Anasayfa / Güncel Haberler / 1961 Devrim Arabası ve 2020 Mersin Metrosu

1961 Devrim Arabası ve 2020 Mersin Metrosu

Derşah Nar yazdı

Yıl 27 Mayıs 1960 sabaha karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk askeri darbesi gerçekleşir eski kara kuvvetleri komutanı Cemal GÜRSEL Cumhurbaşkanı seçilir öte yandan bu tarihte Dünyada değişik teknolojik gelişmelerde yaşanmaktadır. Araba, televizyon, elektrikli süpürge ve hızlı uçaklar gibi bir çok ürün piyasaya çıkar. 15 Mayıs 1961’de Ankara’da otomobil endüstri kongresi yapılır cumhur başkanı Cemal GÜRSEL’de davetlidir ve açılış konuşmasında makine mühendislerine seslenir “Türkiye sanayileşmek zorundadır sizlerden %100 türk üretimi bir otomobil yapmanızı isterim. Biz pamuk üretiyoruz lakin kaç balya pamukla kaç otomobil alınır” der. Toplantıdan sonra bazı mühendisler gazetecilere Türkiye’de yerli otomobil yapılmasının mümkün olmadığını söyler. Gazeteciler Cemal Gürsel’i sürekli sıkıştırmaya başlar. Sayın Cumhur Başkanım “Mühendisler biz yerli bir otomobil yapamayız diyorlar koskoca Türkiye cumhuriyeti otomobil yapamaz mı ?” derler. Dönemin Cumhur Başkanı Cemal Gürsel sinirlenir “Nasıl yapamazlar bu düşünce boştur biz türkler herşeyi yaparız siz meraklanmayın” der. Gazeteciler bu lafın altında kalmaz ve mühendisler odasının kapısını çalarlar “Siz yapamayız diyorsunuz ama Cemal paşa yaparlar diyor” ve mühendisler odası yine yapamayız yanıtını verir. Bu durum tabiri caiz ise bir inatlaşmaya dönüşür. Cumhur başkanı Cemal GÜRSEL “Mademki yapamayız diyorlar ben yaptırayım da görsünler bakalım” der. Ulaştırma bakanlığına çok gizli damgası ile yerli otomobilin üretilmesi konusunda bir yazı yollar 16 Haziran günü Ulaştırma Bakanlığı tarafından devlet demir yolları fabrikaları ve diğer dairelerin yöneticileri Ankara’da bir toplantıya çağrılır, toplantıda gizli damgası ile gelen yazı okunur. “ÖNCELİKLE ORDUNUN BİNEK İHTİYACINI KARŞILAYACAK BİR OTOMOBİL TİPİ GELİŞTİRİLECEKTİR. BU GÖREV TCDD İŞLETMESİNE VERİLMİŞTİR. BU AMAÇLA 1.400.000 TL ÖDENEK AYRILMIŞTIR.” Toplantıda bulunan mühendisler korku ve heyecan içindedir. Böylesine büyük bir proje içerisinde yer almayı çok isterler fakat bu istekleri çok sürmez otomobilin teslim tarihini duyduklarında paniklemeye başlarlar. Yirmi iki genç mühendis ve bir mimar 29 Ekim Cumhuriyet Bayramına kadar arabayı yapmak zorundadır. Bayrama 4,5 aydan daha az bir süre vardır fakat Cemal bey kararlı başka yolu yok bu otomobil yetişecek der. Toplantıda süreyi duyanlar şaşkınlık içinde birbirine bakarlar, bu sürede yerli bir araba üretmek sadece mucize olur ama Cemal Gürsel bu davasına inanmıştır ve yapılır der mühendisler de onun inancından etkilenir onlarda inanırlar. Hayatta hiç otomobil yapmamış hatta otomobili olmayan bu genç mühendislerin Cumhuriyet Bayramına kadar yanlızca 130 günleri vardır. Teknik olarak hiç bilmedikleri hayatlarında hiç üzerinde çalışmadıkları bir proje ile karşı karşıyalardır. Eskişehir’de eski bir atölyeyi çalışma alanı haline getirirler. Ankara, Sivas ve Adapazarı Devlet Demir Yolları fabrikaları da aynı proje kapsamında görevlendirilir. Atölyeye girdikleri ilk gün fabrikanın duvarına kocaman levhaya yazı yazılır 128 gün kaldı proje bitimine kadar bu levha hergün bir azalarak değiştirilecektir. 22 mühendis gruplara ayrılır bir kısmı kaportayla, bir kısmı motor tasarımıyla, bir kısmı yürür aksamla ilgilenecektir. İçlerinde arabası olan yüksek mühendis Salih Karasığın arabasını getirir ve arabanın cıvatalarına kadar her parçasını sökerler ardından tekrar toplarlar. Çeşitli tipten otomobil tasarımlarını inceleyerek fikir edinmek isterler fakat en çok korktukları şey kopya bir otomobil yapmaktır. İnceledikleri arabalardan model almak istemezler, biz kendimize ait bir otomobil yapacaz derler. Daha çizimler sırasında hatalar çıkmaya başlar çizelen her otomobil bir başka model otomobile benzemektedir. Uzun bir uğraş sonucu tasarımı olmayan bir çizim meydana çıkmıştır. Çizimler bittikten sonra otomobilin onda bir ölçeğinde alçıdan modelini yaparlar bu işlemin ardından da otomobilin yapılacak ebadında alçı kalıbı yapılır. O zamanlar ne büyük pres kalıpları vardır ne de bu presleri oluşturacak zaman kalıpları betondan dökerler. Otomobilin tavan sacını beton kalıba koyup uçlarını bağlarlar sonra krikolarla çekip sacı bükerler ve bombeli tavam elde ederler. Bu kadar ilkel yöntemlerle otomobil yapılmaya çalışılır. Mühendisler bu kadar olumsuz şartlar ve zorluklara rağmen yerli bir araba üretmeye kararlılardır bu durum imkansız gibi görünse de hepsinin inancı vardır. Yüksek mühendis Kemalettin VARDAR devrim projesi bizim için mesleki bir namustur der. Günler hızlı geçmektedir ve çalışmalar hız kesmeden devam etmektedir son 30 gün kalmıştır. İlk motor bir gece yarısı biter benzin konulur sıra motoru çalıştırıp denemeye gelir fakat bu oldukça riskli bir durumdur çünkü ilk kez yapılan bu motor çalıştığında patlayabilir ve ortalığa inanılmaz zararlar verebilir bu nedenle motoru çelik bir kabın içerisine yerleştirilir ve marşa basılır ilk yerli motor muhteşem bir sesle çalışmaya başlar. Gece gündüz soluksuz çalışan ekip motor sesini duyduğunda sevinçten göz yaşı döker mühendisler, gururla birbirlerine bakarlar. Civatalarından iç döşemelerine kadar aracı kendileri üretirler. Önce bej renkli araba yapılır ve ardından siyah renkte olan yapılır. Tarih 29 Ekim 1961 artık süre dolmuştur. Yerli otomobiller Ankara ya kaderlerine doğru yola çıkmaya hazırdır. Siyah renkte olan devrim arabası lokomotife yakın olan yere koyulur o zamanlar lokomotifler kömürle çalışmaktadır. Lokomotifin buharlı bacasından ateş çıkması göz önüne alınarak siyah renkli devrim arabasının deposuna çok az benzin konulmuştur. Arabaların pasta cilası da yolda yetiştirilir ve iki devrim arabası eskişehirden Ankara ya gelir. Ankara sokaklarında heyecan vardır. Devrim arabaları büyük bir konvoy eşliğinde Ankara sokaklarında ilerlemektedir. TBMM den Cemal GÜRSEL alınıp törenin yapılacağı alana götürülecektir. Konvoya eşlik eden motosikletli polislerin zamanında uyarılmamasıyla siyah olan araca benzin ikmali yapılmaz. Mühendisler son anda bir umut gazete kağıdını huni yapıp yakıt ikmali yapmaya çalışırlar fakat kağıt hamurlaşır ve yakıt yere boşalır son çare olarak avuçlarını huni yapıp yakıt ikmali yapmaya çalışırlar ama ne fayda benzin yine yere boşalır ve Cemal Gürsel siyah olan modele binmeye karar verir sür bakalım mühendis bey Anıtkabir’e diye seslenir. Araç bir süre ilerler ve teklemeye başlar Cemal Gürsel ne oldu diye sorar mühendis, benzin bitti der ve bu sözün üzerine Cemal Gürsel o meşhur lafını söyler “Batı kafasıyla araba yapıyorsunuz ama şark (Doğu) kafası ile benzin ikmalini unutuyorsunuz” Cemal Gürsel arabadan iner ve arkasından takip eden bej renkli arabaya biner. Önce Anıtkabir’e oradan da geçit töreninin yapıldığı hipodroma giderler. Ankara’da sokaklara dökülen vatandaşlar aracın kaportasına tekerine bir kez dokunabilmek için yarışırlar. 29 Ekim günü artık Türkiye’nin yerli bir otomobili olmuştur. Cemal Gürsel otomobil yapamazsınız diyenlere cevabını vermiş olur. Ama ne olduysa 30 Ekim sabahı olur yayınlanan gazetelerin çoğu ağız birliği etmiş gibi aynı başlığı atarlar ve araca verilen devrim sözcüğü ile bir kin ve hesaplaşma ile araçla dalga geçmeye başlarlar. “Devrim yolda kaldı, Devrimin benzini bitti, Devrim yürümedi, Devrim anca 200 metre yürüdü” gibi başlıklarla adeta karalama kampanyası başlamıştır. 129 gün boyunca canını dişine takıp çalışan mühendisler kimsenin umrunda değildir artık. Devrim arabası yıllarca hani o paşanın yolda kaldığı araba olarak anılır. Türkiye’nin arabayı yapmasını istemeyen ithalatçı kesim perde arkasından medya gücünü kullanarak amacına ulaşmıştır. Devrim otomobili en olumsuz şartlarda ve imkansız koşullarda bile yapılmıştır. Yaşanan bu kadar çirkinlikten sonra devrim arabaları artık idam edilmiştir. Devrim ismiyle çıkarılan 3 otomobil hurdaya çıkarılarak preste ezdirilir. Bu araçlardan bozuk denilip prese gönderilmeyen devrim arabası şu anda halen Eskişehir’de bir müzede sergilenmektedir ve halen çalışmaktadır. Devrimin öyküsü bu şekilde son bulur belki Türkiye sanayisinin kaderini belirleyecek bu otomobil basın yolu ile rafa kaldırılmış olur.

Şimdi konu neden bu kadar detaylı onu sizlerle paylaşayım. Mersin metrosu yıllardır Mersin’in hayalini kurduğu proje olarak bilinir. 1999-2014 Macit Özcan döneminde dillendirilen metro projesi şehrin belirli bölgelerine levhalar asılarak gündemde tutulur fakat hiçbir işlem yapılmaz. 2014 Yerel seçimleri yapılır ve Burhanettin Kocamaz belediye başkanı seçilir. Seçim vaatleri içerisinde bulunan metro projesini sürekli dillendirir ve sürekli bir çalışma içerisinde olduğunu söyler fakat 2019 yerel seçimlerine kadar sadece proje’nin çizildiğini belirtir. 2019 Yerel seçimlerin de Kocamaz koltuğu yeni belediye başkanı seçilen Vahap Seçer’e bırakır. Vahap Seçer’in de seçim vaatleri arasında bulunan metro için seçilir seçilmez çalışmalar yapmaya başlar mevcut projeyi değiştirerek daha farklı bir sistem yapacağını söyler. Konuyu duyan gazeteciler ağız birliği yapmışçasına eleştirmeye başlar. Nereden para bulacaksın, jeolojik durum uygun değil, istasyonlar için kazma vurulursa bu durum esnafa zarar verir vs vs.
Gazetecilik sosyal medya ile birlikte tabiri caiz ise neredeyse ayaklara düşmüş bir meslek olmaya devam ediyor ne yazık ki sosyal medya üzerinde biraz takipçi toplayan kişiler kendilerini usta gazeteci olarak lanse ediyor durum böyle olunca da doğruyu da eleştirerek pirim yapmaya çalışıyorlar.
Mersin metrosu veya raylı sistem her ne olursa olsun yıllar önce yapılmış olsa ne olurdu. Maliyeti daha düşük olurdu, şu anda farklı noktalara ulaşması için çalışmalar yapılırdı, o zamanlar şehirde ki yapılanmalar bu kadar yoğun değildi ve raylar daha kolay döşenip çalışmalar daha iyi yapılırdı. Biz herşeye bilip bilmeden karşı çıktıkça Mersin üvey evlat muamelesi görmeye devam edecektir.
Metro yapımı zorlu bir süreç olacaktır bu konuda şüphemiz yok fakat bu yıllar sonra da yapılsa aynı sorun olacak. Başka şehirleri örnek gösteren o şehirde hiç yaşamayan insanlar var eleştiriyorlar kaç kez metro olan bir şehire gittiniz, kaç kez metro inşaatında çalıştınız, kaç kez metro için proje çizdiniz veya siz jeofizik mühendisi misiniz ? Mersin metrosunun şehire kazandıracakları göz ardı edilmemeli biraz vizyon sahibi olarak düşünülmeli. Mersin metrosu kesinlikle çok geç kalmış ve acilen başlanılması gereken bir projedir. Eğer Vahap Seçer bu proje için dik duruşunu gösterirse halk ta onun yaptığı gibi dik durursa devrim arabasını rafa kaldıran basın bu durum karşısında çaresiz kalacaktır ve kazanan şüphesiz Mersin halkı olacaktır.
21-01-2019
Derşah NAR

Çok Okunan Haber

POPÜLER KÜLTÜR

Popüler bir şarkıcının müziğiyle güne başlamak, popüler bir kıyafet seçimi ile yola koyulmak, elimizde popüler …

Bir yorum

  1. Yazar sormuş ama ben de sormak istiyorum, sizin özgeçmişiniz nedir? Metroyu eleştirenleri eleştirmişsiniz ama acaba sizin öğreniminiz nedir? Sorduğunuz soruları sizin için de sorduğumuzda, siz acaba hiç metro projesinde çalıştınız mı, metro projesi çizdiniz mi, metro finansmanından anlar mısınız? Büyükşehirde Seçer dahil metro projesinden anlayan, bu alanda tek bir gün deneyimi olan herhangi bir bürokrat var mıdır? Genel sekreteri kovalayan genel sekreter yardımcıları ve daire başkanları, kovaladıkları genel sekreterin niteliğinin yüzde birisine sahip midir acaba? Metroyu eleştirenler, neticede metro yapılmasın demiyor. Eleştiri konusu Seçer’in metroya yaklaşımı ve boş konuşması, halkı oyalaması. Seçer’in en son açıklaması ”metroyu yapacak şirket finansmanı da kendisi bulacak” idi. Hazine garantisi verilmeyen bu çaptaki projeyi hangi uluslararası şirket yapmak ister? Şirketin cepten balya balya parayı çıkarıp projeye basması mı bekleniyor? Eğer bu bekleniyorsa sermaye ve kapitalizm ilişkisinden bihabersiniz demektir. Devrim arabası projesini rafa kaldıran basın değildir. Önce bunu öğrenin. Basın bu işte piyondur. Devrim arabası projesini rafa kaldıran uluslararası sermaye ve işbirlikçisi yerli sermaye ile onların dediğinden çıkmayan zamanın siyasi otoritesidir. Güzelleme yapan Daire Başkanlarına alışmıştık ama onlar yetersiz kalıyor demek ki, başka güzellemeciler de çıkmakta.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir