Biz milletçe böyleyiz; millet nereye giderse oraya gider, millet nereyi alkışlarsa orayı alkışlar, millet nereyi yuhalarsa orayı yuhalarız.
Bir şeylere aklımız erdiğinden değil…
Demokrasiyi, çoğulculuğu geliştirme arzumuzdan hiç değil…
Sürülüğümüzden!
Millet nereye…
Biz oraya!
* * *
Değerli dostum, meslektaşım Serdar Keskinışık, varoşlarda ücretsiz gazete dağıtalım fikrini ortaya attığında, destekleme yazısını biraz erteledim.
İstedim ki, proje hakkında konuşması gerekenler konuşsun, sonra ben de dilimin döndüğünce yazayım, Serdar’ın bu iyi niyetli projesine destek vereyim…
* * *
Fakat heyhat, gördüm ki, Serdar’ın projesine destek vermek ya da veto etmek yerine, ‘yerel basını aşağılama’ modası başlamış.
Kimi internet sitesinden, kimi gazetesinden, kimi toplu e-posta yoluyla yazılar yazmış; hepsinin ortak noktası yerel basını aşağılamak…
‘Dağıtalım, okunmayan gazeteler okunsun’ diyor mesela Serkan Tultak…
Yerel radyoların çok dinlendiğini, yerel gazetelerin okunmadığını söylüyor…
Radyolar niye çok dinleniyor, gazeteler niye az okunuyor söylemiyor ama…
Bir başkası, toplu e-posta göndermiş, yerel basının kurtarıcılığına soyunmuş…
Bir başkası ‘Yerel basınımız kentle bütünleşemedi’ diyor…
Ender Can Kayıhan, daha muhabirlik kıdemi yapmadan, yerel basının sorunları üzerine yazı dizisi yapıyor; yazı dizisine cevap veren her gazeteci, aman Allah’ım öyle bir veryansın ediyor ki Mersin basınına, hayret!
* * *
Moda ya bu…
Herkes Mersin basınını, yerel basını eleştiriyor, küçümsüyor…
Peki, asıl pisliğin, asıl kokuşmuşluğun yaşandığı İstanbul medyası?
Bizim Mersin’de kim eleştiriyor İstanbul medyasını?
Büyük rakamlarla transfer olan köşe yazarları için reklâm yapan İstanbul medyası; sizce kaç satıyor Mersin’de…
O kadar kupona, o kadar reklâma, o kadar tekelleşmeye, o kadar televizyon desteğine, yerel basının pastasına bile el atmaya rağmen sizce kaç gazete satıyor İstanbul medyası Mersin’de.
‘Gazetecilik nasıl değişmesin’ diyen Hürriyet, 1 milyon 700 bin nüfuslu Mersin ilinde kaç satıyor, bilen var mı?
Peki, cemaat destekli Zaman kaç satıyor?
Bu gazetelerin satış rakamlarını kimse bilmez, ama moda ya, herkes yerel basına hücum eder, yerel gazeteler az satıyor, satmıyor diye…
* * *
Hadi İstanbul medyası cicili bicili de, medya uzmanı kesilen arkadaşlar onun için İstanbul medyasını değil de, yerel medyayı eleştiriyor diyelim…
Peki, eleştirdikleri yerel medyayı ne kadar biliyorlar?
Mesela yerel gazetelerin, iletişim fakültesi mezunu çalıştırmak zorunda olduklarını, ama iletişim fakültelerinden mezun olanların Mersin gibi taşra kentlerinde çalışmayı onurlarına yediremediklerini kaç kişi biliyor.
Şu an da Mersin basınında bir sahtekârlık yaşanıyor; iletişim fakültesi mezunları, diplomalarını yerel basına kiralıyorlar. ‘Basının tek derdi Basın İlan Kurumu standartlarına uymak’ diyen Serkan Tultak bunu biliyor mu?
İletişim fakültesi mezunu çalıştırma zorunluluğunun yerine İletişim Lisesi mezunu ya da 2 yıllık radyo-televizyon bölümü mezunu çalıştırma zorunluluğu getirilse sorun çözülecek belki; yazı dizisi hazırlayan Ender Can Kayıhan bunu biliyor mu?
* * *
Mersin İmece’den örnek verelim biraz…
Biz, gazete olarak, bir ilke edindik kendimize; dedik ki: Öncelikle Mersin!
Mersin’in bir mahallesindeki, bir köyündeki haber bizim için tüm bakanlardan, tüm siyasi parti liderlerinden, tüm sanatçılardan değerlidir.
İsterse ABD başkanı gelsin Mersin’e, bizim bir muhabirimiz, bir mahalle muhtarıyla buluşma ayarlamışsa, o muhtarla buluşur!
‘Muhtarım önemli işim çıktı’ demez!
O muhtar, İstanbul basınından bir gazeteciyle bizi değişir belki ama olsun biz onu değişmeyiz.
Dernekler, meslek örgütleri, radyolar, televizyonlar; İstanbul’da yaşayan gazetecileri panellere, programlara davet ederler ama olsun biz o dernekleri, o meslek örgütlerini, o radyoları, o televizyonları değişmeyiz.
Serkan Tultak, radyosuna kaç yerel gazete çalışanını konuk etti acaba?
* * *
Mersin basınının içerik olarak, satış rakamları olarak, görsellik olarak, etik olarak çok iyi noktada olmadığını ben de kabul ediyorum.
Ama bu kabul edişi, yerel medyayı aşağılayan, yok sayan bir dille yapmıyorum; içeriden biri olarak, gördüklerimi söylüyorum.
İstanbul medyasının durumuyla karşılaştırıyorum Mersin basınını, bir de o yönüyle ele alıyorum.
Arkamızda holding yok, arkamızda televizyon yok, arkamızda siyasi parti yok, arkamızda bürokrasi yok; şuh kahkahasına ya da güzel bacaklarına güvenip iş yaptıracağımız kadın sunucumuz da yok!
Ona rağmen, iyi kötü satılıyor bu gazeteler, kendine okur buluyor…
Eleştirmeden önce, yargılamadan önce biraz da bunları irdelemek lazım değil mi?
Kaldı ki, Mersin’de siyasetin, ticaretin, sporun, paranın; Türk olsun, Kürt olsun, Arap olsun ‘kıroların’ elinde olduğu gerçeğini de daha irdelemedim bile.
Siyaset, ticaret, spor, para; bir toplumu toplum yapan bu unsurlar ‘kıroların’ elindeyse, adam hayatında bir köşe yazısı okumamış bir görgüsüz ise, yerel basın nasıl gelişsin Allah aşkına.
* * *
Gelelim Serdar Keskinışık’ın, varoşlarda yerel gazete dağıtalım önerisine…
Çekincelerim var ama Serdar’ın ‘varoşlarda ücretsiz gazete dağıtalım’ önerisine destek veriyorum ben de…
Ücretsiz gazete dağıtmak yerel gazetelere yeni okur kitlesi kazandırmaz ama biz yine de kamusal görev gereği dağıtalım...
Kürt mahallelerindeki siyasal güçler, yerel gazete dağıtımı projesini İkinci TRT Şeş vakası olarak, Kürtleri asimile etme aracı olarak görür ama biz yine de kamusal görev gereği dağıtalım…
Ücretsiz gazete dağıtmak Mersin’deki hakim siyasi güçlere, ekonomik güçlere reklâm alanı yaratır, gazetelerin editoryal bağımsızlığı tehdit altına girer ya da şaibeye bulaşır ama biz yine de kamusal görev gereği dağıtalım…
Ücretsiz gazete dağıtımı işinden ekonomik kazanç sağlayanlar sadece art niyetli gazete sahipleri olur, fikir işçisi çalıştıran, gazetecilik yapmaya çalışan gazete sahipleri zarar yazmaya başlar ama biz yine de kamusal görev gereği dağıtalım…
* * *
Sonuç cümlesini sona sakladım; Serdar ‘göç edenlere ücretsiz gazete dağıtalım’ diyor ya, sadece göç edenlere dağıtmak yetmez, yerli-göçmen, zengin-fakir, okumuş-okumamış herkese gazete dağıtılabilir.
Peki, bedava gazete dağıtmak, gazetelerin saygınlığına zarar verir mi?
Onu da bir başka yazıda irdeleyelim…
mersinimece