Anasayfa / Baş Yazar / ESTETİK /SANAT VE EDEBİYAT YAZILARI(2)

ESTETİK /SANAT VE EDEBİYAT YAZILARI(2)

Bir kere estetiksel olan tıpkı başka değerler gibi karşıtları ile birlikte var olur; güzel olan ve karşıtı çirkin olan. Bu ikisi estetiğin temel kategorisidir. Komik olan ile trajik olan ve adi olan ile yüce olan da temel estetik kategorileridir.

İnsanoğlu, insanileştiği günden bu yana çirkin olana karşı  güzel olanı yaratmak istemiştir.

Güzel tanımını neye göre yapıyoruz?

Peki bize şu ağaç değil de, bu ağaç için güzel dedirten nedir? Ne oluyor da falana “güzel” derken, filan için “hiç de güzel değil” diye bir değerlendirmede bulunuyoruz.

Kısacası estetik değer üretmemizi, neye göre yapıyoruz?

Bizler estetik değer üretirken, değer olarak üretilecek olan gerçek ile idealimizde var olan tasarım arasında bir kıyaslama yapıyoruz ve idealimizdeki tanıma uygunsa “güzel”, değilse “çirkin” diyoruz.

İdealimizi ise içinde yaşadığımız toplumsal ilişkiler, kültür ve yaşam biçimi belirlemektedir. Bu nedenle toplumsal yaşamda estetik değer üretme çoğulcu bir yapı arz eder. Yani benim güzel dediğime başkası güzel demeyebileceği gibi, sosyetenin güzel tanımı ile orta sınıf ve köylünün güzel tanımı da farklılık arz eder.

Peki o zaman estetik değer üretirken hangi mekanizmalar “üretime” geçecektir?

Estetik haz ile biyolojik hazzın farkı:

Örneğin önümüzden geçen seksi bir kadına ne kadar güzel dediğimiz; ya da karnımızın aç olduğu zaman önümüzdeki yemek masasına ne kadar güzel; ya da pis havadan temiz bir havaya çıktığımızda ne kadar güzel hava dediğimiz zaman estetiksel olarak bir değer mi üretiyoruz? Hayır, burada estetiksel bir değer değil, biyolojik-fizyolojik bir değer üretiyoruz demektir.

Estetik değer, her türlü biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçların dışında zihinsel olarak üretilen ve zihinsel sürece denk düşen bir değerdir.

İnsanoğlunun beş duyu organı arasında görme ve işitmeye denk düşen zihni faaliyettir aslında estetik değer.

Estetik değer üreten bizler, estetik değer ürettiğimiz nesneyle biyolojik-fizyolojik bir faydalanmaya dönük bir ihtiyacın karşılanmasını istemeyeceğiz. Çünkü bunun karşılığı estetik değer üretmek değildir.

Şimdi estetik değer tanımımıza geri dönebiliriz: insanlar, nesnelerle karşı karşıya gelir ve kafasındaki güzel tasarımına uygun olanı güzel, uygun olmayanı çirkin olarak değerlendirir. Bu değerlendirme sırasında, faydacı bir yaklaşım yerine, zihinsel sürece karşılık gelen bir değerlendirme yapmak durumundadır. İşte  o zaman üretilecek “değer” estetik değerdir. Bu nedenle estetik değer, bireysel bir süreçtir ve mutlaka canlı temas gerekmektedir; yani bir başkasının anlatımı ile estetik değer üretmek imkânsızdır; bu durumda illa bir değer üretiliyorsa bu estetik değerden başka bir şeydir.

Şimdi yeni bir aşamaya geçebiliriz. Güzel dediğimiz nesne ya da gerçeklikte ne arıyoruz da onu güzel olarak tanımlıyoruz?

Bu sorunun yanıtı Pisagor’a kadar gidiyor. Yani estetik değer taşıyan nesnede aranan düzenli olma, düzene konmuş olmadır. Başka bir deyişle biçim verme, biçimli hale sokulmadır.

Karşımızda duran ağaç kümesinden sadece birini çok güzel olarak seçiyorsak, onun biçiminin, duruşunun, kafamızdaki ağaç idealini en iyi yansıtan olduğu içindir. Bu açıdan güzel tanımı için kafamızdaki ideal kadar, güzelliği taşıyanın, gerçeğin (nesne) kendi türünün özelliğini en iyi yansıtması gerekmektedir.

Günlük yaşamımızda bilerek ya da bilmeyerek sürekli estetik değer üretiriz. Çünkü yaşam her şeyden önce, düzene koyma, biçim vermedir. Başka bir deyişle insan faaliyeti, güzeli yaratma, güzeli bulmaya dönüktür. Hiçbir zaman, çirkin bir iş yapmak istemeyiz. Her adımımız daha güzeline ulaşma temelindedir. Sokakların düzenli olması, evin içinin toparlanması, gibi günlük faaliyetler aslında bizlerin estetik faaliyetidir.

Daha önce söylediğim komik olanla trajik olan da estetik kategorileridir ve günlük yaşamımızda, tıpkı güzel ve çirkin olan gibi komik ve trajik değerler üretiriz.

İdealimizle gerçeklik arasındaki ilişkide gerçeklik üstün geliyor ve bu üstünlük bizde sevinç ve neşe gibi olumlu haz uyandırıyorsa, burada “güzel olan”a ulaşmışız demektir. Tabi bunun tam tersi çirkin olanın üretilmesidir.

İdealimizle gerçeklik çatışıyor ve bu çatışmada idealimiz üstünlük kurmuş ise, burada komik olana ulaşmışız demektir.

Sokakta herkes giyinik dolaşırken, birisinin çıplak dolaştığını gördüğümüz zaman hemen gülümser “deli mi ne?” diye mırıldanırız. Burada ideal olan (giyinik dolaşma), gerçek olan (çıplak gezen) arasındaki çatışmada ideal olan üstün gelmiştir ve bu üstünlükten dolayı karşımızdakine güleriz.

İdeal olan ile gerçek olanın çatışmasında gerçek galip geldiği zaman da trajik bir değer üretmiş oluruz. Örneğin çok sevdiğimiz, günlük yaşamımızın bir parçası olan, yaşam idealimizle örtüşen birisinin ölümü (gerçek) bizi derinden üzer; bu üzüntü bizim için trajik bir durumdur.

Salt ağlamak ve gülmek biyo-fizyolojik bir süreçtir. İnsan çok değişik nedenle ağlayabileceği gibi, gıdıkladığın zaman da gülebilir. Her iki durumda da estetik bir değer üretimi yoktur. Estetik değer, gerçek olanı, yaşantıyı, olup biteni, zihni süreçte algılayarak, onun ideal tasarımlarımızla kıyaslanması sonucunda ortaya çıkar.

Güzel-çirkin olan, trajik-komik olan estetiğin temel kategorileridir ve insanoğlunun günlük yaşamında her an ürettiği değerler sistemidir.

Estetik değer üretilmesi, başka değer sistemlerinden çok farklı bir ilişki biçimini gündeme getirdiğini daha önce belirtmiştim. Estetik değer için, mutlaka ve mutlaka canlı temas gerekmektedir. Bireysel canlı temas sonucunda üretilen estetik değerde bireysel olacaktır. Bu açıdan estetik değer için, her zaman özne ve nesne’nin (estetik değer taşıyan ile onu değerlendiren) birliği gerekmektedir.

İşte bu nedenle güzel olan görece (değişken) ve herkesin güzel tanımı kendisinin bilgisi, kültürü ve yaşam idealiyle sınırlıdır. Bu açıdan köylü kızı giydiği fistan içinde çok güzel olduğunu düşünebilir ve bundan zevk alırken, şehirli birisi için bu durum hiç de güzel olmayabilir. Her iki durumda da üretilen estetik değerdir: köylü kızı kendini güzel bulurken, şehirli için bu durum hiç de güzel değildir.

Ünlü halk ozanının dediği “Güzele güzel demem, güzel benim olmayınca” mısrası da aslında güzel olanın bireyselliğini anlatması bakımından ilginç bir örnektir.

Günlük yaşamımızda ahlaki, ideolojik, dinsel değerlendirmelerde bulunuruz ve yaptığımız değerlendirme, genel olarak kabul edilen kıstaslara göredir. Ahlaki olarak “kötü” kabul edilen davranış şekli hepimiz tarafından “kötü” olarak benimsenir. Ya da herhangi bir kişi ya da akım için çok rahatlıkla sağcı-solcu şeklinde değerlendirmede bulunabiliriz. Ama estetik değer için böylesine nesneleşmiş ve genel kabul görmüş değer üretmemiz imkânsızdır. Çünkü burada güzel olanı gören göz, tanımlayan, algılayan, yorumlayan zihni süreç yapmaktadır ve bu tümüyle bireysel, yani bana ait bir süreçtir. İşte estetik değerin bu özgül karakterinden dolayı, birimizin güzel bulduğunu diğerimiz güzel bulmayız. Birimizin çok beğenerek okuduğu romandan diğerimiz aynı tadı almaz.

 

Çok Okunan Haber

Miyase İlknur’dan flaş iddia: Cumhur İttifakı’nın Abdullah Gül planı

Cumhuriyet yazarı Miyase İlknur, Abdullah Gül’ün Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olacağına yönelik iddiaları Cumhur İttifakı’nın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir