SON YILLARIN HEGOMONİK PARTİSİ AKP’NİN GELİŞİM ÇİZGİSİ HAKKINDA BİR ANALİZ:

Erdoğanın Farkı Farketmesi...         &nb ...

6.7.2018 14:54:00

Erdoğanın Farkı Farketmesi...

            Yeni bir dünya düzeni vardı ve Erbakan anlayışıyla bunun üstesinden gelmek güç değil olanaksızdı. Erdoğan ve ekibi hem içerdeki değişim isteğini hem de dışardaki değişimi farketmişlerdi. Üç önemli noktada Erbakan’dan ayrıldığının teminatını vererek başladılar işe:            1) Erbakan, AB Hristiyan klubudur, zinhar üye olunmaz, diyordu; Erdoğan, AB değerler munzumesidir, biz Türkiyeyi AB’ye sokacağız diyerek AB’yi arkasına aldı.  

            2)Erbakan, serbest piyasa haramdır, diyordu; Erdoğan, biz serbest piyasayı benimsiyoruz, en iyi şekilde devam ettirip Türkiye’yi küresel sermayeye eklemleyeceğiz, diyerek hem ABD’yi hem içerde iş âlemini arkasına aldı.

            3)Erbakan, milli görüş için demokrasi bir araçtır, diyordu; Erdoğan ve arkadaşları, biz milli görüş gömleğini çıkarıp attık, demokrasi bizim için araç değil amaçtır diyerek liberalleri, solcuları, sosyal demokratları, demokrasiye inanaları arkaladı.       

            İlk zamanlar sıklılkla, çoğulcu demokrasiye inandıklarını, iktidara geldiklerinde toplumun çeşitli kesimleriyle ve Sivil Toplum Örgütleriyle birlikte yöneteceklerini ileri sürüyorlardı. İlk iktidar döneminde (2002-2007) bunu kısmen denediler de.

            Ayrıca Kürt meselesini de hukuk ve demokrasi ile çözeceklerini söyleyerek Kürt seçmeni kazandılar. Geniş bir ittifaklar çemberi oluşturdular, çokça  müteffik edindiler. Bunları yaptıkça büyüdüler, büyüdükçe habire seçim kazandılar.  Seçim kazandıkça hegemon bir parti haline glediler, mutlak bir güç elde ettiler.

 

            Güç Zehirlenmesi

            Fakat iktidar bozar mutlak iktidar mutlaka bozardı.  Büyüdükçe seçim kazandıkça (iktidarın doğasında olan) güç zehirlenmesi peşisıra sükün etti. Arap Baharı ile Ahmet davutoğlunun Stratejik derinlik Çalışmasından yola çıkarak II. Abdülhamid dönemine referansla Neo Osmanlıcılığa soyundular. Erdoğanı Arap coğrafyasında gezdirdiler. Araplar’ın kendisini Ortadoğunun lideri ve halifesi yapacağı yanılgısına kapıldılar.  

            Aslında Suriye meselesinin kökleri de burada aranmalı. Başta Mısır olmak üzere birçok İslam ülkesinin iktidarları Arap Baharı ile bir anda Erdoğan’nın da sıcak baktığı Müslüman Kardeşler’in eline geçmişti. Bir tek Suriye kalmıştı onların iktidarına geçmeyen. Esad Erdoğanın yakın dostu idi. Bu eski dosta başlangıçta ABD’nin etkisi ve itkisi ile telkinle değiş dediler, (Dış İşleri Bakanı Davutoğlu  otuz kez Suriye gidip geldi)  olmayınca savaş başladı.

 

            2011 Seçimleri Değişimin Dönüm Noktası

            Dışardaki bu gelişmelere parelel içerde de ciddi gelişme ve değişimler yaşanıyordu. 1010 Referandumu adalet mekanizmasını Gülen Cemaatı’na yakın olanlara teslim etmekle kalmadı, güç zehirlenmesinin de ilk işaret fişiği işlevini gördü.

            2011 seçimleriyle artık yenilmezliği tescil olan AKP hegomon parti haline geldi ve bu noktadan sonra  güç zehirlenmesi iyice belirginleşti. Söylemler daha da öfkeli ve kibirli hale geldi. Artık tamamen güçlendiğine vehmetmiş, içerde ve dışarda kurduğu itifaklara ihtiyacı kalmamaıştı, ya da en azından öyle varsayıyorlardı.

            Böylece ittifak içindeki müteffiklerinden  birer birer koparak siyasal islama dönüş yapmanın sinyalleri verilmeye başlandı. Milli Görüş aslına rücü mu edilyordu? Bu çağdaş dünyanın da dikkatini çekti ve tartışmalar başladı. İktidarı kimseyle paylaşmak istemiyor, daha doğrusu yanına aldığı mütefiklere ihtiyacı olmadığını ayan beyan açık ediyordu.

 

            İlk Kopuş FETÖ İle

            İlk kavga, iktidar paylaşımında patlak vermesi gereken Gülen Cemaatı ile 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılması ile başladı. Dershanelerin kapatılması hamlesi ile buna cevap verildi. Daha sonra FETÖ olarak adlandırılacak örgüt  dört bakanın yosuzluklarının açığa çıkması ve başbakanın konuşmalarının açıklanması ile devam etti. 17 25 Aralık ile uzun süre birlikte oldukları FETO’dan  tamamen koptu. AKP adliye ve polis operasyonu ile buna cevap verdi. FETÖ ise 15 Temmuz hain darbe kalkışması ile gerçek yüzünü ortaya koydu ve Türkiye can ve mal kayıplarıyla büyük bedel ödedi. Artık “eski dostlar” ezili düşmandı.

 

            Diğer Müteffiklerle Birer Birer Ayrıldı

            Kobani’de Kürtleri karşısına aldı, siyasi islam çıkışları ve hayat tarzı tartışmaları liberalleri ve solcuları ürtküttü, AB ile kopma noktasına gelmesi, ABD ile çekişmesi sermayayi geri çekti.

            Dış ilişkilerinde sadece Suriye bataklığı değil, aynı zamnda sıfır problemli dış politika çöktü. Aleksandır Dugin’ın yolunda bir yol izlenerek Rusya üzerinden Avrasyacalık kartı öne çıkarıldı. Oysa bir süre önce bundan dolayı onca genral Ergenekon adıyla hapsedilmişti.  Şimdi bunlar yeni müteffik olmuştu.

            Türkeş’in deyimi ile kendileri hapiste ama fikirleri iktidardı. Rosya yeni partner adayı olarak Batı karşısında bir koz olarak saha sürüldü. S 400 anlaşması ise ortalığı iyice gerdi. Bu durum başta NATO olmak üzere ABD ile ilişkileri kopma noktasına getirdi. Almanya’nın şahsında AB ile cebelleşildi.

            Sıfır problem yürümeyince, “Pro aktif” dış politika ile ikame edilmişti, pro aktiflik Türkiye’yi tamamen dış dünyadan tecrit etti. Bu kez de “değerli yanlızlık” kavramı ortaya atıldı. İlişkilerin iç içe geçtiği küreselleşme çağında yanlızlığın nesinin değerli olduğunu kimse anlayamadı. Anlaşılan oydu ki, epey zaman kaynak kaybı ve bolca bedel ödemesinden sonra hikaye tekarar başa dönecekti.  

 

            Yeni Çıkış Yeni Sistem

            Neo Osmanlıcık hayali Arap Baharı’nın çökmesi ile çöktü. İçerde ise bir sistem (kimilerine göre rejim) değişikliğine giderek tek adamlıkta toplandı hayaller. Bunu da MHP’yi her aşamada koltuk değneği yaparak (ya da kimilerine göre derin devletin yanına verdiği denetçilik görevi ile MHP ve Bahçeli ile) yapıyor. Tabi burada Baykal’ı da sayarsak 12 kez  karşısında bir türlü başarılı olmayan muhalefetin de günahı yok değil.

            Son seçim bir yerde yeni sistemin de oylaması idi. Muhalefet gene başaramadı. Erdoğan bu seçimin de galibi olarak çıktı ve aynı zamnada yeni CB Hükümet sisteminin de yürülük bulmasnın başlangıcı oldu. Türkiye açısından artık yeni bir yönetim süreci başlıyor.

            Peki, şimdi ne olacak? CB Erdoğan ne yapacak, nasıl davranacak? Türkiye nereye doğru gidecek, yeni sistem başarı ile uygulanabilecek mi? Yoksa hiç tahayyüel etmediğimiz yeni sorunlar mı bizi bekliyor? Bütün bu soruların yanıtları yeni bir yazının konusu. 

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter