyle toplanmış bu yüne “Dulup” denilir. Yapılacak keçenin boyunda yere serilen çulun üzerine, yaklaşık 10 cm kalınlıkta duluplar yerleştirilir. Üzerine su serpilir. Amaç yünün birbirini tutmasıdır.
Kalıplaşan yün (keçe) yumruk büyülüğünde döşenmiş taşlar üzerine serilir. Bir kenarı yarım turla içe bükülür. 8-10 kadın bu bükülü kısma dizleri üzerine oturarak kollarının bilekle dirsek arasına korlar. Ellerini yakmayacak ısıda tutulan suya kolları altındaki keçe üzerine dökerken, kadınlar, hep birden bir ileri bir geri ezmeye başlarlar. Bu durum keçenin ilk başlanılan kısmından bitimine kadar sürer. Ne kadar tur devam ettirilebilirse keçe o kadar iyi olacaktır.
Keçeler kara çadırların üst, yanlar ve arka kısmının kapatılmasında kullanılır. Yağmuru geçirmez, soğuk ve sıcağı ayarlı tutar. Çobanlar için “kepenek” yapılır. Betonarme ve toprak yapılı evlerin tabanına serilerek soğuğun etkisinin azaltılması sağlanır. Hayvan semerlerinin iç kısımlarında kullanılır.
D- ÖRÜCÜLÜK
Bölgede Şiş, Tığ, İğne ve Mekik örücülüğü; Ayrıca, köy düğümü (bağlama), Ağ yapımı ve Bitkisel örücülük oldukça yaygındır. Bunlar arasında yer alan iğne oyalarından biraz bahsedelim:
İĞNE OYALARI: Daha çok Çamlıyayla ve Tarsus ilçelerinde yapılır. Ulamalar, (çokca namaz örtüleri için yapılan ve birli zincir şerit üzeride çiçek meyve vb. yerleştirilerek hazırlananlar); daha büyük yapılı ve baş süslemelerinde kullanılan hotozlar; göğse, başa takılan (bir veya birkaç çiçeğin buketi), saksı ve kır çiçeklerinden esinlenerek yapılan başörtü kenarlıkları başlıcalarıdır. Bunlar için stilize edilmiş bitkiler, çeşitli geometrik şekiller, sebze ve meyvelerden örnekler kullanılır. Ayrıca sembollerin de yer aldığı oyalardan başka “Türkan Şoray’ın Göbeği”, “Zeki Müren’in Kirpiği” gibi benzetmeler de yapılmaktadır.
MERSİN'DE MUTFAK KÜLTÜRÜ
Yörüklerde sabahları yufkadan daha küçük ve daha kalın biçimde “Bazlama” yapılır. İçine çökelek, peynir, kavurma, soğan, taze biber, domates gibi yiyecekler koyarak “Çomaç” ederler ve yerler. Buna “sıkma” da denir.
Et yemekleri çoğu vakit öğle yemeklerinde yenilir. Ramazanda iftar vaktinden yarım saat önce iftar sofrası hazırlanır. İftara, ateş görmemiş yemeklerle, zeytin tanesi, hurma, elma, incir gibi yiyeceklerle başlarlar.
Köylerde ve Yörük obalarında yemek yeneceği zaman yere sofra veya somat dedikleri dokuma bir yaygıyı serilir. Üzerine sini varsa konulur, yoksa sofranın kenarlarına kaşık ve ekmek konulur. Ailenin bütün üyeleri sofraya oturarak yemeği birlikte yer. Büyük kimse, yemeğe önce başlar.
YİYECEKLER
Mersin yöresinin kendine özgü, lezzetli yemekleri vardır. Yemeklerde buğday önem taşır, et ve sebze yemekleri de çok çeşitli aynı zamanda lezzetlidir. Sebze yemeği olarak ekili sebzelerin yanında kırda kendiliğinden yetişenler de tercih edilir.Mersin mutfağının temel özelliği bol baharatlı yemekleri ve yemek üstüne yenilen tatlılarıdır.
A) BUĞDAY VE BUĞDAYA DAYALI YİYECEKLER
Sosyal seviyesi ne olursa olsun, hemen her ailenin mutfağında buğday mamülü eksik olmaz. Özellikle bulgurun bu kadar yaygın olarak benimsenmesi öteden beri süregelen bir ananenin devamıdır. Çukurova'ya ilk yerleşmelerin, büyük çoğunluğunun göçebe olduğunu düşünürsek, bulgur ve ona verilen önem daha kolay anlaşılır.
Mersin'de bulgura dayalı yiyecek türlerinin başlıcaları: Analı Kızlı, Kısır, Batırık, Öğcel, Sini Köftesi, Fellah Köftesi, Lepe (Lapa, Yumurtalı Köfte, Susamlı Köfte, Etli Döğme Pilavı, Keşkek, Gavırga, Kapana Humus Yemeği, Erik Yemeği, Topalak Çorbası, Yüzük Çorbası, Tatar Çorbası.
YÖRESEL BİR TAT VE TARİFİ: ARABAŞI
Yörede, kış aylarında yapılan bir yemek çeşididir. Tavuk pişirilir, tavuk suyuna bir miktar salça konur, kaynamaya bırakılır. Başka bir tavada biraz un, tereyağı ile kavrulur, soğumaya bırakılır.Yine bir başka kaba yağ konur domates salçası ve biber kavrulur ve kaynamakta olan tavuk suyuna eklenir. Soğumaya bırakılan kavrulmuş un da et suyuna karıştıra karıştıra konur. Küçük parçacıklara ayrılmış tavuk eti de ilave edilerek iyice kaynatılır. Arabaşı çorbasının en önemli özelliği acı olmasıdır. Bu nedenle kırmızı biber ve karabiber de ilave edilir. Piştikten sonra da limon da eklenir.
Bu arada hamur için tencerede su kaynatılır. Bir kişi kaynayan suda ayran çırpıcı kullanırken veya oklavayı iki el arasında döndürürken bir başkası, elenmiş yerli unu azar azar suya serper. Muhallebi kıvamına gelinceye kadar karıştırılarak kaynatılır. Parlak olması için, ateşten indirilmeden önce bir bardak soğuk su dökülerek biraz daha kaynatılır. Islak tepsiye boşaltılarak soğuyup donması beklenir. Servis sırasında baklava dilimi biçiminde kesilen hamur, çorba kasesinin yanında konuklara ikram edilir. Kaşıkla alınan hamur, çorbayla birlikte yenir.
Arabaşı bir çorbadır, şimdilerde tavuk çorbası adıyla lokantalarda satılmaktadır. Arabaşı uzun kış geceleri, vazgeçilmez bir eğlence kaynağıdır. Soğuk kış gecelerinde arkadaşlar arasında “arabaşı sırası” düzenlenerek kışın yükü hafifletilmeye çalışılır. Arabaşı sırası kendisine gelen ev sahibi sabahtan hazırlığını yapmaya başlar, tavuğunu keser, bulamacını çalar, çorbasını pişirir. Yüzük oyunu bittikten sonra siniler üzerinde bol acılı, ekşili, arabaşı çorbası gelir. Şakalaşa şakalaşa içebildikleri kadar çorbayı (bulamacı ile beraber) içerler.
B) ET VE SEBZE YEMEKLERİ:
Mersin'de “Et yemeyenin kuvveti azalır ve gözünün feri gider” diye bir inanç vardır. Bu sebeple et yemekleri beslenmede önemli bir yer tutar. Davar, koyun, deve, sığır ve balık gibi hayvanların eti daha çok yenir. Et yemekleri çok vakit öğle yemeklerinde yenir. Hayvanların geviş getirmeyenlerinin etini yemezler.
TANTUNİ VE TARİFİ: Mersin yöresinde yaygınlığını koruyan sıkma ve börek gibi yiyecekler kolay ve çabuk hazırlanmakta, ayaküstü yenilebilmekte ve hamur işi olduklarından uzun süre tok tutmaktadır. Özel yiyeceklerimizden olan kebap türleri de yörede ayaküstü yenilebilecek dürümler şeklinde hazırlanabilmektedir. Türkmen Sıkması, Kara kavurma, Et Sote, Sebzeli Kavurma’nın sentezinden oluşan Tantuni, Arapça yumuşak yemek manasına gelir.
Yörede en yaygın etli yiyecekler arasında yer alan Tantuni, dananın kaburga ve koldaki yağlı ve siyah kısımdan alınan nohut kadar doğranmış etinden yapılır. Et bir tepsi içinde suyunu çekinceye kadar haşlanır. Haşlanan et tepsinin kenarına çekilir. Müşteri talep ettiğinde pamuk yağı ilave edilerek kızartılır. Garnitürü soğan, domates, maydanoz ve naneden oluşur. Açık ekmeklerin orta kısmına sıra halinde soğan konur. Bunun üzerine ufak doğranmış domatesler, yıkanmış maydanoz ve nane yerleştirilir. Kızartılmış et kaşıkla bunların üzerine serpilir. Üzerine limon sıkılıp, tuz, kırmızı, acı, toz biber ekilerek dürüm yapılır. Oval dürümlük ekmek ortadan ikiye katlanarak yarıya kadar sarılır ve müşteriye verilir. İsteyene ayrıca bir parça limon, süs biberi veya biber turşusu verilir. Müşteri dürümü özel bir tutuş şekliyle yer. Tantuniyi ilk kez yiyenler bu tutuş şeklini bilmediklerinden, çokça tantuni suyuyla elbiselerini lekelerler. Tantuniyi yenilirken, dürümün iki ucu birleştirilerek tutulmalıdır. Bu da ilk kez tantuni yiyecekler için küçük bir sır.
Sebzeden yapılan yemeklerin hazmı kolaydır bu yüzden hastalara ve çocuklara daha çok yedirirler. Sebze yemekleri akşam daha çok yenilir. Yenilen başlıca sebzeler; Pancar yaprağı, Hardal, Semizotu (Tohum Eken-tokmakan), Ebegümeci, Akkulak, Kuzukulağı, (Ekşi kulak, İlibada), Kuş teresi (Kuş yemliği-tatlı ot), Semizotu, Küncü Güzeli (Cücü bağırsağı- Cücü gözü), Bahar otu, Tatlı ot ve Isırgan başlıca sebzelerdendir. Sayılan bu sebzelerle en çok Börek Yapılmaktadır. Semizotu, Karavak, Baharat otu, Kıvrışık, Küncü güzeli, (cücü bağırsağı, cücügözü), Selleme (suteresi)ve Lahanadan da Salata Yapılmaktadır.
YÖRESEL SEBZE YEMEĞİNE BİR ÖRNEK: GÖVELEZ
Gövelez soyulur, kırılarak bıçakla doğranır, üzerine limon sıkılır. Sulu salçalı olarak pişirilir. Ayrıca etli, nohutlu veya kuru fasülyeli de pişirilebilir. Ayrıca gövelez kızartması yapılır, üzerine cevizli, sarımsaklı ekşili tarator yapılır, kızartılan gövelezlerin üzerine dökülerek servis edilir.
Diğer bazı sebze yemekleri ise SUSAMLI TURP OTU YEMEĞİ, DOLMALAR ( Patlıcan, Domates, Kabak ve Dolmalık Biber), SARMALAR, BABUKANNUŞ’tur.
C) TATLI VE İÇECEKLER:
Tatlılar içinde Mersin’le özdeşen Cezerye üzerinde biraz durmak isteriz.
CEZERYE: Türkiye’deki hemen her yiyeceğin kendine ait bir hikayesi vardır. Kimi yüzyılların mutfak geleneğidir, kimi merak sonucu bulunmuştur. Kimi de başka diyarlardan gelir adı zamanla yeni ülkesiyle; yeni ustasıyla anılmaya başlar. İşte cezerye bu son grupta yer alır. Cezerye hem Mersin hem de Halil Usta demektir.
Halil Ustanın çok ünlü cezeryesinin öyküsü, Mersin’in Kiremithane Mahallesi’ndeki ufacık bir evde başlar. Gün gelip de “yetti artık” diyene dek şekerleme ve helva imalatıyla uğraşır Halil Usta. Nedense kendini biraz kısıtlanmış hisseder. Daha özgürce dolaşabileceği, daha keyiflice sürdürebileceği bir işin peşine düşer. Aklına seyyar dondurmacılık gelir. Evinde dondurma yapmaya başlar ve bugün bile “Dondurmacı Halil Usta“ olarak tanınmasına neden olan ününü o yıllarda kazanır. Sonra dondurmacılık da yetmez Halil Ustaya, cezerye yapmayı koyar kafasına. Yıl 1961’dir. O zamanlar kilosu 5-10 liradan ve günde on kilo kadar satılmaktadır. Cezerye, içine havuç, şeker,çok az miktarda limon tozu ve kabukları soyulmak kaydıyla fındık, ceviz, badem, fıstık gibi kuruyemişler koyulan bir arap tatlısıdır.
Halil Usta’nın cezerye satış miktarı giderek günde bir tona ulaşmıştır. Ama hala mütevazı esnafın içtenliğiyle çok önem verdiği bir ayrıntıyı sık sık hatırlatıyor: “Bakın cezeryeyi Türkiye’ye tanıtan Bahriyelilerdir”. Buraya uzun olsun, kısa olsun askerliğini yapmaya gelen denizciler sayesinde Türkiye cezeryeyi tanıdı. Mersin’den evlerine dönerken yanlarında hediyelik bir şeyler götürmek isteyen, bizim cezeryeden alıp gitti.
Halil Ustanın 1974 yılında Ankara’da düzenlenen gıda fuarında en iyi besin olarak altın madalya kazanan cezeryesini Türkiye’nin diğer şehirlerinde ve yurt dışında bulmak ne yazık ki mümkün değil. Kaliteyi düşürmemek için ihracata ve başka kentlerde şube açmaya yanaşmıyor. Ama Mersin’e yolu düşenleri yine de dükkandan cezerye almaya ve ülkelerine götürmeye davet ediyor. Çünkü tatlı oda sıcaklığında 3-4 ay tazeliğini koruyabiliyor.
Mersinlilerin en çok sevdikleri tatlılar arasında Sarı Kabak Kompostosu, Palıza, Bandırma, Nuska, Un Helvası, Kerebiç ve Mamül de yer almaktadır.
İÇECEKLER:
Yöresel içecekler arasında KENGER ve KAHVESİ, SAMSIRA , HELEŞ, KARSAMBAC sayılabilir.
EKŞİ ELDE ETME
Yörede ekşiler çeşitli meyvelerden, farklı usullerle elde edilmektedir. Bunlar arasında Nar ekşisi en çok yapılan ve tüketilendir. Halk arasında renginden dolayı "Kara Ekşi" diye de anılır. Eylül-Ekim aylarında tam olgunluğa eren ekşi narlar toplanır zarı kesilerek daneleri koçanından ayrılır, alınan daneler bez bir torbaya konularak (bu iş için özel yapılmış ) bir teknede çiğnenir. Böylelikle çekirdeğinden ve posasından ayrılan şurup kaynatılarak ekşi elde edilmiş olur. Koruk, Sumak, Dut Kızılı, Dağ Eriği, Çökelek Ekşisi de diğer ekşi türleri arasında sayılabilir
SAKIZLIKLAR
Damla Sakızı: Yörede “sakızlık” denen, sakız ağacının gövdesinden sızan özsu ilkin şeffaf bir sıvı iken hava ile temasından sonra katılaşmaya başlar. Çiğneme kıvamına kadar katılaşan sakızlar çocuklar, kızlar ve kadınlar tarafından toplanır. Toplama işlemi her mevsimde yapılabilir. Zevkle çiğnenen damla sakızın kendine has güzel bir kokusu ve lezzeti olur. Çiğnendikçe katılaşan sakıza bir parça balmumu katılarak kıvamı ayarlanır.
Kanak: Yaprakları tavşan kulağına benzer. İlkbaharda sarı çiçekler açar. Kanak bitkisi hemen her yerde olmadığı gibi tek başına da da olmaz.O bir aile gibi 80-100 kadar kök bir arada biter ki buna “kanak ocağı”denir. Kanaktan sakız almaya da “kanak kesme”denir. Kanak kesme işlemi Temmuz-Ağustos aylarında yapılır. Bu işi de genelde çocuklar ve genç kızlar yapar. Bütün sakızlarda ölçü birimi “gevim”dir.
İmezik: Çam ağaçlarından iki cins reçine çıkar. İlki sarı sakızdır. Bu acı ve yapışkan olduğundan çiğnenmez. Diğeri ise pembe renkli “İmezik”tir. Hem rengi hem rayihası hoş bir sakızdır, sünmez.
İNANMALAR
Mersin’de yetişen bazı bitkiler halk sağlığında da oldukça yaygın bir kullanım alanı bulmaktadır ve halk bu bitkilerle ilgili çeşitli inanışlara sahiptir. Örneğin; Hindiba, Ebegömeç, Isırkan, Sirken, Kuzukulağı, Gırnaz, Melötöre, Mantar, Kuzu Göbeği, Dolaman, Semizotu gibi turfanda otları yiyenlerin çok yaşayacağına inanılır.
HEKİMLİKTE KULLANILANLAR
Kenger dedikleri yabani Enginar’ın tazesiyle yemek yaparlar; bunun kemale gelmiş tohumları da kahve yerine içilir, basura ve linete iyi geldiği söylenir. Kök boya otunun kökü çay gibi kaynatıp içilirse sancıyı giderir. Taze Kekiten çıkarılan su içilirse sancı geçer. Nanenin yapraklarını kaynatıp çay gibi içmek sancıya iyi gelir ve hazmı kolaylaştır. Papatya ve hatmi çiçekleri de kaynatıp içilirse sancıya ve mide hastalığına iyi gelir. Güve otu dedikleri güzel kokulu ot kaynatılıp içilirse mide hastalığını giderir. Ebe Gömeci, Isırgan gibi otlar yenilirse bağırsak kurtlarını kırar. Mersin'de turfanda bir bitki yenilirse ömürün artacağına inanılır. Sebzeyi çok yiyenin derisi parlak olur.
PÜSE: Çam odunlarının reçineli kısmından çıkarılır. Zeytin yağından daha koyu bir sıvı, siyaha yakın renkte kahve rengidir. Çok yapışkan, kendine has bir kokusu vardır. Yağda erir. Halk arasında “Kara Hekim” diye de anılır.
İltihaplı yaralara Püse ile sabun karıştırılarak pomat yapılıp sarılır. Yeni doğan bebeklerin göbeğine (düşünceye kadar) yağlı Püseye batırılmış bir kompres konur. Kabakulak’ta hastanın boynuna tuzlu Püse sürülüp deve yünü ile sarılır. Temreği (Ekzema)’de, Püse tuzsuz inek yağı, yumurta sarısı karıştırılıp pomat yapılarak her gün tatbik edilir Atların ayaklarında görülen bıçılgan (akıntılı bir yara) hastalığında Püse kullanılır. Hayvanlardaki uyuz hastalığı yağlı Püse ile tedavi edilir. Keçilerin ağzında Eski denen kuru kabuklu bir yara oluşur. Ona da yağlı Püse sürülür.
ZİFT: Püse’den yapılır. Püse teneke kutularda alevsiz ateş (köz) üzerinde kaynatılır akide kıvamına gelince ateşten alınır. Zift katı ve siyah renklidir. Kulunç ağrılarına, Eyeği kemiği batmalarına, El Ayak çatlaklarına, yumuşatılarak zift tatbik edilir.
KÜL: Kül meşe, pinar gibi sağlam ağaç külleri çamaşır yıkamada suyun sertliğini aldığından sabunu iyi köpürtür. Yağı ve kiri erittiğinden temizlik kolay ve güzel olur. Yaraları tedavi edici özelliği vardır.
GİYİM KUŞAM SÜSLENME
Yörenin giyim kuşamında, öteden beri değişik etkiler görülmüştür. Ekonomik durum, etnik ayrılık, doğa koşulları başlıcalarıdır. Yöre nüfusunun büyük bölümünü oluşturan Yörükler yaşamın her alanında ve giyim kuşamda geleneksel özelliklerini büyük ölçüde korumaktadırlar.
Kadın giyimleri
Baş
Kadınlar başına dokuma kumaştan veya keçe’den yapılmış fes giyerler. Ön tarafı gök boncuklar ve altın pullarla süslüdür. Fesin alt kısmına alınlık dikilir veya bağlanır. Süslü ve altınlıdır. Kadının evli, bekar veya dul olduğu buradaki altınlardan anlaşılabilir. Gelinlerde sıra altınlar vardır. Genç kızlarda oyalar yer alır.Yaşlılarda ise altın dizileri olabileceği gibi gümüş dizilere de yer verilebilir. Fesin üstüne oyalı yazma örtülür.
İç giyim
Çiğ iplikten, culfallık denilen dokuma tezgahında iç göyneği dokunur. Bej, krem veya beyaz renkte olur. Yaka kısmı göğüs'e kadar açık ve düğmelidir. Yaka kısmının kenarları “yanış”larla (nakış) işlenmiştir. Boyu diz üzerine gelecek şekildedir. Belden dize kadar olan kısım çeşitli desende ve renkte yanışlarla işlenmiştir.
Üç Etek
Meydani, Altıparmak ve Kemha denilen kumaşlardan yapılır. Uzun kolludur. Üçetek adı, bu giysinin belden aşağı olan kısmının 3 parçadan oluşmasından kaynaklanır. İç göyneğinin üstüne giyilir.
Trablus (Darabulus) Kuşak
Deniz yoluyla ve Göksu Irmağı vasıtasıyla bölgeye ticaret malı getirip götüren Arap, Beyrut ve Trabluslu tüccarlar tarafından getirilmiştir. İpek böcekçiliği sayesinde bölge kültürü üslubu içerisinde günlük yaşama geçirilmiştir. Renkli ipekten dokunur, uçları püsküllüdür ve üç eteğin üzerine bele bağlanır.
Bağcak
Keçi kılından yapılmış değişik renkteki ipliklerden örülür. Uç kısımları püsküllü ve boncuklarla süslüdür. Bele darabulus kuşağın üzerine, sarılarak uçları arka kısma sarkıtılır.
Cepken (Salta)
Kadife üzerine renkli sim işlemelidir. Önü açık ve kısadır, uzun kolludur.
Çorap
Kuzu yününden ağaç millerle örülür, genellikle beyaz ve krem renklidir, desenli olanlar da kullanılır.
Edik
Üstü sığır derisi altı köseledir. Tamamen el işçiliği ile yapılır. Genellikle kırmızı ve sarı renktedir.
Erkek Giysileri
Hoka (Başlık)
Kuzu yününden örülür. Orta kısmı başa geçecek şekildedir, uzun iki ucu vardır. Uçlar, soğuk havalarda boyuna dolanarak soğuktan korur. Genellikle krem veya beyaz renktedir.
Kıl Haba
Kuzuların güz yününden dokunur. Bu kumaşa “şayak”denir. Şayak yün ile tepilerek kalınlaştırılır. Elde edilen tepme şayaktan haba dikilir. Bu habaya ”beynamaz habası” diyenler de vardır. Yakasızdır. Kol altı kol yenine kadar yırtıktır. Yenler kıl iplerle bağlanır. Namaz için abdest alırken çıkarma kolaylığı sağlasın diye böyle yapılmıştır.
Şalvar
Kıl habanın kumaşından dikilir. Kalça kısmı geniş, paçalara doğru daralma görülür. Bel göklü bükme ve alacadan kesilmiş uçkurlarla bağlanır.
Gömlek
Çiğ pamuk ipliğinden çulfallık denilen dokuma tezgahlarında, beyaz ya da krem üzerine sarı veya mavi çizgili dokunur. Sarı çizgili olanlara “İpekli Bükme” mavi çizgili olanlara “Göklü Bükme” denir. Yaka kısmı “hakim yaka” dır..
Kuşak
Beyaz kuzu yününden örülür. Uçları püsküllü olup şalvarın üzerinden bele sarılır, bir ucu sağ taraftan aşağıya doğru sarkıtılır.
Çorap
Beyaz kuzu yününden tek bir ağaç mil ile örülür. Üst kısmında siyah ve kahverengi renklerde desenler işlenmiştir. Diz altına kadar şalvarın üzerinden çekilerek uçları ponponlu iplerle bacağa bağlanır.
SÜSLENME VE SÜS MALZEMELERİ
Süsleme işi çok pratik ve basittir. Gözlere, sürme çekilir; kaşlara rastık sürülür; ellere kına yakılır. Saçlar herhangi bir yağla yağlanıp parlatılır.
BUY (KOKU): (Trigonella faenum-greacum) dağlarda yabani olarak yetişen, baklagillerden Fasıl’a benzer bir bitkinin tohumudur. Haziran ayında olgunlaşan bitkinin tohumlarını bazı meraklı genç kız ve kadınlar toplayıp ipliğe dizerek kolye gibi boyunlarına asarlar. Devamlı kokar. Kendine özgü hoşa giden bir kokusu vardır.
SÜRME: Çıra parçaları toplanıp ateşlenir, bir bakır tabağın ters tarafı yanan çıranın alevine tutulur. Çıranın tabağa iyice sıvanan isi tabaktan başka bir kap içerisine sıyrılarak alınır, üzerine bir parça tuzsuz tereyağı veya bir iki damla zeytinyağı damlatılıp iyice karıştırılır. Sürmedenliklere konulup muhafaza edilir. İçine de kibrit çöpü boyunca bir süpürge çöpü parçası bırakılır. Göze sürme çekileceğinde o çöple çekilir.
RASTIK: Kaşları boyamakta kullanılır. Rastıktaşı denen bir madde iyice dövülerek toz haline getirilip biraz su ile karıştırılır, macun kıvamında kaşlara tatbik edilir. Buna “rastık yakma” denir. Rastık yakıldıktan sonra bir müddet (15 dakika kadar) beklenir, yıkanarak temizlenir. Kaşlar parlak siyah bir renk alır. Uzun müddet solmaz.
KINA: Meşhurdur. Çok eski zamanlardan beri bilindiğine dair notlar bulunmaktadır. Akdeniz sahillerimizde yabani olarak yetişir “Kına” denen bir ağaççığın yaprakları toplanıp kurutulur, dövülerek toz haline getirilir. Kullanılacağı zaman bir kap içerisinde biraz su ile karıştırılır, boyanması istenen yere (el, ayak, saç gibi) tatbik edilip sarılır. Buna, “kına yakma” denir, kına yakıldıktan sonra birkaç saat beklenir, yıkanarak temizlenir. Siyaha yakın kırmızı bir renk bırakır. Yıkamakla solmaz.
İNANMALAR: Baharda budanan bağ uçları ağlayıp gözyaşları dökmeye başlayınca Yörük kadınları budanan bağ uçlarının altına kaplarını koyarlar. Damlayan suları toplayarak bu suyla saçlarına yuyarlar; bağ suyuyla yıkanan saçların asma dalları, sürgünleri gibi uzun, gür olacağına inanırlar .
DÜĞÜN TÖRELERİ: Çevrede düğünler genellikle hasattan sonra yapıldığı için köyde hasat şenliğinin de havasını verir. Bu yönüyle düğünler köy halkının tamamını ilgilendiren bir toplum olayıdır. Düğünler haftanın iki bölümünde yapılır. Pazartesi başlayan Perşembe, Perşembe günü başlayan da Pazar günü biter. Yani gerdeğe girme gecesi pazartesi veya Cuma gecesine rastlar.
Düğüne davetler yapılır. Buna OKUNTU denir. Düğüne davet edilen kişiye mendil, çevre, çorap gibi el işlemeleri gönderilir.
BAYRAK: Düğün arifesinde oğlan evinin damına bir bayrak dikilir. Bu dışarıdan gelecekler için düğün evinin bulunduğu yeri gösterir. Bayrak direğinin tepesine mevsimine göre bir meyve dikilir.
TOMGAVİT: Yaşamakta olan bu kelime, oğlan evinden kız evine yiyecek ve sergi eşyası götürülmesi anlamındadır. Düğünde kız evinin misafirlere ikram edeceği yiyecek maddelerinin tamamı oğlan evinden (kılıf yengesi) denen yengeler vasıtasıyla götürülür. Aynı gün köyün delikanlıları topluca dağa gider ve düğünde kullanılacak odunları kesip getirirler.
DÜĞÜN YEMEĞİ: Düğünde yemek olarak (döğme) denilen kabuğu kavlatılmış buğdaydan yapılan (keşkek), soğanla yapılan (yahni) baş yeri işgal eder. Buğdayın kabuğunun kavlatılması da yine köy delikanlıları tarafından topluca yapılır. Kız evinin önünde veya yakınındaki dibek taşına konan ıslatılmış buğday karşılıklı iki delikanlının kullandığı (solgu) taşlarıyla dövülür. Dövme süresince de çalgı devam eder. Bu tören delikanlılar için aynı zamanda bir nevi kuvvet gösterisidir. Zira yorulmadan en çok solgu sallayabilen delikanlının seyircisi köyün genç kızlarıdır.
KINA GECESİ: Düğünün iki gecesi kına gecesidir. Kız evindekine küçük, oğlan evindekine de büyük kına denir. Kız evindeki kına biraz da olsa hüzün havası verir ve sadece kızın akrabaları arasında yapılır.
Oğlan evindeki (büyük kına) düğünün ağırlığını taşır. Çalgı ile kız evinden etrafı mumlarla süslenmiş tepsi içinde getirilen kına, odanın ortasında yan yana oturtulmuş güveyle sağdıcın eline yakılır. Bu merasim sırasında dua edilir.
Kına sırasında bir de meydan cümbüşü kurulur. Ortaya yakılmış ateş başında oyunlar oynanır, güreş yapılır ve geç saatlere kadar sürer. Güreşte belli bir kaide yoktur. Karakucak güreşi karakterinde önce küçük çocuklardan başlanır ve güreşe çıkan sırtı yere gelinceye kadar güreşe devam eder.
TIRAŞ: Gelinin ineceği günün sabahı tıraş düğünü kurulur. Önce güveyinin arkadaşları, en son da sağdıçla güveyi tıraş olur.
GELİN ALMA: Tıraştan sonra damatla sağdıcın dışında topluca kız evine gidilir. Gelin hazırlanırken oğlan evinden gelenler cirit oynar.
Kız hazırlandıktan sonra babası veya baba yerine en yakın büyüğü beline bir kırmızı kuşak bağlar. Bu kuşak besmele çekilerek üç kere bağlanır gibi yapılır ve bırakılır ve üçüncüsünde bağlanır. Bu kuşak kız tarafından ilk çocuğu oluncaya kadar saklanır.
Oğlan evinin önüne gelen gelinin başına, güvey ve sağdıç tarafından üzüm, leblebi ve para atılır. Bunun bereket getireceğine inanılır. Attan indirilen geline eşikte su dolu helke teptirilir, kayınvalide tarafından geline tam eşikte bir çivi çaktırılır. Çivi gibi evde otursun diye. Gelin de birlikte getirdiği bal veya pekmezi parmağını batırarak kayınvalidenin eteğine sürer.
Zifaf odasına giren gelin elindeki narı süratle yere çarpar. Parçalanan nardan dağılan danelerin eve bereket getireceğine inanılır.
Gelin indikten sonra çalgı susar ve bir daha çalınmaz. Gerdek gecesi gelinin bakireliğine işaret olarak sağdıç tarafından bir el silah atılır. Silahtan sonra gelinle birlikte gelen kızın yakını gönül huzuru içinde eve döner.
Şimdi sosyal yapıdaki süratli değişmeyle ekonomik şartlar, toplumun diğer yönlerinde olduğu gibi düğdün geleneğini de büyük çapta etkilemiştir
HALK OYUNLARI
Günümüzde bütün oyunlar kız, erkek ayrı ayrı oynandığı gibi karma olarak ta oynanmaktadır. Açık - kapalı yerlerde ve sahnede oynanılmaktadır.
Oyunlar 3 türlüdür.
1. Çalgı eşliğinde oynanan oyunlar
2. Çalgı ve söz eşliğinde oynanan oyunlar
3. Efsanesi veya öyküsü olan oyunlar
Bölgenin geleneksel çalgısı davul ve kemene (kabak keman)’dır. Koltuk davulu ile kemanenin bıraktığı boşluk kaşıkla doldurulmuş, böylece oyunlar kaşıkla ritim kazanmışlardır. Oyunların önemli bir bölümü de zeybek türüdür. Ancak bu zeybekler de etnik karakter yanında coğrafyanın getirdiği bir kıvraklığa kavuşmuştur.
Mersin’de diğer bir oyun çeşidi de semahlardır. Semahlar, Bağlama eşliğinde oynanan türkülü bir oyun türüdür. Genelde oyun üç bölümlüdür. Ağırlama, yeldirme ve koğdurmadır, Turnalar Semahı, Garipler Semahı, Kırklar Semahı gibi çeşitleri vardır. Mersin ilçe merkezine bağlı köylerde semahlar genel olarak Tahtacı denilen, geçimini katırlarıyla tomruk çekerek temin eden gruplar tarafından oynanan dini oyunlardır. Mersin’de semah oynanan bölgelerde diğer bir oyun türü de Mengiler’dir. Mengiler de semaha benzer ve toplu oynanan oyunlardandır ve dokuz zamanlıdır.