Anasayfa / Baş Yazar / O, ATEŞ ÇEMBERİNİN İÇİNDEN GELİYOR…

O, ATEŞ ÇEMBERİNİN İÇİNDEN GELİYOR…

Yazıya bir ön kabulle başlıyorum: Bir kişi, hem toplumda yaşayıp hem de toplumdan bağımsız, apayrı bir alan oluşturamaz; şu ya da bu biçimde, toplumsal olandan etkilenir.

Bu kişi sanatçı ve üstelik edebiyatçı ise, etkilenme süreci çok daha karmaşık bir yol haritası izler.

Çünkü sanatçı kişi, yaşananları, yaşantının hallerini, anlarını, kendi hayal gücü ve akıl süzgecinde yeniden yaratır.

Yaratım sürecinde, sanatçı kişinin dünya görüşü, dünya duyuşu, dünyaya yüklediği anlam ile siyasal-ideolojik kanıları, görüşleri diyalektik bir etkileşim sürecine girer.

Girer; çünkü sanat, hiç bir zaman gerçeğin olduğu gibi yansıtılması, taklit edilmesi değildir.

Tersine, gerçeğin, sanatçının yaratım sürecinde, hayal gücünde değişime uğrayarak, yeniden tasarlanması, modellendirilmesidir.

Bu nedenle sanatsal yaratıcılık, aynı zamanda imgesel modellendirme, tasarlama demektir.

Sanatçı kişinin yaratıcılık öyküsü,  içinde yaşadığı toplumun sorunlarına nasıl baktığı, algıladığı  ve nasıl bir gelecek öngördüğü ile yakından ilgilidir.

Edebiyat tarihinde, sanatçı kişinin toplumsal idealleri ve siyasal görüşleri ile sanatsal-imgesel yaratıcılık süreçleri genellikle örtüşmüştür ve belki de bu,  sanatçı kişinin iç dünyası açısından tutarlılıktır.

Yani, ideolojik-siyasal görüşleri ile halka yakın düşen sanatçılar, sanatsal yaratıcılık açısından da aynı çizgilerini sürdürmüşlerdir.

Örneğin, Gorki, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Nikoloy Çernişevski, Bertolh, Brech  gibi…

Ancak , sanat tarihine baktığımızda, bir çok ünlü sanatçının yaşam öyküleri ile sanatsal yapıtlarının estetiksel-fikirsel-düşünsel mesajları açısından derin çelişkiler vardır.

Günümüz Türkiye’sinin en ünlü edebiyatçısı Ahmet Ümit’in sanatsal genetik öyküsü ve yol haritası Gorkilerin, Nazımların çizgisidir.

Doğa-insan, insan-toplum ilişkisi hem sanatın hem de bilimin nesnesidir. Ahmet Ümit için bunu Anadolu’nun çok sesli, çok renkli kültür havzasına  indirgeyebiliriz.

Ümit için tarih bilinci ve tarih bilgisi, her toplumsal değişimin en önemli enstrümanıdır. Tarihi romanlarında yanlış bilinen ne varsa bunları yeniden kurgulayıp yeni gerçeklik olarak okuyucuya sunmaktadır.

Polisiye romanları, sadece cinayetin sırrını çözmeye dönük değil; aynı zamanda toplum-birey, birey-devlet ilişkisinin tarih bilgisi ile yoğrularak okuyucuya aktarılmasıdır.

Bu durum polisiye dalında, Dünya’da ilk örnek olarak kayıtlara geçireceğimiz yepyeni bir çizgiyi oluşturmuştur.

Ve tabi ortalama Türk  insanına hitap eden akıcı, berrak bir dili vardır.

Ahmet Ümit iflah olmaz bir hümanisttir.

Anadolu’nun hümanist geleneksel kültür kodları  hemen tüm romanlarında “ben buradayım” der.

Şunu da belirtmek lazım ki Ümit, sadece güzel romanlar yazan edebiyat ustası değil, aynı zamanda aydın duruşu olan birisidir.

Sömürüye, adaletsizliğe, eşitsizliğe isyan etmiş, bu uğurda büyük bedeller ödemiştir.

Her romanında gizli-açık bir derdi vardır; toplumun derdi onun da derdidir.

Günümüzün en çok satan edebiyat ustasıdır Ahmet Ümit.

Kitapları hızla bir çok dile çevrilmektedir.

Türkiye’de ilk baskısı 300 bin satarak rekor kıran kitap Ahmet Ümit’indir

Elbette çok satması o kitabın edebi değerini güçlü ya da zayıf kılmaz. Ancak edebiyatın tüm sektörleri için bir ölçüdür bu.

Genç yaşında siyasetçi olarak girdiği toplumun dönüştürülmesi mücadelesine, şimdi  ünlü edebiyat ustası olarak, romanları ile çok  DEĞERLİ katkılar verip devam etmektedir…

Ümit, edebiyat yolculuğunda en çok Nazım Hikmet’ten etkilenmiş ve  Nazım’la çok benzer bir kaderi paylaşmıştır.

Hemen hemen aynı nedenlerle önce Nazım Hikmet, sonra Ahmet Ümit Moskova yolculuğuna çıktılar.

Ve yine aynı nedenlerle şu soruyu kendilerine sordular: “Bizim uğruna bedeller ödediğimiz sosyalizm bu mu?”

Nazım’ın yaşadığı hayal kırıklığını Ahmet Ümit de yaşadı.

Ülkeye dönüp(1986) cuntayla mücadeleye devam etti ve işte tam da o zamanlar bugünkü Ahmet Ümit’in temelleri atıldı…

Belirtelim ki Ümit’in gençlerden oluşan bir kitlesi var.

Bu çok iyi bir şey.

Gençler Ümit’ten tarihin heyecanlı basamaklarını ve günümüzle ilişkisini öğreniyorlar.

Yani statükonun tarih bilgisi,  tarih bilincinin tam karşısında, yepyeni bir tarihsel köke uzanıyorlar.

Sevgili Ahmet Ümit, 78  kuşağının en parlak, en etkili ismi sensin…

Bu kuşağın acılarını, yaşadıklarını en iyi  bilensin…

Önümüzdeki günlerde bu dönemin romanını bekliyoruz

Not:

Ümit, geçen hafta Kitapsan’da kitaplarını imzaladı.

Beklediğimin çok çok üstünde gençler sıraya girmişti. Ve saatlerce bekleyerek kitaplarını imzalattıklarını gördüm, mutlu oldum.

24 Kasım Pazar günü yine Mersin’de Kitap Fuarının onur konuğu olarak çağrıldı.

Kent Radyo ekibi olarak Ahmet Ümit’i radyomuzda konuk edeceğiz…

 

Çok Okunan Haber

AKP’nin SAF üyesi  “prezervatif”diyerek Seçer’e pas verdi

Dün yapılan Büyükşehir belediye meclis toplantısında AKP’li bir üye, üniversite öğrencilerine prezervatif dağılmasını eleştirdi. Seçer …

Bir yorum

  1. Mustafa Tepeli

    Nazım benzetmesi biraz abartılı olmamış mı? Hatta komik…Tek bir soru sorayım, Nazım’ın muhalif tavrı Ahmet Ümit’in neresinde var? Bugüne kadar Ahmet Ümit’in tek bir muhalif tavrını söyleyin. Haksızlığa, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı tek bir duruşunu söyleyin, gösterin. Kimin yanında hangi konuda nasıl bir duruş göstermiş, onu söyleyin. Nazım en acılı yıllarda muhalif olabilmiş bir aydındır. Düşünceleri nedeniyle toplam yirmi yıla yakın hapis yatmış birisidir. Memlekette herkesin sus pus olduğu dönemde en keskin yazı ve şiirleri yazmış bir sanatçıdır. Kendisinden sonra gelen yazar ve şairleri etkilemiş -yazıdaki Ahmet Ümit örneğinde söylendiği gibi- büyük bir sanatçıdır. Amerika’daki ”zenci kardeşi” Robson için şiir yazmış bir sosyalisttir. Benzetme dediğim gibi abartının da ötesinde komik olmuş…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir