Anasayfa / Ekonomi Haberleri / Ekonomik Tehlikeler

Ekonomik Tehlikeler

12 Haziran sonrası ekonomiyi bekleyen tehlikeler
İşsizlik sorunumuz devam ediyor. İç talep bu kadar canlı olmasına rağmen, iç piyasa yapımız ithalata dayalı olduğu için üretim istenen düzeylerde değil.
12 Haziran  Sonrası Ülke Ekonomisini Bekleyen Tehlikeler
2010 Eylülünde yapılan referandum aslında bir anlamda 12 Haziran genel seçimlerinin provası oldu. İnsanlar üç aşşağı beş yukarı tabloyu kesttirebilir hale geldiler. Bu da beklentiler anlamında olumlu etki yarattı. Nitakim, iş çevrelerinin hükümetin tek başına iktidar olarak yola devam edeceğine dair inançları da geçen 8 aylık sürede ekonomik anlamda olağanüstü bir takım gelişmeler yaşanmasını engelledi.
Küresel krize güçlü bankacılık sistemi ile yakalanan Türkiye Ekonomisi bu krizi fırsata çevirebilecek bir konuma geldi. Bu durumu ne derecede kullandı tartışılır. Fakat, ortada bazı  gerçekler var: cari açık ve buna bağlı olarak büyüme oranı, işsizlik…
Cari açık bu günlerde ciddi seviyeye yükselmiş durumda ve yıl sonu itibari ile beklenen rakamlar biraz endişe verici ne yazıkki. İlk zamanlar dış ticaret hacmine oranla olağan karşılanan rakamlar, gelinen nokta itibari ile olağandışı bir hal aldı. Durumun farkında olan Merkez Bankası para politikası araçlarını kullanarak, munzam karşılıkları artırmak suretiyle duruma müdahale etti. Ama bu müdahale de iç talebin ateşini söndürmeye yetmedi. TL halen daha aşırı değerli, dış ticarette ihracat rekorları kırmamıza rağmen açık vermeye devam ediyoruz. Bu durum da oldukça dikkat çekici.
2010 yılında % 8.9 büyüme oranı ile ciddi bir seviyeye ulaşmışız. 2011 yılında da durum daha farklı olmayacak gibi gözüküyor. Fakat, ülkelerin büyüme oranları, üretime katılan nüfus, kapasite kullanım oranları, sanayi üretim oranı gibi parametrelere bakılarak hesaplanıyor. Kaba bir hesap yapacak olursak Türkiye’nin büyüme oranının yaklaşık % 5,5 seviyesinde olması uygun. Biz fazla büyümüşüz. Bunun da en büyük sebebi aşırı değerli TL ve sıcak para dediğimiz yabancı sermaye. Bu açıdan bakıldığında çok hassas bir noktada duruyoruz.
İşsizlik sorunumuz devam ediyor. İç talep bu kadar canlı olmasına rağmen, iç piyasa yapımız ithalata dayalı olduğu için üretim istenen düzeylerde değil. Firmalar etkin ve verimli insan kaynakları politikaları uygulayamıyorlar. Genç nüfus giderek artıyor. Bu manada yapısal tedbirlerin alındığını ne yazıkki söyleyemiyoruz.
Bir felaket senaryosu hazırlama nihetinde değilim. Sadece makro ekonomik dengelerde önem arzeden durumları belirtip, bu şekilde devam ederse ileride sorunlar yaşayabileceğimizi ifade etmek istiyorum. Halk olarak bu politikaların ve uygulamaların bize nasıl yansayacağını bilmemiz gerekiyor.
Öncelikle seçim sonrası Merkez Bankasında çok ciddi önlemler bekliyoruz. Daha önce de belirttiğimiz gibi denge sadece para politikası ile sağlanmıyor, maliye politikasını da devreye sokmak gerekiyor. Bu anlamda yabancı sermayeye dolaşım vergisi düşünülebilir. Fakat, yabancı sermayenin bize ifade ettiği önemden olsa gerek şimdilik böyle bir uygulamaya geçilmedi. İç talebi biraz olsun kırmak için faizlerin yükseleceğini söyleyebiliriz. Bu da bireysel ve konut kredileri oranlarında artışa sebep olabilir. Yine, Merkez Bankasının aşırı değerli TL yi dengede tutmak amacı ile piyasadan döviz çekebilir. Bunu da kurların artabileceği şeklinde yorumlayabiliriz.
Yeni vergi yasası ile gelecek olan 60 milyar TL ye yakın rakamı da düşünürsek bütçede sorun yok gibi gözüküyor. Hükümet enflasyon kaygısından arınırsa kamu harcamaları yapmak için daha iyi bir fırsat bulamaz diye düşünüyorum. Bu anlamda da memur ve emekli maaşlarında iyileşme bekleyebiliriz.
Ortada çok ciddi bir tablo yok fakat, dengeli ve isabetli uygulamalarla mevcut durum iyileştirilebilir.


{2}

Çok Okunan Haber

BÜYÜKŞEHİR “ORGANİK TARIM PROJESİ”Nİ “BAŞLATTI

Mersin Büyükşehir Belediyesi, tarihinde ilk kez “Organik Tarım Projesi”ni başlattı. Tarsus ve Toroslar ilçelerinde 100 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir