Anasayfa / Baş Yazar / MİRZA TURGUT KALEMİNDEN; “NAZIM’I ASMALI SONRA OTURUP AĞLAMALI”

MİRZA TURGUT KALEMİNDEN; “NAZIM’I ASMALI SONRA OTURUP AĞLAMALI”

Toplumsal gelecek kurguları yapabilmek için bugünü, yaşanılanı iyi okumak, kavramak gerekiyor.Yaşantıyı kavramak “ tarihi bilmek”le ve tarih bilincine sahip olmakla yakından ilişkilidir.
Tarihle ilgili yeterli bilgiye sahip değilsek, bunun bilince yansıması her türlü ideolojik yorumlara açık olur

Tarihin ideoloji gözlüğü ile algılanması hep yanıltıcı olmuştur. Çünkü ideolojik bakış, yaşanmışlıkları, nesnelliğinden uzak , ideolojinin dar kalıpları ile açıklamaktadır.

Son günlerde Nazım Hikmet’le ilgili bilerek ya da bilmeyerek, yeni bir ideolojik tarih yazımı gündemdedir.

Nazım Hikmet, kendi siyasi –ideolojik kimliğinden soyularak, farklı bir kimlik olarak sunulmak isteniyor.

Bugün( 3 Haziran 1963) Nazım Hikmet’in ölüm yıl dönümü

Bunu bahane ederek, Hikmet’in siyasi ve ideolojik kimliğine ait bir resim çizmenin tam da bugün, gerekli olduğuna inanıyorum…..

Nazım Hikmet , Türkiye Komünist Partisinin sadece sıradan bir üyesi değil, MK üyeliği ve bir dönem genel sekreterliğini yapmıştır.

Nazım, sanatçı ve şair kimliği ile hala aşılamamıştır ve aşılması da mümkün değildir.

Nazım Hikmet, dönemin tüm Komünistleri gibi, cumhuriyetin modern yaşam biçimine uygun devrimlerini desteklemekle birlikte, sosyalist toplum için mücadele etmiştir.

Bu bağlamda, cumhuriyet aydınlarına karşı “putları yıkıyoruz” kampanyası açmıştır Nazım’ı “Nazım” yapan bu kampanyasıdır.

Türkçülüğün şairi, Mehmet Emin Yurdakul, Cumhuriyetin en büyük yazarları Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Fatih Rıfkı Atay, Abdülhak Hamit’lerin karizmasını çizmiş ve onları herkesin gözünde neredeyse paçavraya çevirmiştir.

Bunun nedeni hem toplumsal tarihten hem de özgürlük, kardeşlik , eşitlik gibi insansal ütopyalardan besleniyor almasındaydı…Yani yaşadığı dünya ve Türkiye’nin gidişatının farkındaydı ve onu Cumhuriyet aydınları yanında güçlü yapanda bu farkındalık bilinç durumuydu.
İşte bunun için Kurtuluş savaşı destanı ile Şeh Bedrettin destanı aynı yıllarda üretildi.
Yani tarihsel olanla güncel olanın diyalektiğini kurguladı.
İşte bunun için Atatürk’ün şu sözlerinden bahsedilir:” Nazım’ı asmalı, sonra oturup ağlamalı.”
Nazım kurtuluş savaşı ve devrimlere sahipleniyor, ama devrimin devam etmesini ve sosyalist topluma geçilmesini istiyor. Şeh Bedrettin destanı sosyalist toplum modelinin ideolojik bir erken uyarı sistemi olarak Nazım’ın siciline yazılıyor.

Bütün bunlar 1928 ile 1930 yılları arasında olmuş; daha sonra Nazım Hikmet adı, rejim tarafından yasaklanmıştır.

Hikmet,Türkiye’de sosyalist bir düzen için mücadele etmiş ve doğal olarak Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu rejim, onu tehlikeli ilan etmiştir.

Nazım , Stalin’in talimatı ile Kemalistlere karşı mücadeleyi bırakan TKP yöneticilerine isyan etmiş ve parti kongresini toplayarak, bir süre genel sekreter olmuştur.

Ona göre, Ülke içinde mücadeleyi bırakmak yanlıştı.

Bunun üzerine, Sovyet komünist partisi tarafından, zamanın en kötü suçlaması olan Troçkist damgasını yemiştir.
..——
1933 yılında iktidara gelen Hitler, Almanya’yı silahlandırmış ve tüm Dünyayı işgal edeceğini açıklamaya başlamıştır.

Fransa, İspanya, Yugoslavya, Bulgaristan, Polonya gibi ülkelerde faşist darbeler yaptırmıştır.

Sovyetler dahil herkes, Hitler’in kendine saldıracağından korkmaktadır.
Bütün bunlar ikinci dünya savaşından bir yıl önce yani 1937 sonu ve 1938 yılında olmaktadır.

Nazım’a karşı harp okulu ve donanma davası da bugünlerde açılmıştır . Hikmet 15 yıl hapse mahkum olarak, canlı canlı gömülmek ve unutturulmak istenmiştir.

Çünkü Hikmet, cumhuriyetin kuruluşu sürecinde önemli bir tehlike haline gelmişti.

Hikmet’in unutturulmak istenmesinin tam da bu döneme denk düşmesi, başka bir ihtiyaçla ilgili idi; Genç Türkiye Cumhuriyeti, Hitler’in saldırma ihtimali karşısında, Reel politik açıdan, en ünlü Türk komünistini içeri atarak, net olarak anti –komünist olduğu mesajını vermek istemiştir.

Türkiye, Hitler ordularının geri çekilmeye başladığı 1943 yılında, Türk milliyetçilerine karşı operasyon düzenlemiş ve ünlü Nihat atsız davası bu dönemde açılmıştır. Adsız ve bir çok arkadaşının cezaevine atılmasının nedeni budur. Halbuki Hitler’in güçlü olduğu günlerde, Atsız ve arkadaşları en popüler günlerini yaşıyorlardı.

1951 yılında Türkiye Komünist Partisine yönelik büyük operasyonun başlamasının nedeni de, Türkiye’nin Nato’ya girmek istemesi idi; komünistleri içeri atarak, Komünizme karşı kurulan Nato’nun gözüne girilmek isteniyordu.
…..

Hikmet, hapisliğinin 13. yılında yaptığı açlık grevi sonunda 1951 yılında hapisten çıkarıldı…..
Daha sonra gizli polis tarafından öldürülmekten korktuğu için ülkesinden kaçtı.
Moskova’da ölene (1963)kadar, komünist fikirlerinden vaz geçmedi..

Nazım’ın hayat hikayesinin özü bu..

Şimdi bunu, başka türlü yorumlayıp, Nazım’a başka bir kimlik yüklemeye kalkarsanız, yakın tarihimizdeki yaşananları, kendi ideolojik kalıplarınıza göre çarptırırsınız ve yanlış bir tarih bilinci geliştirirsiniz.

Çünkü , Atatürkçülük başka bir şey, Nazım’ın uğruna hapis yattığı iddia ve ideoloji başka bir şey.

Tarihi özünden koparıp, saptırır ve genç kuşaklara öyle anlatırsak; hem gerçekçi olmayız, hem de Nazım Hikmet’e büyük haksızlık ve hakaret etmiş oluruz.

Mirza Turgut

Çok Okunan Haber

HUZURLU SOHBETLER VE MARİNA KAVŞAĞI…

Semir Bolat yazdı   Mersin Büyükşehir Belediyesindeki değişim, kentin her noktasında hissedilir bir hava estiriyor. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir