1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ…

Ne iyi bir savaş vardır ne de kötü bir barış. Barışta oğullar babalarını, savaşta ...

5.9.2017 09:52:00

Ne iyi bir savaş vardır ne de kötü bir barış.

Barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömerler.

En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir.

Her savaş eninde sonunda barışa evrilmiştir.

Barışı korumanın en iyi yolu, savaşa giden yolu tıkamaktır.

Barış, savaşın olmaması demek değildir. O, bir erdem, bir ruh hali, güven ve asalettir.

Barış sosyal düzendir, güvenliktir, hukuk ve kazanılmış haklara saygıdır.

Bütün dinler barış dinidir. Onu kullananlar

Yukarıda belirtildiği gibi Bilge insanlar Barışı; insanın yaşamla, doğayla ilişkilerindeki sonuçlarını özetlemişler.

Evet, barış; insani, ahlaki, vicdani değerlerin ön planda tutulmasıdır.

Geçmişten günümüze süregelen savaşların temelinde yatan gerçek ise;  hırs, bencillik, ganimet paylaşımı, egemen olma, sömürme anlayış ve yaklaşımlarıdır.

İnsanoğlu çoğunlukla acımasızdır, kişiliğinin olumsuz genlerine yenik düşebilir. Yönetme konumuna geldiğinde içindeki kötü ruhları kullanma tercihini yapar.

Tarih aslında savaşlar ve sonuçlarının yarattığı tahribat ve galip liderler tarihidir. Güçlü olan devlet ya da liderler kendi dogmalarını, ideolojilerini, dinlerini, kültürlerini hakim kılmışlardır.

İhtiras, kin, şan, şöhret, ego, nefret dolu dünyalarında avunan liderler, insanların yok oluşlarının gerekçelerini hazırlamış ve çeşitli entrikalarla sürdürmüş ve tarihi istedikleri gibi yorumlayıp yazdırmışlardır.

Ganimet paylaşımında kabilelerin birbirlerine saldırması, imparatorlukların oluşumunda saray dışı yoksul insanların savaşlara sürülerek yok oluşları, ulus devlet oluşumunda milliyetçiliğin yarattığı savaşlar günümüze kadar süregelmiştir.

Yine güçlü devletler, yönetimler; Ekonomik yarış içinde yer altı zenginliklerin ele geçirilmesi için, bugün Ortadoğu’da ve başka bölgelerde halkların birbirine düşürülmesi, kırdırılması insanlığın ayıpları ve günahları olarak tarihte yerini almaktadır.

Bu ayıplar ortada dururken; medeniyet çağı, bilim çağı, dinler ve kültürlerarası diyalog çağı denilmesine rağmen, mezhep savaşları, ganimet savaşları, emperyal savaşlar hala sürmekte ve acımasızca doğanın ve insanın yok oluşuna seyirci kalınmaktadır.

Batı medeniyeti denilerek yakın tarihte az gelişmiş ülkelerin halkları kırıma uğratılarak, (İran – Irak savaşında olduğu gibi) birbirine vurdurularak ülkelerinde zenginlik yaratmışlardır. Her iki tarafa da “Akıl “ ve silah satarak aldıkları payları kendi ülke insanlarına vererek, demokrasi havarisi kesilmişlerdir.

Kendi ülke insanlarının mutluluğunu, başka halkların mutsuzluğu üzerinde şekillendiren bir medeniyet!

Ruanda da 2 ay içinde iki kabile arasındaki sokak çatışmalarında 700 bin insanın hunharca can vermesi, Suriye’de 400 bin insanın iç savaş kurbanı olması, çaresiz göç zedeler, bitmeyen Filistin zulmü, Ezidilerin uğradıkları katliam hala belleklerde duruyor.

Arakan;  Acının, zulmün yeni adı. Myanmar Hindistan'la Çin arasında kalan bir ülke. Arakan ise, Myanmar’ın Hint okyanusuna bakan Batı kıyısında bir bölge. 51 milyon nüfuslu bir ülke Myanmar. Ülkenin yüzde 98'i Budist, geri kalan kısmı ise Müslümanlardan oluşuyor. Yani bu ülkede sadece 1 milyon Müslüman var...

Zaten sorun da burada...

Anlatılanlar; Budistler Müslümanları sevmiyor - istemiyor, onları tehdit olarak görüyor... Bugün Myanmar da Müslümanlara karşı girişilen katlim, kötü ruhların nasıl bir oyunbazlık içinde olduğunun en açık ifadesidir.

Birileri yine din, mezhep, ırkçılık saçmalığının esiri olarak bir oyun oynuyor. Küçük bir azınlığın kendi diliyle, diniyle, kutsalıyla yaşamasını istemiyor. Çünkü işin içinde bir oyun oynanıyor. Halklar ya din, ya mezhep ya da ırkçılık gericiliğinde aşılanarak birbirine kırdırılmaya çalışılıyor.

Göç, ölüm, işkence…

Tarihsel süreç içinde acılar, yok oluşlar, yıkımlar hep yaşandı ve hala devam ediyor. 100 binlerce ölüm, savaşı yönetenler için sadece bir rakamdır. Sadece rakamın çetelesini tutarlar.

Onlar için 1 milyon, 700 bin, 200 bin, 5 bin gibi yok olup giden canlar, sadece birer rakamdan ibarettir. Ölen insanların anası, babası, yetim kalan çocukları, dul kalan kadınları hiçbir anlam ifade etmez.

İşte savaş bu denli kör, ruhsuz, bencil, ihtiras ve kötülüğün kaynağıdır. Bu nedenle Barış çok önemlidir. Barışın erdemini ahlakını, vicdanını, ruhunu yaşamaktır asıl olan.

Ama nafile!

Bugün Ortadoğu’da halklar arası, mezhepler arası, kültürlerarası çatışmalarda akıl almaz katliamlar sümektedir. Güçlü devletlerin planları sayesinde ortaya çıkan vahşi yaratıklar sağa sola saldırarak dinin temiz yüzünü de kirletmeye çalışmaktadırlar.

IŞİD, el Kaide ve türevleri baş keserek, kutsallara saldırarak ve ganimet paylaşımının piyonları olarak insanlığın yüz karası olarak, tarihe not tutulmasına vesile oluyorlar.

Rojava’da, Musul’da, Kerkük’te insanların başları kesilerek acılar, göçler yaşatıldı. Laleş’te savaştan uzak, kendi kültürleriyle hep barışık yaşamaya alışmış Ezidileri bile, katliamdan geçiren bir süreci yaşadık.

Ülkeler arası ganimet paylaşımı, halklar arası gerginlikler, yoksullarla zenginler arası adaletsizlikler, ırkçılık, sömürü sistemi, kin, nefret barışın önündeki engeller olarak hep var olmuş ve devam etmektedir.

Evet; 1 Eylül Dünya Barış günü her yıl çeşitli etkinliklerle kutlanır. Mitingler yapılır, gösteriler düzenlenir, etkinlikler sergilenir, basın duyurularıyla kamuoyu aydınlatılmaya çalışılır.

Bu etkinlikler, Halkların kardeşliğini pekiştirmeye, barışık yaşamalarına, insanlık onurlarıyla toplumsal düşünmelerine yöneliktir. Bu kardeşliği, onuru, toplumsal düşünmeyi amaçlayan eylemselliklerdir. Bunu yaygınlaştırmak barışa az da olsa katkıdır.

Türkiye’nin, Ortadoğu’nun, genelde Dünyanın barışa ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı gidermekte, tüm insanlığın görevidir. Türkiye kendi içinde çok daha gerçekçi, uzatmaları oynamadan, Barış sürecini tamamlayarak Ortadoğu’ya ve Dünya ya bir Örnek sunabilir.

Çok olumlu gelişmeler oldu. Ancak karanlık güçlerin devreye girmesiyle süreç tıkandı. Bu konuda tarafların olağanüstü bir irade göstermeleri, bu anlamsız kardeş kavgasını sonlandıracak ahlak ve vicdanı ortaya çıkarabilecek süreci tekrar başlatmaları, Dünya halkları açısından da çok önemlidir.

40 Yılda 50 bin can yok oldu. Acılar yaşandı, sürgünler yaşandı, yoksulluk, haksızlık, hukuksuzluk yaşandı. Toroslar’ın ücra tepesindeki yoksul bir annenin vatan, millet diyen evladı da, kimliği, kişiliği yok edilmeye çalışılan bir Kürt genci de bu bedeli canlarıyla ödediler. Bu yitik canlar geride barışa evrilecek bir süreç bıraktılar. Hem de kendi bedenlerini öne sürerek.

Geriye dönüp bakıldığında 800 milyar dolarlık bir ekonomik kayıp ve yitip giden bu ülkenin evlatları. Ne için yaşandı bu acılar ve maddi kayıplar? Bir birini anlamada, tanımada, insan kimliğini ön plana çıkarmada yaşanan yetmezliklerden başka bir şey olamazdı tabi!

Türkiye’nin barışını istemeyen egemen güçler ve yönetenlerin egemen olma sevdası, ilkel gurur ve kişisel çıkarları sürecin barışa evrilmesine engel oldu.

Yeni bir süreçteyiz. Ortadoğu’daki mezhep ve pay kapma savaşı, KDP’nin Bağımsızlık referandumu ve ilişkilerdeki yeni gelişmeler, İmralı – Hükümet arasında yeniden yaratılacak bir diyalog şansı, Türkiye’nin önünü açabilir.

Ortadoğu’ya Rol model olabilecek bir demokratik yaşam biçimini yerleştirmek ve Ortadoğu halklarının önünü açabilecek bir süreci başlatmak. Tarihsel süreç içinde Barış’a sunulabilecek en büyük kutsal görev bu olsa gerek.

Evet, Türkiye kendi bünyesinde ve uluslar arası alanda barış için hayli yol kat ettiği halde, son yıllarda bunu iyi değerlendiremedi. Komşularla problem, içte problem, dünyayla problem yaşar duruma geldi.

Türkiye arzu edilen barışı tekrar yakalaması durumunda; Ortadoğu Halkları içinde bir kurtuluş olabilir. 1 Eylül 2017 Dünya Barış gününde en büyük beklenti ve arzumuzdur bu.

Halklar arası dayanışma, barış, kalkınma, ekoloji ve çevre konusunda daha yaşanabilir bir dünya yaratma…

Bugünlerde Barışı, adaleti, huzuru arayan bir toplum durumuna geldik. Bu açmazlardan çıkmamız, kurtulmamız su kadar, hava kadar önemlidir.

Savaşların, kavgaların sonu hep barışa evrildiğine göre, bu süreci daha da uzatmanın bir anlamı da yok, faydası da.

İnsanoğlu tarih sürecinde üç korkutucu, acı verici yok oluşu getirici büyük belayla karşılaştı.

Bunlardan ilki; binlerce yıl süren kıtlık içinde yok olup giden insanlar. İkincisi; bu kıtlığın yarattığı tifo, veba, kolera, çiçek gibi hastalıkların yüz milyonlarca insan canının helak olmasına neden olması.

İnsanoğlu beyin mucizesiyle zekasını geliştirerek, aklını kullanarak bilimi olgunlaştırdı. Bu bilim sayesinde üretimi arttırarak kıtlığı önledi. Bugün açlıktan ölenlerin sayısı obezlikten ölenlerin sayısından daha az. Yine insanoğlu bu bilimi geliştirerek insanlığın içine girip kıran yaratan ölümcül hastalıklara dur diyebildi. Bugün çiçek aşısı bile artık kullanılmıyor.

Ve en son bela ise, dünyanın her tarafında süren soğuk ve sıcak savaşlar. Güçlü devletler mezhep uğruna, toprak uğruna, ganimet uğruna, enerji yatakları uğruna, devletleri kendi güdümüne bağlama uğruna amansız savaşlar çıkarmaya devam ediyor.

İşte bu nedenle 1 Eylül Dünya Barış Gününde, insanoğlu nasıl kıtlığa, ölümcül hastalıklara çare bulduysa, savaşlara da bir çare bulacaktır diye düşünüyorum.

Gelişen bilim, yazılım teknolojisi, doğayı ve çevreyi koruma bilinci bu savaşları da yok edecektir.

Yazılım teknolojisinin daha ileri boyutlara gitmesi durumunda, verilerin toplandığı data ları eline geçirenlerin dünyadaki tüm savaş teknolojilerini devre dışı bırakma gücüne de erişeceği ileri sürülmektedir.

Ve yaşasın Barış, yaşasın barış ve insanlık için elini taşın altına koyanlara, yaşasın 1 Eylül Gününün Dünya Barış Günü olarak kutlanmasına vesile olanlara.

Evet; “Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım?

“Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz. “

 

BEDRETTİN GÜNDEŞ 01. 09. 2017

 

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter