MARKS

 

Marks’ın mezar taşına şu söz kazınmıştır; “ Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!”

Tarihe iz bırakanlar, yön verenler serimiz devam ediyor. Bugünkü konumuz Yahudi asıllı Alman filozof, ekonomist Karl Marks (1818-1883). Sosyoloji ve sosyal bilimleri başlatan isimler arasında ilk sıralarda yer alır. Düşünceleri bi tarafa, sadece ismi bile insanlarda büyük çağrışımlar yapan, sadece isminin yarattığı etkiyle sevilen ve bi o kadar da düşman görülen bir fikir adamıdır. Düşüncenin gücü o kadar büyüktür ki hiç zaman aşımına uğramadan- insanları arkasından sürükler, dünyayı biçimlendirir… İnsan beyninin kapasitesi, gücü hala tam keşfedilmiş, anlaşılmış değildir. İşte o bakımdan, uzak gelecekte düşünce (beyin) gücüyle birçok şeyin (gezegenler arası yolculuklar dahil)  mümkün olacağı ileri sürülür.

Bu öyle bir güçtür ki hasımları tarafından her türlü araçla, bastırılmak yok edilmek istenir. Taraftarlarıysa yoğun çabayla onu ayakta tutmaya- yaymaya ve hayata uyarlamaya-tehlikeleri de göze alarak yılmadan çalışırlar…Marksizm düşüncesi işte öyle bir düşüncedir. Dünya ve insanlar üzerinde derin izler bırakmıştır. İnsanların çoğu düşüncelere, ideolojilere, siyasi akımlara ve hatta dinlere içerik yönünden değil- şekil ve menfaat bakımından, fayda zarar hesabıyla yaklaşır. Çoğumuz enine boyuna bilgi edinmeden, çabucak fikir sahibi oluruz.

Marks’ın toplum, ekonomi ve siyaset hakkındaki teorilerine Marksizm diyoruz.  En bilinen iki eseri yakın arkadaşı Engels ile kaleme aldıkları Komünist Manifesto (1848) ve Kapital (1867-1894) dir. Onun en temel ve yalın görüşü şudur: “Tarih boyunca toplumların savaşı, üretimi kontrol eden yönetici sınıf ile üretim için emeği sağlayan- mülksüz emekçi sınıf arasında geçen mücadeledir.”  İşte tüm gürültü bu cümle etrafında kopar ve tamamen (ekonomik) duygusaldır.

Marks, devletlerin yönetici sınıf tarafından, devletin ortak kamu çıkarı adına hareket eder gibi görünüp gerçekte- yönetici ve sermaye grupları çıkarları doğrultusunda yönetildiğini iddia eder. Tüm bunlar yaşanırken kapitalist toplum kendi yıkımına ve yeni bir sistem olan sosyalizmin onun yerini almasına yol açacak- yığınla iç gerilimler üretir. Süreç içinde kapitalizmin, sınıf çelişkileri sonucu emekçi sınıfın siyasi zaferine gidecek sınıfsız bir toplum- komünizme doğru evirileceğini iddia eder. O, düşüncelerini hayata geçirmek için büyük mücadele verdi.

20’li yaşlardan itibaren tavizsiz bir ateist olan Marks’ın bununla birlikte Yahudi kökenlerinin farkında olduğuna şüphe yoktur. 1841 Berlin Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Politik görüşleri nedeniyle, istediği akademik kariyeri yapamaz. 1843 yılında evlendi. Gazete ve dergilerde yazıları çıkıyordu. 1844’de Paris’te Friedrich Engels ile tanışır. Birlikte devrimci proleter sosyalizmin, ‘Marksizmin’ teorisini ve taktiklerini geliştirdiler.

Fikirlerinden dolayı Avrupa’da oradan oraya sürülen Marks, 1849’da Londra’ya yerleşir ve ömrünün sonuna kadar Londra’da yaşar. Sürgün hayatı onu yoksul bırakır. Engels’in mali destekleri ile hayatını sürdürür.

Eşinden yedi çocuğu oldu. Ancak kötü yaşam koşulları nedeniyle sadece üçü, yetişkin yaşları gördü.  34 yıl İngiltere’de yaşayan Marks, İngilizceyi hiçbir zaman tam anlamıyla öğrenmedi. Yaşadığı ülkede hiçbir fabrikayı ziyaret etmedi. Vatansız biri olarak 1883’te öldü. Cenazesinde sadece sekiz -on kişi vardı.

19.yüzyıl dünyasında sınıflar arasında oluşan korkunç uçurum onu, sınıf mücadelesi tezine güçlü biçimde itmiştir. Milliyetçiler ise dünya tarihini, sınıflar arasında değil de milletler arasında geçen bir mücadele olarak görürler. Marks’ın yaşadığı dönem emek yoğun ve ağırlıkla emek sömürüsü üzerine kurulu bir dönemdi. Emekçiler mülksüzdü ve günde ağır şartlar altında 18-20 saat çalışmak zorunda bırakılırlardı.

Günümüzde koşullar elbette değişmiştir. Bilhassa emekçi kesim her açıdan büyük iyileştirmeler geçirmiştir. Mülksüzlüğü büyük oranda ortadan kalkmıştır. Artık başka başka parametreler devrededir. O nedenle Marks’ın görüşleri büyük oranda revize edilecektir.

Çok Okunan Haber

BÜYÜKŞEHİR’DE İŞÇİ BAYRAMI…

  Bayramlar özel günlerdir. Bayramlar; İnsanı duygulandıran, mutlu eden kırgınlıkları unutturan, kucaklaşmayı, coşkuyu yaratan anlamlı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir