CHP'ye yakışmıyor!
Cumartesi günü bu köşede kaleme aldığım "Sırtlarını sıvazlamayın Kemal Bey" başlıklı yazıya ilk yanıt, Yurt Gazetesi'nden geldi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, dayak haberini neredeyse saklayan ve küçük bir sütunda "iddia" olarak yansıtan Yurt'a konuştu. Günaydın, Yurt Gazetesi üzerinden, kendi partisinin üyelerine atılan dayağı meşrulaştırmaya çalıştı. Yurt Gazetesi'nin, dayak yiyen kadınlara söz hakkı vermeyip, genel merkezin yaptığı açıklamayı "göbekten ve büyük puntolar"la yansıtması kayda değerdi. Demek ki; logonun yanına "Bağımsız" yazmakla, bağımsız olunmuyor. 15 kadının ilçe binasında gördüğü işkenceyi yazmayıp bunun yerine, genel merkezin açıklamasına yarım sayfa ayırmak, Yurt'a yönelik bakışımızı sorgulamamızı da şart kıldı. Yurt, umarım bu tür netameli konulara ilişkin olarak "editöryal bağımsızlık''ta ısrar eder, aksi taktirde diğer gazetelerden hiçbir farkı kalmaz... Yurt'tan, "Eğriye eğri, doğruya doğru" demesini beklemek sanırım en doğal hakkımız..
Peki, sadece Yurt'tan mı! Tabii ki değil... "Eğriye eğri, doğruya doğru" demesi gereken isimlerden biri de kuşkusuz ki, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın... Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı - Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın, satütokusunu koruyabilmek adına, kendisine hiç yakıştıramadığım bir açıklama yapmış. Günaydın, CHP Ankara - Yenimahalle İlçe Örgütü'nde dayak yiyen 15 kadını "provokatör" olmakla suçlamış. Yurt Gazetesi'ne konuşan Günaydın, dayak yiyen kadınların "delege seçilemedikleri için" olay çıkardığını iddia etmiş... Bu açıklama, Günaydın'ı da tatmin etmemiş olacak ki; dayağı haklı kılmak için başka mazeretler aramış.
Gökhan Günaydın, feci şekilde dövülen, parmağı kırılan, bileği incinen, vücutları morartılan kadınların dayak yemesini meşru kılmaya çalışırken, iler - tutar hiçbir yanı olmayan bir "gerekçe"ye sığınmış! CHP'li Günaydın, "Provokatör olmasalar, Melih Gökçek'in kanalına gitmezler"di demiş.
Hem ayıp, hem yazık, hem de günah!
CHP'nin hangi kafaya teslim olduğu, CHP'nin neden halka güven vermediği ve marjinalleşme yolunda hızla ilerlediği, Gökhan Günaydın'ın zihniyetiyle daha kolay fark ediliyor.
Günaydın'a göre, eğer ortada dayak varsa; kadınlar polise gitmeli ve şikayetçi olmalıymış!
''Statüko'' böyledir işte... Ön seçimle gelmeyip, genel başkanın iki dudağı arasından çıkacak bir sözle milletvekili, PM Üyesi, Genel Başkan Yardımcısı olursanız, o makamları ve titrleri kaybetmemek, genel başkana şirin gözükmek için, Günaydın gibi konuşursunuz... Hukukunu savunmanız gereken partilinizin yediği dayağı meşrulaştırmaya, bu yolla da statükonuzu korumaya çalışırsınız...
Gökhan Günaydın'ın Yurt Gazetesi'ne yaptığı açıklama, düşünce sefili bir zihniyetin yansıması... CHP'li Günaydın, "Madem dayak yediler, neden polise gitmediler?" diyor. Günaydın, eğer olaya ilişkin bilgi sahibi olsa, kadınların polise gitmesine gerek kalmadığını, zira 40'a yakın polisin dayak atılan ilçe binasına geldiğini bilirdi.
Bilmeyenler için hatırlatalım:
CHP yöneticileri, kadınları bir odaya sıkıştırıp dövmeye başlayınca, üst kattaki komşular polisi arıyor ve "CHP binası serseriler tarafından basıldı, kadınları öldürüyorlar" diyor. Yenimahalle Emniyet Müdürlüğü de bunun üzerine "CHP'yi serseriler bastı, katliam yapıyorlar" alarmı veriyor. Olay yerine hızla gelen yaklaşık 40 polis, hemen binaya giriyor. Kadınları yerlerde ağlarken gören polis, olayın sorumluları hakkında tutanak tutuyor.
Kadınlar yedikleri tokat ve tekmelerin şokunu yaşarken, hem genel merkezden, hem de Ankara İl Başkanlığı'ndan peş peşe telefonlar geliyor. Dayak yiyen kadınlara, "Şikayetçi olmayın, kendi içimizde çözelim" telkinleri yapılıyor. Kadınlara, sık sık "Aman olayı basına duyurmayın" diye de tembihleniyor. Kadınlar bunun üzerine, polisle konuşuyor ve "Tutanaklarımız hazır dursun, partimiz çözmezse şikayetçi olacağız" diyor. Polis ekipleri, "Bir sıkıntı olursa, bize gelin" diyerek binadan ayrılıyor. (Kadınlar cumartesi günü saat 17.00'de karakola giderek şikayetçi oldu.)
Gökhan Günaydın, bunları biliyor mu? Yoksa, sırf konumunu koruyabilmek için mi konuşuyor? Doğrusu, her iki durum da hem CHP hem de Günaydın açısından facia... Bilmeden konuşuyorsa, bu zaten başlı başına bir skandal... Yok eğer bilmesine rağmen konuşuyorsa, o ise hem ayıp, hem de üzücü...
Gelelim şu meşhur Beyaz TV olayına... Günaydın, kadınların yediği dayağa "meşruiyet ve kitle desteği" ararken, "Provokatör olmasalar, Beyaz TV'ye gitmezlerdi" diyor.
Bir, hiçbir kadın Beyaz TV'ye gitmedi...
İki, gitseler ne olacak?
Siz kadınları tekme - tokat döveceksiniz, parmağını kıracaksınız, bileğini inciteceksiniz, bir kadının kocasını boğmaya çalışacaksınız, göğüs kanseri olan ve bir gün önce kemoterapi alan bir kadının vücudunu morartacaksınız; sonra bunlar hiç olmamış gibi bir de kadınları suçlayacaksınız.
Efendim neymiş, "Neden Beyaz TV'ye gitmişler!"
Sayın Günaydın, o kadınlar size geldiler de ne oldu! Adalet mi dağıttınız! Dayak atanları partiden mi attınız, yönetimden mi aldınız! Özür mü dilettiniz! Kadınların adalete olan özlemini mi giderdiniz?
Bunların hiçbirini yapmayıp, üstüne üstlük dayak yiyen kadınları bir de "provokatör"lükle suçladınız. Oysa ki; o kadınlar, Gerçek Gündem.com dışında hiçbir medya kuruluşuna konuşmadı, tek bir cümle dahi söylemediler. Hem söyleseler ne olacak, sizden izin mi alacaklardı?
Evet, Beyaz TV'ye tek bir kadın konuştu. 54 yaşındaki Emekli Öğretmen Hikmet Örey... Beyaz TV'de Rasim Ozan ve Cumhuriyet Yazarı "Kadınlar dayak yemedi, bunlar yalan" deyince, Hikmet Örey yayına bağlandı ve "Ben sizin TV'nizi, Beyaz TV'yi hiç izlemiyorum. Arkadaşlarım aradı ve bizi yalancılıkla suçladığınızı söyledi. Biz yalancı değiliz, dayak yedik" dedi.
Ayrıca o programı izleyenler, sizin tabirinizle "Melih Gökçek'in kanalı"nın programcısı Rasim Ozan ile Cumhuriyet Yazarı'nın, genel merkezin yanında saf tuttuğunu da gördü. Gökçek'in kanalı o gece ısrarla "dayak yoktur" tezini işledi. Dayak yiyen kadınlarla alay edildi. O gece, sadece ve sadece Latif Şimşek, vicdanının sesini dinleyerek şiddete karşı tavır aldı. Şimşek, o geceki tavrıyla, CHP'li kadınların ve şiddet mağdurlarının gönlünü fethetti. Rasim Ozan ile Cumhuriyet Yazarı ise dayak yiyen kadınlara karşı alaycı bir tutum içindeydi. O yüzden, "Beyaz TV'ye çıktılar, o halde dayağı hak ettiler" argümanınız da yanıltıcı...
Yukarıdaki mantık, şunu gösteriyor: "Delege seçimlerinde adaletsizlik var", deyip dayak yerseniz, bunu bir de Beyaz TV'de anlatırsanız, siz bunu zaten haketmişsiniz demektir!
Genel Başkan adına konuşan Günaydın, dayağı meşru kılacak "daha farklı" gerekçeler bulabilmeliydi. Belli ki; boşa koyuyor dolmuyor, doluya koyuyor, almıyor... Bu yüzden de traji-komik açıklamalar yapıyor. Dayak yiyen kadınları "provokatör"lükle suçlayan Günaydın, "Bir aileden neden üç kişi delege oldu?" sorusunu soranların dayak yemesini meşru görüyor. Üstelik "Delege yaptığınız ilçe yöneticisinin kızı da var. Delege yapılan kız, Ankara'da değil, Adana'da oturuyor. Bu adalet mi?" sorusunu görmeden hüküm veriyor. Eğer birileri ''provokasyon'' arıyorsa, esas provokasyon, masa başında ''delege'' yazmaktır!
Kılıçdaroğlu adına konuşan Günaydın'ın incileri bitmiyor... CHP'li Günaydın, "Biz o dayak iddiasına kimin ortaya attığını biliyoruz" diyerek karnından konuşuyor. Kadınların elinde "hastaneden alınmış darp raporu" olmasına rağmen, dayaktan hala "iddia" olarak bahsetmesini de yok sayalım... Günaydın, yaptığı açıklamada isim vermiyor ama çok yakın olduğu Önder Sav ve arkadaşlarını suçluyor. Demek ki; artık CHP'de "Sav'a yakın olmak" da dayağa haklı bir gerekçe oluşturuyor. Allahtan Önder Sav'a Kaf Dağı kadar uzağım... Böylece, ''dayak yemek''ten de kurtuluyorum... (Dayak yiyen kadınların hiçbir Sav'a yakın değil ayrıca... Hepsi Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekliyor.)
Günaydın, yukarıdaki sözlerini okuduktan sonra aynaya bakıp ne hissediyor acaba? Doğrusu çok merak ediyorum...
Bu Genel Başkan Yardımcılığı - Milletvekilliği - Parti Meclisi üyeliği, sahiden çok mu önemli? İnsanı o koltuklar mı var ediyor acaba? Mesela benim hiçbir koltuğum yok... Galiba hiçbir zaman da olmayacak. Peki ben çok mu değersizim acaba? Koltuğa sahip olmayanlar sahi çok mu değersiz? Koltuklar mı var ediyor insanı... Benim bildiğim, insanı ''değerler ve ilkeler"i var eder...
Geçelim...
Cumartesi günü kaleme aldığım yazıda, "CHP Genel Merkezi, partili kadınlara dayak atan yöneticilerin arkasında duracak" demiştim. Yanılmadım... CHP yönetimi, günlerdir dayağı haklı kılacak mazeretler arıyor. Kılıçdaroğlu döneminde atanmış olan kadın kolları üyelerinin yediği dayak, çirkin bir üslupla meşru kılınmaya çalışılıyor. Yurt Gazetesi de buna çanak tutuyor. CHP Milletvekili Durdu Özbolat'ın sahibi olduğu Yurt, yedi kadının elinde "darp raporu" olmasına rağmen, Günaydın'ın sözlerini elekten geçirme zahmetine dahi katlanmıyor.
CHP yönetiminin hali ise içler acısı...
Şimdi merak ediyorum:
CHP Genel Başkan yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, bundan sonra "İnsan Hakları İhlalleri"ni gündeme getirdiğinde, onun sözlerine kim itibar edecek?
Partisinin üyelerine atılan dayak karşısında sessiz kalan Tanrıkulu'na kim inanacak?
CHP'li yöneticileri koltuktan olma korkusu sardı. Bu yüzden, masa başında delege yazımı, kadına yönelik şiddet, haksızlık - hukuksuzluk ve adaletsizlik "meşru" görülüyor.
Beyler, hanımlar; koltuklarınızda kimsenin gözü yok. Korkmayın bu kadar... Bakın, bizim hiç koltuğumuz yok... İnsan, koltuksuz da yaşayabiliyor... İnsanı, koltuk değil, "değerler ve ilkeler" ayakta tutuyor.
Belki unutmuşsunuzdur, hatırlatmak istedim...
