Anasayfa / Baş Yazar / Hrant Dink’i kimler,neden öldürdü?

Hrant Dink’i kimler,neden öldürdü?

Not: Bu yazı Hrant Dink öldürüldükten bir gün sonra yazıldı

Yakın tarihimizin 30 yılını geriye sardığımızda şunları göreceğiz:Sol ve sosyalist hareketler ülkenin her bölgesinde etkili olmuş;ülkücü gençlerde aynı şekilde kurtarılmış bölgeler oluşturmaya başlamıştı.Bu arada, İslamcılarda “akıncılar” olarak bizde varız demeye çalışıyorlardı.

Sosyalistlerin, devrimci gençlerin ütopyaları,hayalleri ve idealleri müthiş soylu değerler üstüne oturmuştu.14-15 yaşlarındaki lisesi gençleri mücadelenin içine çeken o soylu ideal, sömürüsüz, savaşsız, daha adil bir toplum ütopyası idi.

Kuşkusuz Ülkücüler’‘inde kendilerine göre soylu  idealleri vardı. Onlara göre, Türk ve İslam değerlerini komünizmin yok edecekti ve bu nedenle komünizmin yükselişi durdurulmalıydı.

1975’den sonra, girdiğimiz  çatışmalı süreç  ve düşmanca  saflaşmasının görünüşteki nedeni, bu temel ideolojik-siyasal ayrışma idi.

O zamanlar henüz lise öğrencisi olan ben ve benim gibi olanlar, bütün gelişmelere böyle bakıyorduk.

Başka türlü düşünmemiz,süreci okumamız istenmiyordu zaten.

Çok sonra öğrendik ki, içine girdiğimiz ateş çemberi , kendi iradelerimizin dışındaki konjonktür tarafından oluşturulmuştu.

Ve biz devrimci gençler, özgür, adil bir Türkiye için ateş çemberinin içinde ölümleri göze alıp, bedeller öderken, yanı başımızdaki arkadaşlarımızın hangi ırktan hangi din ve mezhepten olduğu aklımıza bile gelmezdi.

1978 kuşağı olarak kayıtlara geçen dönemin gençliği, ateşin içinden geçti.

Çoğumuzda ateşin izleri var.

Tarihsel olarak iyimser olan, adil bir toplum yaratmak için bedeller ödeyen 78 kuşağının kimliğini belirleyen değerlerdinsel, dilsel, etnitise  ayrımı değil;  tersine, herkesi eşit gören fikri-ideolojik düşünce sistemi idi.

Yıllar sonra, eski mücadele arkadaşlarımızın Kürt, alevi olduklarını öğrendik.

Peki ne olmuştu?

Olan şuydu: Türkiye’de etnik, dinsel, mezhepsel bilinç ve kültür ayrışması hızlanmıştı.

Ve tabi en önemlisi, adalet ve eşitliği öneren sosyalist toplum modeli  çökmüştü. Bu nedenle bizim kuşak bir biçimde idealsiz kalmıştı.

Gelecek idealinin çökmesiyle birlikte, milliyetçi ve dini retorik  öne çıktı.

Trajik olan şu ki,  o idealist, eski  arkadaşlarımızın bir kısmı da bu milliyetçi , etnik ayrışma sürecinden etkilenerek, Humanist kültür köklerinden koptular.

Dün, daha iyi bir gelecek için genel  insanlık adına mücadele eden sosyalist arkadaşlarımızın şimdi en sert milliyetçi olmalarına tanık olduk.

Evet, tarihimizin bu aşamasında , çoğumuz adil bir gelecek projesinden vaz geçerek, etnik, dinsel ayrışma sürecinde taraf oldu .

Hrant Dink,1978 kuşağı ile 1968 kuşağı arasında yer alan sosyalist bir yurttaşımızdı.

Tıpkı bizim kuşağın devrimci gençleri gibi, daha uygar, daha adil bir Türkiye için mücadele etti.

Tıpkı biz devrimci gençlerin, 12 Eylül günlerinde toplumsal yaşamdan dışlandığımız gibi.

İşte tam o günlerde solcu ve sosyalist diye Hrant Dink’i Ermeni cemaati de dışladı.

Yani bizim başımıza gelenlerin aynısı ve hatta daha kötüsü onun başına gelmişti.

Ve o zamanlardan bugüne kadar Hrand Dink hep sosyalist kaldı. Onun için Ermeni olmak hiçbir biçimde öne çıkmış bir kimlik değildi.

Ama, Ermeni diye, Türk vatandaşlarının sahip olduğu kimi haklardan  mahrum edildiğini  görünce  isyan etti; Ermeni olduğu için değil, insan olduğu için, insan hakları zedelendiği için isyan etti.

Örneğin yedek subay hakkı olduğu halde er olarak askerlik yaptırılmasına karşı çıktı.

Onun karşı çıkışlarını “Bakın şu Ermeniye “ diye küçümseyenler oldu; ama o sadece demokrasi açısından soruna itiraz ediyordu.

Dink, nufus kağıdında İstanbullu Ermeni asıllı bir Türk vatandaşı idi, ama kafa yapısı olarak dünyalı birisiydi.

Onun için ırk, din, mezhep gibi kimlik tanımlamalara doğru değildi.

O halen sosyalizmin toplumsal barış ve kardeşliği öneren ideallerine bağlıydı.

Ermeni Diaspora’sının ırkçı yaklaşımlarına, en sert karşı çıkışı o yapıyordu. Bu nedenle Diaspora, Dink’i istenmeyen adam ilan etmişti.

Dink, özgürlük, demokrasi ve insan hakları istiyordu; yani tüm demokratlar gibi.

Ama ne yazık ki 30 yıl önce, daha adil bir düzen için mücadele eden yol arkadaşlarımızın bir kısmı, kimi başkaları  gibi, Dink’i anlamadı.

Dink’in hedef seçilmesinde sosyalist olmasının da payı yok mu sanıyorsunuz?

Ulusallık ve ulusal kültür deyince, Anadolu topraklarında bugünü kadar oluşturduğumuz genel insansal değerler, bilinç biçimleri ve tüm kültürel değerlerimizi anlamalıyız.

Bize ait olan değerler dünde bizimdi bugünde, gelecekte de bizim olacaktır..

Ulasal kültürümüzü genel insanlık kültürü ile buluşmasını gerçekleştirmek, ulusal olanla evrensel olanın sentezini yakalamak demektir; Mevlana bunun en iyi örneğidir.  

Hrant Dink ‘de benim gibi , sizin gibi ulusal kültürümüz içindeki çeşitli damarlardan besleniyordu.

Ben, siz, ne kadar ulusal kültürümüze bağlı isek, Hrant’da öyleydi. Sarı gelin türküsünü  oda, bende , sizlerde söylüyordunuz. Peki Sarı Gelin’in bir Ermeni aşk türküsü olduğunu kaç kişimiz biliyordu; bilse de ne önemi var ki?

Ve bir şey daha, Hrant, her devrimci 78’li gibi fakir bir ailenin çocuğu idi, yetimhanelerde büyümüştü.

Yokluğu , yoksulluğu görmüştü. Tüm yoksulların daha iyi bir yaşam sürmeleri için demokrasi mücadelesi verdi..

Ve biz böylesine bir kardeşimizi  kaybettik.

30 yıl önce birbirine sıkı sıkıya bağlı olarak dünyayı, yaşamı değiştirmek isteyen o gençlik kuşağı, yani  Dink’in dönem arkadaşları nerelerde şimdi?

Çok Okunan Haber

POPÜLER KÜLTÜR

Popüler bir şarkıcının müziğiyle güne başlamak, popüler bir kıyafet seçimi ile yola koyulmak, elimizde popüler …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir