“NAZIM’I ASMALI SONRA OTURUP AĞLAMALI”

Not: Bu yazı 2005 yılında yazıldı ve yine ufkuturu.net’te yayınlandı   To ...

3.6.2016 11:01:00

Not: Bu yazı 2005 yılında yazıldı ve yine ufkuturu.net’te yayınlandı

 

Toplumsal gelecek kurguları yapabilmek için bu günü,yaşanılanı iyi okumak, kavramak gerekiyor.

 

Yaşantıyı kavramak “tarihi bilmek”le ve tarih bilincine sahip olmakla yakından ilişkilidir. Tarihle ilgili yeterli bilgiye sahip değilsek,bunun bilince yansıması her türlü ideolojik yorumlara açık olur.

 

Tarihin ideoloji gözlüğü ile algılanması hep yanıltıcı olmuştur. Çünkü ideolojik bakış, yaşanmışlıkları, nesnelliğinden uzak,  ideolojinin dar kalıpları ile açıklamaktadır.

 

Son günlerde Nazım Hikmet’le ilgili bilerek ya da bilmeyerek, yeni bir ideolojik tarih yazımı gündemdedir. Nazım Hikmet, kendi siyasi-ideolojik kimliğinden soyularak, farklı bir kimlik olarak sunulmakisteniyor.

 

Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümünü bahane ederek, siyasi veideolojik kimliğine ait bir resim çizmenin tam da bugün gerekli olduğuna inanıyorum…

 

Nazım Hikmet, Türkiye Komünist Partisi’nin sadece sıradan bir üyesi değil, Merkez Komitesi üyeliği ve bir dönem genel sekreterliğiniyapmıştır.

 

Nazım, sanatçı ve şair kimliği ile hâlâ aşılamamıştır ve aşılması da mümkün değildir.

 

Nazım Hikmet, dönemin tüm Komünistleri gibi, Cumhuriyetin modern yaşam biçimine uygun devrimlerini desteklemekle birlikte, sosyalist toplum için mücadele etmiştir. Bu bağlamda, cumhuriyet aydınlarına karşı “putları yıkıyoruz” kampanyası açmıştır. Nazım’ı“Nazım” yapan bu kampanyadır.

 

Türkçülüğün şairi Mehmet Emin Yurdakul, Cumhuriyetin en büyük yazarları Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Fatih Rıfkı Atay, Abdülhak Hamit’lerin karizmasını çizmiş ve onları herkesin gözünde neredeysepaçavraya çevirmiştir. Bunun nedeni hem toplumsal tarihten hem de özgürlük, kardeşlik, eşitlik gibi insansal ütopyalardan besleniyor olmasındaydı.

 

Yani yaşadığı dünya ve Türkiye’nin gidişatının farkındaydı ve onu Cumhuriyet aydınları yanında güçlü yapan da bu farkındalık bilinçdurumuydu.

 

İşte bunun için Kurtuluş Savaşı destanı ile Şeyh Bedrettin destanı aynı yıllarda üretildi. Yani tarihsel olanla güncel olanın diyalektiğini kurguladı. İşte bunun için Atatürk’ün şu sözlerinden bahsedilir: “Nazım’ı asmalı, sonra oturup ağlamalı.”

 

Nazım kurtuluş savaşı ve devrimlere sahipleniyor, ama devrimin devam etmesini ve sosyalist topluma geçilmesini istiyor. Şeyh Bedrettin destanı sosyalist toplum modelinin ideolojik bir erken uyarı sistemi olarak Nazım külliyatına giriyor.

 

Bütün bunlar 1928 ile 1930 yılları arasında olmuş; daha sonraNazım Hikmet adı, rejim tarafından yasaklanmıştır.

 

Hikmet, Türkiye’de sosyalist bir düzen için mücadele ederken, doğal olarak Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu rejim, onu tehlike kodlaması ile kayıtlara geçirmiştir.

 

Nazım, Stalin’in talimatı ile Kemalistlere karşı mücadeleyi bırakan TKP yöneticilerine isyan etmiş ve parti kongresini toplayarak, bir süregenel sekreter olmuştur.

 

Ona göre, ülke içinde mücadeleyi bırakmak yanlıştı. Bunun üzerine, Sovyet komünist partisi tarafından, zamanın en kötü suçlaması olan Troçkist damgasını yemiştir.

 

1933 yılında iktidara gelen Hitler, Almanya’yı silahlandırmış ve tüm dünyayı işgal edeceğini açıklamaya başlamıştır.

 

Fransa, İspanya, Yugoslavya, Bulgaristan, Polonya gibi ülkelerde faşist darbeler yaptırmıştır. Sovyetler dahil herkes, Hitler’in kendine saldıracağından korkmaktadır. Bütün bunlar 2. Dünya Savaşı’ndan bir yıl önce yani 1937 sonu ve 1938 yılında olmaktadır.

 

Nazım’a karşı harp okulu ve donanma davası da bugünlerde açılmıştır. Hikmet 15 yıl hapse mahkûm olarak, canlı canlı gömülmek ve unutturulmak istenmiştir. Çünkü Hikmet, cumhuriyetin kuruluşu sürecinde önemli bir tehlike haline gelmişti. 

 

Hikmet'in unutturulmak istenmesinin tam da bu döneme denk düşmesi, başka bir ihtiyaçla ilgiliydi; Genç Türkiye Cumhuriyeti, Hitler’in saldırma ihtimali karşısında, reel politik açıdan, en ünlü Türk komünistini içeri atarak, net olarak anti –komünist olduğu mesajını vermek istemiştir.

 

Türkiye, Hitler ordularının geri çekilmeye başladığı 1943 yılında, Türk milliyetçilerine karşı operasyon düzenlemiş ve ünlü Nihat Atsız davası bu dönemde açılmıştır. Atsız ve birçok arkadaşının cezaevine atılmasının nedeni budur. Halbuki Hitler’in güçlü olduğu günlerde, Atsızve arkadaşları en popüler günlerini yaşıyorlardı.

 

1951 yılında Türkiye Komünist Partisi’ne yönelik büyük operasyonun başlamasının nedeni de, Türkiye’nin NATO’ya girmek istemesiydi; komünistleri içeri atarak, komünizme karşı kurulan NATO’nun gözüne girilmek istenmesidir.

 

Hikmet, hapisliğinin 13. yılında yaptığı açlık grevi sonunda 1951 yılında içeriden çıkarıldı… Daha sonra gizli polis tarafından öldürülmekten korktuğu için ülkesinden kaçtı. Moskova’da ölene (1963) kadar, komünist fikirlerinden vazgeçmedi.

 

Nazım’ın hayat hikâyesinin özü bu.

 

Şimdi bunu, başka türlü yorumlayıp, Nazım’a başka bir kimlik yüklemeye kalkarsanız, yakın tarihimizdeki yaşananları, kendi ideolojik kalıplarınıza göre çarptırırsınız ve yanlış bir tarih bilinci geliştirirsiniz.

 

Çünkü, Atatürkçülük başka bir şey, Nazım’ın uğruna hapis yattığı iddia ve ideoloji başka bir şey. Tarihi özünden koparıp saptırır ve genç kuşaklara öyle anlatırsak hem gerçekçi olmayız, hem de NazımHikmet’e büyük haksızlık ve hakaret etmiş oluruz.

  • PAYLAŞ :
  • Yazdır
  • |
  • Google
  • |
  • |
  • |
  • Digg
  • |
  • Del.icio.us




Kalan karakter