Anasayfa / Baş Yazar / SOSYAL DEMOKRASİ 30 YILDIR NEDEN GERİLİYOR?

SOSYAL DEMOKRASİ 30 YILDIR NEDEN GERİLİYOR?

 

NOT: Bu yazı dizisi 2005 tarihinde kaleme alınmış ve aynı yıl yayınlanan Aydınlanma,Rönesans ve Sosyal Demokrasi kitabımda yer almıştır.

Çünkü solculuk, dinsel, etnik kavga ve savaşları reddettiği gibi, sömürüye ve her türlü toplumsal adaletsizliğe karşı demokratik, barışçı bir toplum modelini önerir ve savunur; Avrupa Birliği tam da bu bakımdan sosyal demokrasinin ideolojik-düşünsel ürünüdür.

Ne yazık ki sol, sosyal demokrat parti ve gruplar, henüz bu gerçeğin farkında değillerdir.

Solculuk adına savunulanlarla sağcılık adına savunulanların birbirine karışmasının nedeni budur.

Solculuk ve sosyal demokrasinin tarihsel öyküsünü bilmeden, günümüz ve gelecek hakkında sol siyasetler oluşturulamaz.

 

 

1.Önsöz yerine

20.yüzyılın sonunda ortaya çıkan iki önemli gelişme, daha önce teorisi yapılarak kayıtlara geçirilmiş, toplumsal ilerleme paradigmalarını değiştirmiştir.

Birbirlerinden farklı gibi görünen gelişmenin birincisi, gelişen teknolojinin kapitalist toplumları evrimci temelde değiştirmesi ve sanayi ötesi toplum ya da bilgi toplumu kavramlarının ortaya çıkması; ikincisi, Sovyet modeli de denilen reel sosyalizmin tarih sahnesinden çekilmesini ifade ediyordu.

Her iki dünyasal-toplumsal gelişme, sosyal demokrasinin kimliği ve geleceği hakkında karamsar fikir ve teorilerin üretilmesine neden oldu.

Bu durum açıklanabilir, kabul edilebilir bir şeydi: Çünkü her iki süreç, sadece teorik-ideolojik düzlemde değil, toplumsal pratik yaşamda da sosyal demokratların kitabi bilgilerini, ezberini bozmuştu.

Sosyalizmin ezeli rakibi muhafazakâr ve liberal ideologların, “tarihin sonu geldi ve kapitalizm evrensel haklılığını gösterdi” demelerinin nedeni budur.

Durum gerçekten böyle miydi?

Reel sosyalizmin tarih dışı kalması, sosyal demokrasinin bitmiş olması anlamına mı geliyordu?

Bilindiği gibi reel sosyalizmle batılı sosyal demokrat partiler arasında derin ideolojik ayrılıklar, farklılar vardı.

Dolayısıyla reel sosyalizmin çökmesi, sosyal demokrat ideoloji ve teori için derin krizler oluşturmamalıydı.

Bu bağlamda, sosyal demokrasinin ideoloji krizi, reel sosyalizmin çökmesinden değil; çökmesine neden olan, kapitalist toplumları içerden değişime zorlayan, üretim biçimi ve üretim ilişkilerinin değişmiş olmasındandır.

Sovyet sisteminin henüz önemli aktör olarak tarih sahnesinde olduğu, örneğin 1980 ile 1990 yılları arasında, Fransa hariç, Avrupa’nın hiçbir ülkesinde sosyal demokrasinin çok uzun yıllar iktidarda olamamasının nedeni de budur.

Aynı yıllarda, yeni muhafazakârlığın, başta İngiltere olmak üzere Almanya ve ABD’de yükselişe geçmesi de aynı nedenledir. İngiltere’de Thatcher, Almanya’da Kohl ve ABD’de Reagan dönemlerini hatırlayalım.

Ve bir şey daha… Yeşil hareketler başta olmak üzere, kadın ve çevre hareketlerinin ortaya çıkması da yine bu yıllara denk düşmüştür.

Bütün bunların nedeni, esnek üretim sistemi denilen, yeni türden bir ekonomik ilişki biçiminin ortaya çıkmasıdır.

Kol emeği yerine, beyin emeğinin kullanıldığı bu yeni modelin kavranması, anlam yüklenmesi çok uzun bir süreci aldı. Ve işte bu yıllar, Batılı sosyal demokrat partilerin derin ideolojik krizler yaşadığı yıllar oldu.

Yeşil partiler hızla yükselişe geçti ve sistemin önemli aktörleri oldular. Kadın ve feminist hareketlerle birlikte barış örgütleri de sosyal demokrasiden koptu.

Sosyal demokrat partiler, o güne kadar, piyasa ekonomisini benimsemişlerdi, ancak yine de önemli rezervleri vardı.

Halbuki esnek üretim modeli yepyeni bir ilişki biçimiydi ve gerçekten serbest piyasa kurallarını, rekabetçi ilişkileri talep ediyordu.

Halbuki sosyal demokrat ezber, daha önce teorisi yapılan tekelci kapitalizm koşullarına göre oluşturulmuştu.

İşte sosyal demokrasiyi düşüncel-ideolojik krizlere iten, ekonomik-sosyal gelişme buradaydı ve reel sosyalizmin çok çeşitli nedenlerle çökmesi, kriz durumunu derinleştirdi.

O gün bugündür sol ve sosyal demokratlar, hem kapitalist toplumlardaki içsel değişim süreçlerini anlayamadılar hem de buna bağlı olarak, nasıl bir sosyal demokrat gelecek, konusunda iç tutarlılığı olan, yeni bir toplum projesini oluşturamadılar.

Ancak 1998 yılında İngiliz ve Alman sosyal demokrat partilerinin yenileşme arayışları sonunda, kapitalist değişimin ruhu, özü hakkında, yeni yeni konseptler geliştirilmeye başlandı ve yine o yıllarda, her iki ülkede sosyal demokratlar iktidara geldi.

Evrensel bağlamda, sol ve sosyal demokrat âlemin kafa karışıklığı halen devam ediyor.

Özellikle ülkemizde, yukarıdaki gibi dışsal nedenlerin sarsıcı etkileri ile, iç sorunların yol açtığı düşünsel tahribatlar örtüştüğü için, solun evrensel içeriği boşaltılmış, kaba milliyetçiliğin sınırlarında dolaşır hale gelmiş, getirilmiştir.

Halbuki sol, kendinden menkul ve sadece kendi amaçları açısından evrensel bir iddia ve idealdir.

Özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve adaleti, sadece solcular adına değil, tüm insanlık için talep ettiğinden dolayı evrenseldir.

Bu bağlamda sol ve sosyal demokrasi, dar-kaba milliyetçilikleri, devletçi-militarist yaklaşımları reddeder. Ve tabii sol, modernitenin, laikliğin ürünüdür.

Solun ütopyası, gelecek tasarımları, modelleri vardır. Bu bile kendi başına toplumsal gelişme ve değişim sürecinde, önemli bir toplumsal-siyasal aktör olduğunu, olması gerektiğini gösterir.

İşte bu nedenledir ki solculuk, genel olarak ilericilik; sağcılık ise bazen muhafazakârlık, bazen gericilik olarak karşımıza çıkar.

Avrupa Birliği projesi, başından bu yana solun gelecek ütopyasının gerçekleşmesinden başka bir şey değildir.

Sosyal demokrasinin kurucusu Karl Marks, insan odaklı düşünce sistemini oluştururken, dinsel, etnik, sınıfsal nedenlerle birbirini boğazlayan Avrupa halkları ve devletlerinin bir araya gelerek, barış içinde bir arada yaşamasını ve savaşlara son vermesini istemiştir; kütüphaneleri dolduran kitaplarını, bütün bunları kayda geçmek için yazmıştır.

Çünkü solculuk, dinsel, etnik kavga ve savaşları reddettiği gibi, sömürüye ve her türlü toplumsal adaletsizliğe karşı demokratik, barışçı bir toplum modelini önerir ve savunur; Avrupa Birliği tam da bu bakımdan sosyal demokrasinin ideolojik-düşünsel ürünüdür.

Ne yazık ki sol, sosyal demokrat parti ve gruplar, henüz bu gerçeğin farkında değillerdir.

Solculuk adına savunulanlarla sağcılık adına savunulanların birbirine karışmasının nedeni budur.

Solculuk ve sosyal demokrasinin tarihsel öyküsünü bilmeden, günümüz ve gelecek hakkında sol siyasetler oluşturulamaz.

Bu araştırmada sosyal demokrasinin doğuşu, Kark Marks’ın bilimsel sosyalizm projesi; sosyal demokrasi ile komünist partilerin ayrılmalarının nedeni; reformculuk ve devrimcilik ayrımı; Leninizm ile sosyal demokrasinin ideolojik farklılaşması; reel sosyalizmin çöküşünün nedenleri; bilimsel teknik devrimin oluşturduğu ve bilgi toplumu da denilen yeni toplumsal ilişkilerin ruhunu anlayan, yenileşen sosyal demokrasi; Türkiye’de sosyal demokrasinin öyküsü; Kemalizm ve sosyal demokrasi ilişkileri ve günümüzde sosyal demokrasinin durumunu ele alacağım..

DEVAM EDECEK

 

 

Çok Okunan Haber

KARA KUTU

“ Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz “ Ziya Paşa   Kara Kutu; gazeteci Emin Pazarcı’nın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir