Anasayfa / Güncel Haberler / Özür Dilerim AGOP benim katilin

Özür Dilerim AGOP benim katilin

6 Eylül 1955 ben henüz doğmamışken, 2 dostum ve ben
oturduğumuz kır kahvesinde bir yandan memleketi kurtarıyor, diğer yandan
tavla turnuvasına konsantre olmaya çalışıyordum. Güneş gökyüzünün ta
tepesinden etrafı seyre dalmıştı. birden etrafımızdaki kalabalık
gözlerime ilişivermişti. Dostum Mahir koşar adımlarla masamıza yanaşmış.
Elindeki gazeteyi önümüze fırlatmıştı. Gördün mü?  Dedi.  Gördün mü?
Ben sana ne demiştim.

Bu gâvurlara güven olmaz.

Ne oldu Mahir? Sakinleş hele!

Dünyadan bihaber yaşıyorsunuz. Duymadınız mı?

Yanı başımda oturan Ahmet atıldı söze;

Hayır bilmiyoruz. Ne oldu anlatsana meraktan çatlatma bizi…

Daha ne olsun Bu gâvurlar atamızın evini bombalamışlar.

Duyduklarımızla
şoka uğramış ne olup bittiğini anlamayan gözlerle birbirimize
bakakalmıştık. Oyun sırası kendisinde olan Tahir elindeki zarları
hızlıca masaya çarpıp ayağa fırladı. Gardaşlar ne duruyorsunuz o halde…

Ne
demeliydim? Dilim bir türlü varmıyordu. Sesim soluğum kesilmiş,
anlamsızca etrafıma bakarken bulmuştum kendimi. Boğazımda düğümlenen
birkaç sözcük hapsolduğu zindanından kurtulmuş cılız bir nida
atıvermişti

HAYDİ!

Haydi, ama nereye?

Mahir elindeki gazeteyi işaret ederek haykırdı.

Salih’ler dedi onlara gidelim bu Gâvur tohumlarına el birliğiyle cezalarını verelim.
Emekli
bir subay oğlu olan Ahmet kolumdan tutup aksi yöne doğru çekti beni.
Gruptan ayrıldığımızı gören Tahir’in o gür sesini duydum.  İrkildim.
Bacaklarım dona kalmış, kaskatı kesilmiştim. Güçlükle başımı arkaya
doğru çevirdim. Tahir bağırıyordu;

Hey! Size diyorum nereye?

Ahmet sağ yumruğunu havaya kaldırıp bağırdı;

Nereye olacak eve gidiyoruz. Oraya boş gidecek değiliz ya. Siz gidin biz sizi buluruz.

Boş mu, ne evi, ne boşu… Neler oluyor? Allahım bana yardım et

Soluk
soluğa Ahmet’lerin evine vardığımızda, koşmanın da verdiği yorgunlukla
kendimden geçmiştim. Yol boyunca çıkmayan sesim bacaklarımın titremesine
eşlik edercesine manasız sözcüklere takılıp kalmış, bozuk bir plak gibi
kendi kendini tekrarlıyordu. Ellerimi yorgunluktan bitap düşmüş
dizlerime götürüp derin bir nefes çektim ciğerlerime, sonrada bütün
cesaretimi toplayıp Ahmet’in yüzüne haykırdım;
Ne silahı, ne yapacağız bunlarla?

Ahmet gülümseyerek elindeki tabancayı bana uzattı;

Ne
mi yapacağız o Gâvur Agop’a geçen günün hesabını soracağız elbet. Gün
bizim günümüz dostum iyi düşün. Bu fırsat bir daha ele geçmez. Tüm
Arpayı o deyyusa kaptıracak değiliz ya
…
BİR KAÇ DAKİKA SONRA

Hızlı
adımlarla yolda yürüyor, etrafımız her adımda daha bir kalabalık
oluyordu, korku dolu haykırışlar kulak zarlarımı zorluyordu…

Ahmet’le koşarcasına yürüyordum onun yüzünde anlamsız bir gülücük, benim yüzümde pişmanlığımın habercisi bir yüz ifadesi vardı.

Nereye mi gidiyoruz?

AGOP’u vurmaya, ilk kurşunu sıkmaya, talan etmeye, kinimizi kusmaya, güçsüzlüklerimizi gücün ardına itmeye, güçlü görünmeye

Nereye mi gidiyoruz?

Tarih bizi affetmeyecek.

İnsanlığımızın cenaze törenine…

ELVEDA BEN, ÇOK AMA ÇOK ÖZÜR DİLERİM AGOP.
BENİ AFFET.

Yazan : İbrahim Özgür Kutlay

{2}

Çok Okunan Haber

Hâl ve gidiş, ülkenin bugünkü görünümü…

  Türkiye girdiği krizden çıkmak için sayısız sorunla baş etmeye çalışıyor… Temel hak ve özgürlüklerin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir